Blog başlığındaki "+40" UYARISINI GÖRDÜNÜZ MÜ?

Ey Türk Milleti!
Birinci vazifen seni İslamcılık ve Türkçülükle benliğinden koparan, Araplaştıran din, devlet, ticarette sana yer vermeyen, seni küçük dereceli askeri görevlere vererek ölüme süren, sana hocalık, başbuğluk eden hainlere giydirdiğin tacı geri almaktır. Bunu yapabilmen için seni uyandıracak her türlü bilgi ve belge mevcuttur. Ya özgürlüğünü kazan ya da öl. Kölelikle atalarının kemiklerini sızlatma. Arap Rumların ırkçı kinci ensest sapık dinlerinden çık. Kurtuluşun başlangıcı burasıdır. Aklen kurtulmadıkça saltanatın da olsa kölesindir unutma. Sen özgür birey olmadıkça kardeşliğin önemi yoktur. Devletin her yüksek kademesine göz dik yerini al. Tırsma. Çabala, savaş ve kazan! Birlikte yaşadığın kavimlerle kardeşlik o zaman daha güzel olacaktır. Alaeddin Yavuz

Tarih boyunca atalarımız günümüzdeki kadar, her türlü bilgiye ulaşabilecek böyle bir çağ yaşamadılar.

Bizler tümünden şanslıyız. Buna dayanarak, blog içerikleri binlerce yıldır doğru bilinenleri sorgulamaktadır.

Tedbir olarak yanınızda sağlık ekibi bulundurunuz veya çıkınız! +40 :))

İster bu bloğda, ister okulda, camide veya başka yerde hiçbir yazılanı, öğretileni “sorgulamadan, araştırmadan” doğru kabul etmeyiniz!

Blog yazılarının telif hakları-copyright © “adilyargic; adilyargicc; keykubat.blogspot.com ve keykubat.blogcu.com” rumuzlarıyla yazan Alaeddin Yavuz’a aittir.


Vatan-Millet davası,hiçbir kurum veya kuruluşa havale edilemez, milletçe sahiplenilmedikçe hiç bir dava milli değildir.
Davasına sahip çıkmayan halk da millet değil sürüdür. Adilyargıç/Keykubat.

Yazılarımı ırkçı, etnik,dini ayrımcı bulanlar, Atatürk'e yapılan 26 Kürt isyanı, 25 suikastın arkasında ve 30 yıldır, 50.000 insanımızın ölümünde Kürt Yezidiliği ardında saklanmış gayrimüslüm azınlıkların olmadığını ispatlasın.

Hala okumak istiyorsanız buyurunuz.

Saygılar, sevgiler!

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

18 Eylül 2017 Pazartesi

TANRI KRALLAR, DİNLERİ VE JÜSTİNYEN YASALARI

TANRI KRALLAR, DİNLERİ VE JÜSTİNYEN YASALARI

TANRI KRALLAR ÇAĞININ GÜNÜMÜZE ETKİLERİ


En eski din olarak kabul edilen Sümer dininden örnekle başlarsam daha yararlı olacaktır. Sümerlerde krallar, tanrılar ile insanların cinsel ilişkilerinden doğmuş yarı tanrı melezlerden seçilirdi. Her kral tacını ve çobanlık alameti asasını baş tanrıları Anu/Aan’dan alır, rüyasında gördüğü görümler ve vahiylerden oluşan emirlerle halkını yönetirlerdi. Buna Anutuluk da denilirdi.
[caption id="attachment_1974" align="alignleft" width="201"] Sümer Tanrısı Anu.[/caption]
Bu inanış, Hint İran, Mısır Arap ve Grek dinlerine geçmiş, onlardan doğan Sabilik, Yahudilik, Grek, Roma Mitra dinlerine geçmiştir.
Zerdüşt kitabı Avesta, iran şahlarının soylarının güneş tanrıları Ahura Mazda (Armazd)’ın soyundan olduğunu, kıyamette Armazd’ın Pers/Fars olarak görüneceğini, diğer kavimlerin de Angra Mainyu (Aynraman/Arman/Ehriman) soyundan geldiklerini yazmaktadır.
Sabiler, Arabistan Arapları ve Yahudileri Adem oğlu Şit soyundan geldiklerini, Adem’i İkinci Yaratılış tanrılarının yarattığını, gökte ve yeryüzünde yaratılan Ademlerden bahsetmektedir. M.Ö.2300’lere ait Petra krallığı Ugarit, Ebla metinlerinde dişi şeytan E r Ruha, babası Ay tanrısı Sin’e “Allah’ım…” diyerek yakarmaktadır.
E.H.Yazır’ın Kuran tefsirinde eski Arap tefsir yazarlarının tespitlerinde, Arapların Mekke ve Taif’te bulunan Allah ve üç kızı ile ilişkisinden oluşan 360 tanrı olduğunu ve Arap kabilelerinin her birinin bu tanrılardan birinin soyundan geldiklerini, krallarına Amir/Emir, ruhbanlarına Şeyh denilmesinin bu akrabalıklara dayandırıldığı, İslam ile bu cahiliye devrinin son bulduğu anlatılır.
[caption id="attachment_557" align="alignleft" width="180"] El Lat, El Uzza ve Menat[/caption]
Bu yarı tanrı krallar zamanla yerini olağan insanlardan seçilen haberci peygamberlere bırakmışsa da, mutlaka geçmişe dayalı soy kütüğünü gösteren seçkin bir kabile üyesi olmasına da dikkat edilirdi.
Bütün Yahudi peygamberlerinin çoğunun Harun peygambere dayanması ilkesine rağmen, Davut, halktan İşay’ın, sakalı terlememiş, saraya iç oğlanı alınmış oğlu, Süleyman da Davut’un Hititli askerinin karısı ile yaptığı zina sonucu doğan çocuğudur. İkisinin de Yahudi olmama olasılıkları yüksektir. (Tevrat Saul kitabı)
İsmail soyu Yahudilerinden olan peygamber Muhammet de Kâbe’nin koruyucuları olan Kureyş soyundan gelen Ezd kabilesinden bir İsmaili Yahudidir. Gene de özünde mitolojik değerlere uzanan bir soy ağacı gerçeğinden son peygamber ile de kurtulmuş sayılmayız. (İ.İshak -Siretül Resülullah veya herhangi bir , “peygamberin hayatı(Siyer)” kitabından Muhammet soyuna ulaşabilirsiniz.)
Arapların Eşari İslam anlayışlarını, İranlıların 12 İmam Şia geleneklerini sürdürmelerindeki ısrarları da bu “soy gütme gelenekleridir.”
Peygamberlerden mucizeler bekleme geleneği de bu mitsel inanışların kalıntılarıdır ve elan da dinlerde yaşamaktadır.
Eski Yunan’da Hercules, Oidipus ve Theseus ölümlüydüler ama sonradan tanrı sıfatını elde etmiş ve tanrılar katına, göğe, Olimpos dağının üstündeki bulutlar ülkesine kabul edilmişlerdir.
Tevrat Danyal peygamber kitabında, Büyük İskender’in (M.Ö.IV.yy) İran’ın fethinden sonra kendisini “Tanrı” ilan etmesi ve Mısır’a girdiğinde babası olarak Mısır Güneş tanrısı Ammon’u babası kabul etmesiyle başlayan “Tanrı Kral” geleneği, İskender’in ölümünden sonra imparatorluğun dörde bölünmesiyle Mısır’da kurulan Ptolome Grek imparatorluğunun son varisi Kleopatra da Roma imparatorunun karısı sıfatıyla “İmparatoriçe-Tanrıça” olarak kabul görüyordu.
Başlangıçta Yunanistan’ın işgaline kadar Roma İmparatorlarının arabalarına binmeden önce yanlarında kendilerine " Hominem te esse memento! Memento mori!, that is Remember you are a man, and remember that you are mortal!” “Bir insan ve ölümlü olduğunu hatırla” diyen bir köle bulundurma geleneklerine sahiptiler.
Yunan Ptolome hanedanı geleneği olan “Tanrı Kral/İlahi Monarşi” geleneğine Roma’nın geçişi aşamalı şekilde olmuştur.
[caption id="attachment_1975" align="alignleft" width="229"] Hristiyanlığı Resmi din yapan Konstantin'in danışmanı[/caption]
İlk olarak, Jül Sezar’ın evlatlığı da olan imparator Agustus, Grek tarzı idareci kültünü eyaletlerde, vilayetlerde uygulamaya başlamışlar ancak Roma’da ve Latin dili konuşulan ülkelerde bunu zorlamamışlardır.
Yaşadığı dönemde çok sevilen biri olan Agustus, ölümünden sonra resmen “Divus” yani “İlahi olan(tanrı değil)”  ilan edildi. Başka kaynaklar da bunu, Sezar’ın (M.Ö.44) ölümünden sonra ilah olduğuna inanıldığından bahisle, “divi filius” (İng-Son of the Deified=İlahileştirilmiş’in Oğlu) sıfatını aldığını yazarak bunu doğrulamışlardır.
Bu geleneği imparatorun yerine geçenler aynı şekilde onurlandırılarak takip ettiler.
İmparator Vespasian’ın sön sözü “-Sevgili kendim, tanrılaştığımı düşünüyorum” olmuştur.
Neron’un şansölyesi Seneca, imparatorun yerine geçen Claudius için “Apocolocyntosis” adıyla alaycı bir eleştiri yazısı kaleme aldı. Yazıda Claudius’un Olimpos dağında tanrılığı kabulünü bir kelime değişikliği “APOtheosis” yaparak alaya almıştı.
Sağlığında ilahilik sıfatını alan ilk imparator, öldürmekten, cinayetten hoşlanan bir paranoyak olan Domitian’dı. Üçüncü yüzyıla kadar yerine geçenler onun kadar şaşaalı olmasalar da, çok sayıda yıkıcı iç isyanlarla boğuştular. İmparator olmak için yerine geçmeye çalışanlar (bir yüzyılda 50’den fazlaydılar), iktidarlarını, “ilahi/tanrısal” sıfatlarını kullanarak yasallaştırmayı denediler.
Bu çağlarda Yahudi ve öteki dinlerdeki muhalifler yüzünden Hristiyanlara yapılan baskılar asla tesadüfi değillerdi.
Hristiyanlığı resmi din ilan eden ancak diğer dinleri yasaklamayıp, kendisini de diğer dinlerin tanrılarının en büyüğü ilan eden Constantin de kendisini ilahlaştıranlardandır.
Hristiyanlığı resmi din ilan etmeden önce tanık olduğu mucizesi şöyle açıklanır;
[caption id="attachment_1834" align="alignleft" width="113"] Konstantin'in gökte gördüğü iddia edilen "Hoc vince=Bununla Fethet" işareti[/caption]
“Konstantin, kendisinin tanrının en sadık duacısı olduğunu söyleyerek ona seslendiğini ve karşılaşacağı zorluklarda kendisine tanrının sağ elini uzatarak açıklamalarda bulunacağını ve ona büyük içtenlikle yalvarırken göklerden muhteşem bir işaretin ona güneşin ışığının üzerinde göründüğünü, gözleriyle cennette Haç’ın ışığının/nurunu (Hoc Vince) gördüğünü ve kendisine “-bununla feth et” denildiğini söylediği yazılır.
Bu görümle, kendisini hayretler içinde kalmış, bütün ordusu ona tanık olmuş, seferlerinde onu takip etmiş, mucizeye tanık olmuşlardır.
Ve bu olayın nedenlerini düşünmeye başladığında birden gece olmuş, sonra uyumuş ve rüyasında İsa kendisine, göklerde gördüğü aynı işaret ile görünmüş, onun benzerliğinde bir nesne yapmasını emretmiş ve düşmanlarının işlerinden ancak onu kullanmasını söylemiştir.”
Bu şekilde, İran dini temelli Roma Janus şeytan ibadeti dinini kaldırmak için Konstantin, üniformalarının, kalkanlarının, sancaklarının üzerlerine parlak HAÇ sembolü işlenmiş, Tanrı İsa imanıyla yürekleri dolu ordusuyla 28 Ekim 312’de Roma’ya saldırdı. Muhalifi olan Maksentius’un ordusunu Milvian köprüsü üzerinde katletmesinin ertesi günü kendisine açılan şehir kapısına doğru yürüdü.
Roma Senatosu Konstantin’i “Batının İmparatoru” ve sürekli kazandığı zaferleri nedeniyle de Roma’nın tek hâkimi imparatoru olarak ilan etti.
Yüzyıllarca Hristiyan katliamı, sürgünü yapan Roma imparatoru, kendisinden önce İran’a sefer açmaya kalkan Roma imparatorlarının, “İran, tanrının seçilmiş kavmidir, felaketleri üstümüze mi çekmek istiyorsun” suçlamasıyla öldürülmesini ve asırlardır İran’a karşı başarı sağlayamadıklarının verdiği ezikliği, Hristiyanlığı kullanarak İran dini etkisinden halkını kurtarıp, onları savaşa razı edebileceği gerçeğini görmüş olmasıyla böyle bir masalı uydurduğunu bütün din tarihçileri yazmaktadır.
Nasılsa, zaten tanrı veya yarı tanrı sıfatı taşıyan imparator Konstantin, İsa’nın gelinleri olan “12” havarisi/öğrencisi/peygamberinden öne geçmiş ve İsa/Allah ile doğrudan görüşmüş, Roma’yı da askeri darbe ile ele geçirerek, Roma Hristiyanlığının temelini atmıştır.
Bunun ikinci adımı da Hristiyanlığı yazan Nasıra’lı Ferisi Yahudilerini de diğer Yahudileri de “İsa/Allah’ı öldürtmekten mahkûm etmek” ve onların dinini benimserken devletten uzak tutmak, soykırımlarını sürdürme siyasetini de eksik etmemiştir.
İsa, Nasranilere göre insan doğmuş ve sonradan tanrı sıfatına ermiş bir yarı tanrıdır. Aslında Nasranilerin İsa’yı peygamber saydıkları, Roma Katolik baskısıyla bu yoruma zorlandıkları inancındayım. Çünkü, İsa’yı dişi şeytan Er Ruha’nın erkek şeklinde göründüğüne inanan Süryanileri Roma’nın soykırıma uğratmaları gerçeği önümüzde durmaktadır.
Constantin zaten, ölünce tanrılığa erişecek bir yarı tanrı, Roma dini dışındaki kavimlerin tanrılarının en büyüğü olan yaşayan tanrı iken, İsa’nın peygamber olması, tanrı kralın, kulluğa terfisi kesinlikle yakışık almayacak bir durumdu.
Böylece, İran ile ne zaman savaşa tutuşsalar, devleti zayıflatmak için sürekli isyan çıkartan Yahudiler ve Yahudi Hristiyanlar Roma’nın aşağılık, asi tebalarıydılar. Bu köle Yahudilerin çıkardığı bir dinin kabul edilmesi Roma için zaten yeterince aşağılayıcıydı ve Yahudi köle İsa (Urisa)’nın peygamberliğinin, Hristio’dan Christ/Krist adıyla peygamberlikten tanrılığa yolculuğu da bu gerekçeyle açıklanmış olmaktadır.
[caption id="attachment_1828" align="alignleft" width="300"] Roma tanrısı iki yüzlü Janus[/caption]
Sadece III. yüzyılda, Hint, İran ve Sabilerden ithal edilen ilahilik sembolü olan başları ve taçları üzerinde, “Işık/Nur Saçan Hale” ile imparatorların resmedilme gelenekleri başladı. Hale’nin bir diğer temsil şekli de başlara giyilen sarık (türban)tı. Haç da Zerdüşt İran Mitra dininden Grek ve Roma Mitra dinine geçmiş zaten mevcut olan bir semboldü. Bu yüzden Roma, Vatikan’ı inşa ettiğinde, taştan doğan Mitra kişiliğindeki iki yüzlü şeytanları Janus heykelini kaldırıp yerine İsa’nın değil, Roma’da Hristiyanlığı yayan havari Petrus(Taş/kaya)’un heykelini dikmesi de manidardır.
Ben, sadece verilere bakarak tanrı sıfatlarının eskiye uygun şekilde yeniden düzenlenerek sembolik değişiklik yapıldığı inancındayım. Hristiyanlığın, gerçek anlamda kabulü ve yaygınlaşması ancak, Hristiyanlık dışındaki tüm dinleri yasaklayan Jüstinyen(M.S.540’lar) döneminde gerçekleştiğine tanık oluyoruz.
[caption id="attachment_1918" align="alignleft" width="199"] Başında Babil sarığının Hristiyan uygulaması olan HALE ile kendisini TANRI olarak resmettiren İki Roma'yı yeniden tek devlet yapan, zamanın en büyük hukuk reformcusu Büyük Jüstinyen[/caption]
Hristiyanlığın kabulü ile başlarının üstünde nur/ışık halesi ile resmedilme geleneği terk edildiyse de önemli kısımları kaldı. Altıncı yüzyılda imparatorların vergi toplama memurlarının, “comes sacrarum largitionum (Kutsal/Ulu Bağış’ın Hesapçısı)”  ifadesiyle belirlenmiş rütbelerinde bu izlere rastlamak mümkündür. Hristiyan imparatorlar artık tanrı olarak sayılmıyorlar, azizler gibi resimleri yapılmıyordu ama 540’larda Jüstinyen’in başında hale ile resmedilmesi hariç elbette.
Bu gelenek sadece Roma’da kalmamış, günümüze de intikal etmiştir. Müslüman ülkelerde de, peygamber Muhammet ölünce yerine seçilen HALİFE’ler, de yeryüzünde tanrının işlerini yapmak, dinini koruma görevleri nedeniyle şefaat umulan insanlar olarak görülmüşlerdir. 12.yy.da Mısır’da kurulan Dürzi Fatımi kralı El Hakim tartışmasız “Allah” olarak ilan edilmiştir.
İran Sünniliği olarak da bilinen Yezidilik aslında bir şeytan ibadetidir ve bir mezhebi de Dürziliktir. Osmanlı padişahlarının da adlarına baktığımızda “Bayezid” adı “Ba=Ruh/Cin,Tanrı ve Yezd/Ezd, Ezd adlı  tanrının birleşik adı olan “Yezid’in Ruhu” günümüzdeki Humeyni dinindeki haliyle “Ruhullah” adının karşılığıdır. Başka açıklaması da eski Hint, Moğol, Tatar, dillerinde BAY-TANRI; EZD=İran tanrısı Yezd’in adıdır. Birleştiğinde “Tanrı/Bay Ezd” adına ulaşırız. Bunlara Yıldırım Bayezit, II.Bayezit adlarını örnek verebilirim.
Osmanlı padişahlarına uzun yıllar mekan olmuş Topkapı Sarayı Bab-ı Selam (Selam kapısı) girişinin üzerinde “BESMELE” yazılıdır. Bu yüzden atla giriş yapan tüm yerli ve yabancı elçiler buradan atından inerek geçmek zorundaydılar ve sadece padişah bundan muaftı. Çünkü, o yeryüzünde Allah’ın, dininin temsilcisi ve koruyucusuydu. Neyse bu zor görevi 03 Mart 1924’de bir şekilde son buldu. Demek ki hiçbir kutsiyeti olmayan uydurma bir görevmiş. Yoksa Allah onu niye görevinden alsın ki?
[caption id="attachment_1833" align="alignleft" width="295"] Topkapı Sarayı Bab-ı Selam kapısı[/caption]
Padişahların kutsanması bununla da bitmiyor. Evliya Çelebi, Seyahatname’sinde Bitlis Hanı Abdal Han’ın isyanı bastırmakla görevli Melek Ahmet paşanın ALLAH YERİNE PADİŞAHTAN YARDIM DİLEDİĞİNE TANIK OLUYORUZ.Okuyalım;
““-İlahi! Kuvvet ve kudret, yardım ve fesat senindir. Verme, koruma ve doğruluk, iyilik ve büyüklük yine senindir. Dini Mübin gayretine bir fırka Muhammed ümmetini başıma topladım. Elimi yüzüme alıp, kapına dilenmeye geldim. Onu hiç boş döndürmedin. Yine eşsiz padişahımdan dilerim ki, Ahmed’in bu ricasını da kabul edip bu kadar insanı acındırma. BU YEZİDİ HAŞERATINI SEVİNDİRME!
Allah’a atfedilmiş sıfatlardan “hayır ve şer” kavramı “yardım ve fesat”  şeklinde verildiği gibi nerdeyse Allah’ın Esmaül Hüsnalarının en önemli sıfatları da padişaha bu duada atfedilmiştir.
Bitlis’li Süryani Ermeni dönmelerinden Said-i Kürdi; Said-i Meşhur olarak da bilinen yarı deli, okuryazar olmayan birisi, İngiliz Mason İslam dinlerinden olan Efganilik’ten düzenleme, Selefi Mısır (Dürzi-Yezidi) dini geleneğine uygun üretilmiş Nurculuk adlı sayıklamasında, gençliğinde rüyasında içki yüzünden uyarılması istenildiği gerekçesiyle 16 yaşında cezalandırmak için gittiği valinin korkusundan kaçarken atının çarptığı bir çocuğu öldürdüğünü, köylülerin saldırı üzerine bir su havuzuna sokarak çocuğu dirilttiğini (vaftiz), Bitlis Rus işgalinde (1916) sözde Ruslara savaşırken göğsüne isabet eden üç top güllesinden zayıf düştüğünü ancak hafif yaralanmasını anlatması ile, her biri bir topçu bataryasını imha edecek güçteki üç Rus kovanöı top mermisi ile misket gibi oynadığını ifade etmesi de bu şirklere çağdaş örneklerdendir. (Ruslar, Bitlis işgaline yardımlarından dolayı Said-i Kürdi’nin yandaşları Şeyh Said ile Dersim’li dönme Ermeni Seyit Rıza’ya kahramanlık madalyası taktıklarını gösteren video kaydını yayınlamışlar, bu kayıt elan Odatv” internet gazetesinde mevcuttur. Ki bu kayda göre Said-i Kürdi ve yandaşlarının Bitlis’i savunmayı bırak, Ruslara teslim ettikleri için madalya almış, Türk ve Müslüman soykırımı yapmış hainler olduklarının da delilidir. Ki bu video yayınlanmadan önce  bunu “Deliüzzaman mı Bediüzzaman mı” ve “Said-i Kürdi Deliüzzaman’ın Yahudi, Vatikan, Hristiyan Kökenleri” başlıklı araştırma yazımda bu kişinin yazdırdığı Lema, Şua, Risale adını verdiği broşürleri inceleyerek çözmüş, delillendirmiştim.
http://www.youtube.com/watch?v=F-HhsJNuiNQ
Bu osmanlı’da da kalmamış günümüz siyasilerinden R.T.Erdoğan’a da Düzce milletvekili Fevai Aslan tarafından “Allah’ın sıfatlarının çoğuna haiz” denilmesi, diğerlerinin “-Erdoğan’ı gördüğümüzde Sallallahüvessellem” deriz gibi sayısız  “ilah tanrı”  geleneklerinin yaşatılmaya çalışıldığına tanık oluyoruz.
Bunları sayısız şekilde çoğaltmak mümkündür.
Müslümanlarca “Allah’a Şirk koşmak” olarak tanımlanan bu davranışların hem İslami literatürde hem de evveli Hristiyan, Ortodoks Hristiyan ve Yahudi literatürlerinde ve mitolojide hala kullanılması aslında insanlığın hiç ilerlemediğinin de kanıtıdır.
Bu şartlarda Müslüman olan İranlıların ve diğer İslam toplumlarının Allah ve Cebrail’i, meleklerini “çekik gözlü tanrılar” olarak minyatürlerde tasvir etmeleri de tuhaf karşılanmamalıdır.
İslam’ın çıkışını “Hak geldi batıl zail oldu” diye avunanlar, peygamberin, sahabelerinin,ensarın adlarının başlarına R.A;SAV ve benzeri sıfatlar ekleyerek, bir takım mucizeleri atfederek putlaştırmaları aslında İslam’a göre kafirliğin ve müşrikliğin, bilerek-bilmeyerek temsilciliğini yapmaktadırlar. Çünkü, en eski İslam kaynaklarında bunların hiç biri yoktur.
İslam ile dahi, Nasranilerin, Roma’nın “yarı tanrı kral, peygamber” kültünden, mucizeleri olmayan, doğruyu adaleti tavsiye eden “İnsan peygamber kültüne” geçmeyi bu Arapların ve diğer ensest kavimlerin soy düşkünlükleri yüzünden insanlık başaramamıştır.
Bunun iki yolu vardır. Ya sosyal adaleti üstün tutan  İslam’ın başında çıkmış Mürcie anlayışının devamı sayılabilecek Sosyalist İslamcılara kulak vermek, bu tarz bir din yapmak veya dinleri tümden yeryüzünden kaldırmak insanlığın ilerlemesi için büyük fayda sağlayacaktır.
Bu olması gerekendir, ama olacak olan ise bunun tersidir ve 20.yy. da tüm kazanılmış demokratik hakların ve özgürlüklerin elden çıkarılıp, halkların cehalete ve köleliğe teslim edileceği “dinci siyasal rejimler” çağı sadece Türkiye’yi değil, Amerika başta Avrupa ülkelerini de tehdit etmektedir.
Binlerce yıllık, din savaşları ile yeryüzü insanlık ailesinin birbirlerini yok etmeleri son bulmalıdır, bulmazsa, gezegen yaşamının son bulacağı kesindir.
Hepimiz bu gezegende yaşıyoruz, insanlığın geleceği hakkında takdir insanlarındır.
Şimdi, bir başka çeviri yazım olan Eski Roma’da aile ve aileyi oluşturan, kadın-erkeklerin, kız ve oğlanların durumlarını okuyacağız. Çünkü toplumun yaşantısı din ile, yasaları da din temelli toplum yaşamı üzerine kurulur. Bu nedenle bu yazı bizim, bazen dini geleneklerin toplumu tatmin etmemesi ve devletin vergi, asker toplama, savaş ilan etme gibi ihtiyaçları yüzünden doğan hukuku anlamamızı da kolaylaştıracaktır.

ESKİ ROMA’DA EVLİLİK, ERKEK VE KADIN

ROMA’DA EVLİLİK
-Roma’da evlilik,aileleri korumak anlamında bir görev olarak görülürdü. Evliiklerin çoğu,yasal haklara sahip çocuklar elde etme amacı başta olmak şartıyla, aileler arasında bağları güçlendirmek için ebeveynler tarafından ayarlanırdı. Romalı bir erkek evliliğe düşük nazarla bakardı ve sadece, yasal çocuk yapmak için evlenirdi.
14 yaşına geldiğinde kızlar evlenmeye zorlanırlardı. Ailesinin sosyal konumunu yukarı taşıma geleneği yüzünden bir erkek için evlenip boşanmak genel bir alışkanlık değildi. Bu evliliği aşağılama geleneği Hristiyanlık yükseldiğinde de Roma nüfusunun düşük kalmasına etkili olmuştur.
-Evlilikler büyük tantanalar, gösterişlerle yerine getirilmelerine rağmen devlet ve dini yapı tarafından tanınmamıştır. Tek yasal gerçek mesele çocukların “yasal mirasçı” olabilmeleriydi. Romalılar, yasa aklıyla, ölüm veya boşanma hallerinde mirasın nasıl bölünebileceği hakkında oldukça sofistike belgeler ürettiler. Bulunmuş en eski belge Mısır’da M.Ö.IV.yy’a ait bir Yahudi evlilik sözleşmesidir*. Bu sözleşme, 14 yaşında bir kız için “6” inek karşılığında bir değiş-tokuşu içeriyordu.
*(Bu tarihte Mısır Grek Ptolome hanedanı idaresindeydi. Roma küçük bir şehir devletiydi. Grekler Pers idaresindeydi. Böyle olsa da Roma’lıların gelenekleri Greklerden, Greklerin de Sabi- Yahudi, Mısır Araplarından farklı değildi. Dini yaşamlarında her ne kadar İran Mitracılığı olsa da, Arami Sabi dini anlayışı hakimdi. Alaeddin Yavuz)
-Evliliklerin çoğu gençler arasındaydı. Kızlar 12 yaşında, erkekler 14 yaşında evliliğe hazır kabul ediliyorlardı. “25” yaşında bekar bir erkek ve “20” yaşında evlenmemiş bir kız para cezasına çarptırılıyordu. Gelinlerin bakire olmaları ilkeydi. Erkeklerin daha önce fahişelerle veya köle erkeklerle cinsel ilişkileri olması isteniliyordu. Bazı çocuklar bebeklikte nişanlanıyorlardı (Doğu Anadolu’da beşik kertmesi.Alaeddin Yavuz).
-M.S. I.yy.da Agustus döneminde doğum oranının düşmesi üzerine kalabalık ailelere vergi indirimi ve çocuk düşürmelere sert davranan yasalar getirildi. Halk çok sert evlilik yasalarına maruz bırakıldı, zina, töreye aykırı hareket etmekten, baştan çıkarmaya,, kadının erkeğe ihanetini keşfeden erkeğin, yüzüne onu suçlaması şeklinde değiştirildi. Zinacı çiftlerin malarına el konulup,ülkenin farklı yerlerine sürgüne gönderilmeye ve evlilik yasağı getirilmesi sağlandı. Bu yasaları getiren Agustus, erkeklerin eşlerinden çok fahişeler ve cariyelerine enerjilerini harcadıklarına, bu yüzden nüfusun düştüğüne inanıyordu.
-Agustus döneminde kadınlara boşanma hakkı verildi. Kocalar, metreslerini görebilirler ancak onları tutup evde barındıramazlardı, dullar, boşandıktan 18 ay sonra iki yıl içinde evlenmeye mecbur edildi.
Üç veya daha fazla çocuklu ebeveynlere mülk, mesleki teşvikler gibi ödüller verilirken, çocuksuz çiftler, bekarlar hakir görülüyor ve cezalandırılıyorlardı. Bu reformların sonunda boşanmalar roket hızıyla artmıştı.
Boşanmak basit bir işlemdi. Boşanmak isteyen bir erkek, yerel sulh hakimine gidip sadece bir boşanma belgesi alınca iş bitiyordu. Bir kadın boşanmak istediğinde, boşanma belgesi inkar edildiğinde yok sayılıyordu.
-Eski Roma ve Greklerde boşanma oldukça genel bir uygulamaydı.Boşanma için yasal zemin üretmek zorunlu değildi. Bir erkek, artık istemiyorsa eşini hemen boşayabiliyordu.
Roma’da boşanmak ise Medeni Hukuka göre üç şekilde yapılıyordu, bir haberciyle “topla eşyalarını” şeklinde bir not göndererek veya karısı ona söylemeden bir yere gittiğini bildirdiğinde hemen boşanılıyordu. (Kynk-People Almanac)
ROMA DÜĞÜNLERİ VE DÜĞÜN GECESİ
-Roma düğün törenleri ilahi ve insani ritüeller serisinden ibaretti. Gelin,şafağı temsil eden portakal rengi bir peçe örterdi, beyaz veya portakal rengi kemerli bir elbise giyerdi ve kemer veya uçkur “Herkül düğümü” denilen bir düğüm ile bağlanırdı. Gerdek gecesi erkek onu çözmek zorundaydı. (Anadolu’da hala bu gelenek vardır ve düğümü sabaha kadar çözemediği için muradına erememiş erkeklerin alay konusu edildiği çok sayıda fıkra, olay hala halk arasında anlatılır.Alaeddin Yavuz).
Düğüm Bağlama” ifadesi, kemere atıf yapmaktadır. June evlilik geleneği June ile ilişkilidir
[caption id="attachment_1976" align="alignleft" width="169"] Juno[/caption]
Evlilik ve doğum tanrıçası June’dan Haziran ayı adını alır.
-Düğün töreninde domuz kurban edilir ve davetliler ahlaksız şarkılar söylerlerdi. Buğday veya arpadan özel düğün pastası yapılır bereketi temsil ettiğinden gelinin başı üzerinde kırılırdı. Pasta kırıntıları gelin ve damat tarafından yenilirken, davetlilerin de üzerine atılır, sonunda da gelinin başı üzerine atılırdı. Gelin başı üzerine davetlilerve bereketi temsilen buğday, arpa gibi tahıl taneleri atılırdı.
-Toplum tarihçisi Paul Veyne, Roma gerdek gecesini tanımlarken; “Roma gerdek gecesi resmen kadına yasal tecavüz gecesiydi”, erkek, kadını bir köle gibi istediği şekilde kullanabileceğini kabul ettirmek amacıyla kadın erkeği tarafından taciz edildirdi.. Bunu cinsel ilişkiye bir başlangıç olarak yorumlamak zordur. Kadının korkusuna ve mufakatının olmamasına rağmen, erkeğin ilk gece önce bekaretini bozması gelenekti ama anal yoldan kullanmakatan kaçınması da düzenlenmişti.
ESKİ ROMA’DA ERKEK
-Genç erkeklerin fahişeleri ve erkek aşıklarını ziyaret etmeleri teşvik edilirdi ve evlendikten sonra eşlerine ait olmaları, ev erkeği olmaları istenilirdi. Anne ve babaları sağ ve onların kanatları altında oldukça, kız veya erkek ayırmaksızın çocuklar babalarına “EFENDİM” diye hitap ederlerdi. Bazen, babaları tarafından ölüme mahkum edildiklerinde çocuklar haliyle hayal kırıklıklarına uğrarlardı.
-Oğullar, bir işe, bir meslek hayatına başlamak için babalarının onayına ihtiyaçları vardı. Gelirleri babalarına aitti. Bu stres ve baskılardan doğan düzenlemeler bazen çocukları babalarını öldürmeye, babaları da çocuklarını miraslarından mahrum bırakmaya teşvik ediyordu.
ESKİ ROMA’DA KADIN
-Roma’lı kadınlar Grek kadınlarına göre biraz daha iyi durumdaydılar. Evlerinden şaperonları (koruyucu yaşlı kadın) olmadan ayrılabiliyorlar, evlerine gelen kocalarının misafirleriyle sosyalleşebiliyorlardı (Grek kadınlar bunu yapamazlardı) ve gladyatör dövüşlerine, kadınlar için ayrılan yerlere oturabildikleri drama seyretmeye gidebiliyorlardı. (Kynk_Grek and Roman life Ian Jenkins Biritish Museum)
-Romalı kadınların çocuklarını büyütebildikleri, kocalarına kölelerin yaptıkları gibi su getirmek, yemek pişirmek, örgü örmek gibi hizmetlerde bulunabiliyorlardı. Cato, bir erkek kadını yanağından öptüğünde onun içki içip içmediğini anlamak için öperdi” der.
-Kadınlara, erkeğin malı gözüyle bakılırdı. Evlilik çağına geldiklerinde iki tür seçenekleri vardı; Manu ile evlenmek,yani kocasının malı olmak ve manu’suz evlenmek yani, babasına ait olarak kalmak ve onun mirasından yararlanma hakkını korumak için tekrar babasınca sahiplenilmiş olmak.
-Yüksek sosyeteye mensup Roma’lı kadınlar bu günkü çağdaşlarından çok farklı değillerdi. Bazıları sabahları kalkar, makyajlarını yapar, doğru elbiseleri seçer,öğleden sonrayı alış veriş yaparak ve akşam vereceği parti için ev halkını örgütlemekle meşgul olurlardı.
[caption id="attachment_1903" align="alignleft" width="198"] Birileri ÇARŞAF- PEÇE MÜSLÜMAN KIYAFETİ DER. OYSA İSLAM KIYAFET DEVRİMİ YAPMAMIŞTIR.[/caption]
-M.Ö.195’de kadınlara boyalı elbiseler giymek ve çekilen arabaları sürmek, onlarla gezme hakları verildi. Agustus idaresinde kadınlar boşanma haklarını elde ettiler. Roma, Bizans ve Greklerde kadınların peçeli olmaları genel bir uygulamaydı.
Kaynak; Goddess, Whores, Wives and Slaves Book; Women in Classical Antiquity –Sarah Pomeroy- New York Hunter College’de klasik bir profesör.

Dilimize çeviren ve yayınlayan
Alaeddin Yavuz

Roma’nın aile geleneğinde boşama olayında “bir erkeğin kadının eve gelmediğini söyleyerek kolayca boşaması” bana İslam’da aynı gerekçeler ile bir erkeğin üç kez kadına “boş ol” demesinin de Roma hukukunun Arap geleneğine yansıması olarak görünmektedir. Daha bir çoğunun da okurken İslami geleneklerimize ne kadar uygun olduğuna tanık oldunuz.
Şimdi Tanrı Krallar metnini hatırlayarak, Tanrı krallardan, başına kutsal HALE koydurarak kendi Ayasofya kilisesinde mozaiğini yaptırmış Büyük Jüstinyen’in Tanrı yasalarını okuyalım.

JÜSTİNYEN YASASINDAN SEÇMELER


OF THE INSTITUTES OR ELEMENTS OF OUR LORD THE MOST HOLY EMPEROR JUSTINIAN.
EN KUTSAL İMPARATORUMUZ, TANRIMIZ(1) JUSTINIANIN ÖĞRETİLERİNİN İLKELERİ
(1)Hristiyanlığı resmi din ilan eden ve İstanbul’u inşa ettiren imparator Konstantin, kendisini, Roma idaresindeki bütün ulusların dinlerindeki tanrıların en büyük tanrısı ve kendisini de yeryüzünün tanrısı ilan etmişti. Bu sıfatın, Hristiyanlığın dışındaki tüm dinleri yasaklayan, tek din olarak Hristiyanlığı yasalaştıran, 476’da yıkılmış Batı Roma’yı tekrar ele geçiren ve Roma imparatorluğunu yeniden tek devlet yapan Jüstinyen’den de OUR LORD=TANRIMIZ olarak bahsedildiğini okuduk. Aynı terim aşağıdaki cümlede, Allah olarak kabul ettikleri İSA için de kullanılmıştır. Bu terimin bir imparator için kullanılması günümüz Müslüman ve Hristiyanlarına ters gelse de gerçek budur. Bu terimi, Rab, sahip olarak da çevirsek, terim İslam’da da aynı zamanda Allah’ın “Rabbülalemin=Alemlerin rabbi, öğretmeni-sahibi” gibi sıfatlarından başka şey değildir. Jüstinyen Anayasası da bir tanrı olarak onun öğretilerinin ilkeleridir, öyle başlık atmışlar zaten. Alaeddin Yavuz.
IN THE NAME OF OUR LORD JESUS CHRIST.
TANRIMIZ, JESUS CHRİST (İSA)’İN ADIYLA;
(Tanrımız İsa adıyla derken Bismillah=Tanrının adıyla ifadesini de görüyoruz. Böylece Hristiyanların da Besmele çektiklerine dikkatinizi çektim. Ortdodks Hristiyanlar olan Süryaniler, Nasturiler, Gregoryenlerde Besmele/BismilLah/BismilLat, Allah, Lailaheillallah, Allahüekber asırlardır zaten olan bir terimdir. Antik Sabiler ve Din Kitapları yazımda geniş bilgiler, açıklamalar, tarihi belgeler verilmiştir. Alaeddin Yavuz)
ANAYASANIN ÖN SÖZÜNDEN ALINTILAR;
İmparator Sezar, Flavius, Jüstinianus, Alemannicus, Fransicus, Germanicus, Anticus, Alanicus, Vandalicus, Africanus, Pious, Happy, Renowned, Victor and Triumpher ve hatta Augustus bile yasa öğrenmeyi arzu edenlerdir.
İmparatorluğumuzun görkemi sadece seçkin ordularımızla değil ve hatta yasalarımız ile de korunmaktadır, böylece hükumetlerimiz savaş ve barışta da Roma hakimiyetini sadece düşmanla yaptığımız savaşlardan zaferle çıkarak değil, sinsi içimizdeki düşmanlarımıza karşı da yasal önlemler alarak kötü insanların çirkef kumpaslarını bozguna uğratabilmektedirler.
1-Bu iki bölümlü yasayı, Tanrının yardımı ile ve büyük dikkat ve özenle tamamladık. Göksel gücün yardımları ile uzun zaman içinde yaptığımız fetihlerimiz ile imparatorluğumuzun parçaları olan Afrika ve diğer sayılan eyaletlerimiz olan Roma hakimiyetine savaçşı, yiğitlerimizin savaş yetenekleri ile idaremize boyun eğen barbar uluslar,Bizlerin derlediği ve resmen yayınladığı yasalarla yönetilmektedirler.
2- Şimdiye kadar olan kafa karıştıran konuları olan okyanusun derinlikleri gibi derin eski hukuk bilimimize ait bir çok ciltlere dikkatimizi verdik ve sonunda olduğu gibi işlemlerimizi cennetin hatırına tamamlayıp İmparatorluk Anayasamızı mükemmel uyumlu hale getirdik.
3-Tanrının inayeti ile bunu tamamladık ve kutsal sarayımızın eski Quaestor’u (Yargı ve maliye müfettişi denilebilir) olan meşhur Tribonyalı ustayı, Theophilus ve Dorotheus’u ve öne çıkan profesörleri (hukuka yatkınlıkları, bize olan bağlılıkları, emirlerimize olan itaatkarlıkları gibi çok konuda kendini kanıtlamış olanları) çağırdık, ve onları önerilerimiz ışığında, eski masallardan değil, hukukun temel ilkelerini İmparatorluğumuzun görkeminden öğrenebileceğiniz Hakimiyetimizin ilkelerini çizmeye yönlendirdik; böylece gözleriniz ve kulaklarını tam olmayan hiçbir şeyi algılayamayacaktır, her şey gerekçelerle uygun içindedir. Ve eski zamanlardakli İmparatorluk anayasamızda, bu okuduklarınız dört yıl öncesine kadar hemen hemen hiç geçmezdi, şimdi ise yeni bir başlangıç ile yürüttüğümüz işlemler sayesinde onur ve mutluluğa değer, hukukta başlangıç ve sonu öğreten yasaları Egemenliğimizin ağzından çıkartıyoruz.
4-Digest ve Pandect’lerden oluşan ELLİ KİTAP’ın, güzide kişiliğe sahip Tribonyalı ve öteki öne çıkan şöhretli insanlara öğretilerimizi takip eden dört kitaba bölünmüş hukuk bilimimize ait temel ilkelerin bütün eski kanunlardan toplanarak tamamladık.
5-Özet olarak, eskiden pek dikkat çekmeyen, kullanılmamış ilkeler İmparatorluk tarafından yeniden gösden geçirilerek açıklamanın temel ilkeleri belirlenmiştir.
6- Bu öğretiler eski kitaplarımızdan ve özellikle büyük tefsircimiz Gaius’un günlük zabıtlarından ve öğretilerinden ve daha önce Bize bildirilmiş olan ötekilerin çalışmalarından toplanmıştır, ve onları tamamıyla okuyup, gözden geçirdikten sonra Anayasamızın tüm yetkisini onlara göre uyarladık.
7- Sorumluluğunu alacağınız, büyük neşe ve coşku ile hazırladığımız Kanunlarımız, okunduğunda sizi tam bilgilendirecek, okumayı tamamladktan sonra sömürgelerimizi ve size teslim edilen aynı idari bölgeleri yönetmekte size esinlenebileceğiniz yetenekler kazandırabilecektir.
Tanrımız Jüstinyen’in ve Augustus’un da üçüncü Konsüllükleri sırasında, Aralık Kalend’inin on birinci günü Constantinople (İstanbul) da çıkarıldı.

TANRIMIZ, JÜSTİNİAN’IN BİLİMSEL KURAMLARI

KİTAP I

 

BAŞLIK I

KANUN VE YASA İLE İLGİLİ


Adalet, hak eden herkese sürekli ve sabit istek varmektir.
1-Hukuk bilimi, insani ve ilahi meseleleri bilmektir ve içeriği de neyin adalet, neyin adaletsizlik olmasıdır.
2-Bu bölümler genellikle anlaşılmıştır ve Roma halkının hukukunu açıklamak üzereyiz, ilk bahiste basitçe anlatılmış konular ayrılsa bile en uygununun büyük dikkat ve tamlıkta yapılacağı görülmektedir, Bunun için biz, başlangıçta, detayların çokluğu ve çeşitliliği ile bir öğrencinin tecrübesiz ve eğitilmemiş aklıyla hala yükleme yapmaktayız.
İki şeyden birini getirmek üzereyiz, ya ona sık sık güvenmeyerek, tüm emeklerine güvensizlik göstererek genç adamın cesaretini kırıp, tüm çalışmalarını bıraktıracağız ya da kuşkusuzca ve çok çaba sarfetmeden onun getirdiği hızlı, daha kolay yolda gidiyorsa, hedefine yönelteceğiz.
3- Sonraki ifadeler, hukun ilkeleridir; Namuslu yaşa, başkasını incitme, her bireye, kendine ait olanı ver.
4-Bu çalışmanın iki dalı vardır, ismen; Kamu ve Özel.
Kamu hukuku, Roma hükumetinin idaresini ilgilendirir.; Özel Hukuk, bireylerin haklarıyla ilgilidir.
Özel Hukuk, doğasında üç bölümden oluşur, Doğa Hukukunun ilkelerinin, Kavimler Hukukunun ve Medeni Hukukun düzenlenmesinden ibarettir.

BAŞLIK II

Doğa Hukuku, Kavimler Hukuku ve Medeni Hukuk;
Doğa Hukuku, tüm hayvanların düşünüldüğü doğadır, bunun için insan tabiatına pek uymaz ama tüm, havada, karada, denizde yaşayan yaratıklara kökenlerine göre uygulanabilir. Bu yüzden de erkek ve dişiliğin birleşiminden evliliğin düzenlenmesinin doğuşuna; ve bu yüzden çocukların eğitimlerinin düzenlenmesinin çıkarımına, bu hukuk bilgisinin diğer hayvanlara bağışlanmasını göreceğiz.
1-Medeni Hukuk ve Kavimler Hukuku aşağıdaki şekilde bölünmüştür; Bütün insanlar, bazıları kendilerine ait, bazıları insanlığa ait olan yasalar ve geleneklerle yönetilirler;
Her halk, medeni hukuk ile şekillenmiş kendisine ait bir hali umum eyaletlerde olduğu gibi kurmuştur.
Kavimler Hukuku, bütün milletlerin kullandığı, halklar arasında eşit olarak gözlenen ve bütün insanlık arasında doğal nedenlerle yasalaşmıştır. Bütün insanların bir parçası olarak Roma halkı da kendilerine özel bir yasa yürürlüğe koymuştur. Kendi özel yerlerinde kendi farklılıklarını açıklamayı önereceğiz.
2-Medeni Hukuk adını her bir eyaletten alır, örneğin, Atinalılardan biri Solon veya Draco’nun Atina Medeni Hukukunu isterse, bu manada hiçbir hata yapmaması gerekir, Biz, Romalılar Romalıların Medeni Hukukunu ya da Roma vatandaşlarınca çıkarılan Quirinus’dan şekillenmiş Quirites- Jus Quiritium’u kullanır diyeceğiz. Her ne şekilde olursa olsun, eyaletin adını eklemediğimizde, sadece adını vermeden bahsettiğimiz şair deyince, nasıl Greklerde   Homer, bizde Virgil anlaşılıyorsa öyle anlaşılacaktır.
Kavimler hukuku,bütün kavimlerin kendileri için yaptıkları düzenlemeler ve gelenekler nasıl ki tamamen insan ihtiyaçlarından oluşmuşsa, tüm insan ırkı için de öylesine geneldir. Savaşlarda ortaya çıkan esaret ve kölelik, bütün insanlar özgür doğdukları için nasıl ki tabiat hukukuna ters ise bu yasaya göre bütün sözleşmeler, satınalmalar, satışlar, kiralamalar, depositler, kiralamalar gibi sayısız işlemler bu yasa ilkesine yakındır.
3- Yasamız, Grekler arasında da olduğu gibi yazı ve yazılı olmayan yasalar olarak kullanılmaktadır. Yazılı Hukuk Yasaları, Plesbiscita, Senato Kararları, İmparatorun Kararları,Yüksek hakimlerin emirleri ve Jüri conseyinin yanıtlarından oluşmaktadır.
4-Bir Yasa, Roma halkının kurduğu, senatör hakimlerin oluşturduğu bir Konsülün şartları sorgulayarak oluşturdukları bir sonuçtur.
Plebiscitum, plebeinaların (avamın) hakimlerinin tribünü olarak da anlaşılan yargıçların sorgulamaları üzerine kurulmuştur. Plebeianlar, soyları yüzünden halktan ayrılırlar; bütün vatandaşlar, patricianların seçkinleri, senatörleri bile halk ve plebianlar terimleri içinde sayılmışlardır. Plebiscita, Lex Hortensia’nın pasajından beri aynı kanun gücüne sahiptir.
5-
6-
7-
8-
9- Yazılı olmayan yasalar, uzun gözlemlerle gelenekleşmiş, yasaya benzeyen, işletildiğinde halkça yaptırımı olan, onaylanmış geleneklerdir.
10-Yakışıksız olmayan şekilde Medeni Hukuk iki dala ayrılmıştır;   Kökenlerini ad olarak Atinalılar ve Lacedaemon olarak bilinen iki yasadan almaktadır; bu yasaların uygulanmasında Lacedaemonyalılar ve Atinalılar yasa olarak hizmet veren kuralların hafızadan uygulanmasıdır, diğer yandan yazılımı azaltılmış yasal düzenlemeler gibi uyulmalıdırlar.
11- Doğal Yasalara, bütün kavimler arasında ayrım yapmaksızın, değiştirilemeyen ilahi emirlermiş gibi uyulmalıdır, fakat, her yasa zamanla, halkın yazılı olmayan istekleriyle çıkartılan öteki yasalarla değiştirilebilirler.
12- Yaptığımız her yasayı, şeylere, fiillere ya da kişilere salık veririz. Biz, bilinmeyen (1) kimselerce, bireylerin en ufak yararını görerek yasaları benimsemelerine bakarak, kişiden bahsederiz.
(1-)Roma yasası Leges Regiae ile başlar ve çıkarılan yasalar, geçerliliğinin onaylanması, bu doğrultuda en yüksek merciinin onaylaması için Comitia’dan veya Halk Meclisinden geçer.
Lex Regiae, genellikle dini ve sosyal karakterlidir ve bazıları öyle olmasa da 12 Tablet yasalarından daha eski geçmişe şahiptirler.
BAŞLIK III BİREYİN HAKLARI İLE İLGİLİ
Özgür veya köle olsun bütün insanların, kişilerin başlıca hukuki bölümüdür.
1-Özgürlük, (serbest bırakılmaktan türetilmiştir) yasa veya bir güç tarafından engellenmedikçe her bir kimsenin doğal olarak hoşlandığını yapabilmesidir.
2-Kölelik, Kavimler Yasasının, tabiatın aksine olarak, bir kişinin başka bir bireyin idaresine tabi olması demektir.
3-Köleler, böyle anılacaklar, çünkü generaller savaş esirlerinin, ölüme mahkum edilmelerinden korunmaları için satılmalarına izin verebilirler, onlar, Numa Pompilius’a ait sıfatları içinde, özellikle, rahip kökenli olmanın delilleriyle ikna edebilen, pagan ibadet ayinleri yapanlar gibi değil de laik düzenlemeler yapabilir ve tercihan daha ahlaki görevler yaparlar. Bu kurallar, cumhuriyetin çocukluk çağlarında, Pontiff Kolejinin bir üyesi olan Papirius tarafından derlenmiştir.
Roma’nın erken günlerinde medeni, suç ve dini, bütün adli yetkiler, Devletin Şefine yani bu anlamda Kral’a verilmişti. Bu yüzden, eski dünyanın büyük şehirlerinin kendine özel politikaları ve yasal kurumlarına ait açıklamalı bilgilerin güvenilir kayıtlarına elbette sahip değiliz; ve, bu uzak zamanların efsanevi tarihleri, efsane ile gerçeklik arasında ya da salt gelenek ile olasılık arasında ayrılması imkansız, belirsizlik içindedir.
Elimizde bulundurduğumuz yargılama ile benzeşen bazı kayıtlı bilgilere göre, bütün ilk Roma Krallarının halkın refahından onların elçiliğine uzanan bütün yetkilere sahip olmaktan, özetle yargılamaktan hoşlandıkları özetle söylenemez.
Romulus döneminde devletin çeşitli emirleri ve yaptırımları ve hakları aşağıdaki şekilde tanımlanmıştır.;
"Ac regi quidem haecce attribuit iura: primum ut sacrorum et sacrificiorum haberet principatum, tum ut legum morumque patriorum esset custos, de guauioribus delictis ipse cognosceret, leuiora senatoribus committeret, senatum cogeret et populum conuocaret, et in bello summum haberet imperium.
"Consilio senatus hanc potestatem dedit, ut deliberaret et suffragium ferret de qualibet re, quam rex ad eum retulisset.
"Populo uero haec tria concessit, magistratus creare et leges sancire et de bello decernere, quando rex rogationem ad eum tulisset. Suffragia autem ferebat non simul totus populus, sed curiatim conuocatus." (Fontes Juris Romani Antejustinlani, Leges Regiæ, Page 7.)
Roma hukuk biliminin şekillenmesinde dini dogmalar her zaman en önemli rolü oynamıştır. Bu ilkelerin bazıları ve kuralların bu kaynaklarından alınması, imparatorluğun kapanış günlerine kadar sürmüştür.
Pontifff Koleji, başlangıçta yalnızca kutsallıkla ilgili konuları kabul ediyordu, sonradan, laik yasaların koruyucusu oldu.
Şimdi, Devlet ve Kilise olarak bilinen mutlak ayrım, asla bundan etkilenmedi. Roma Hukukunun dini öğeleri daima güçlüydü, Cumhuriyetin mevcudiyeti süresince geçici egemen değildi.
Romalıların çıkarttığı ilk kanuni yasal düzenleme olan 12 Tablet Yasası, bazı parçaları kırık dökük de olsa, okunabilir şekilde günümüze bazıları gelmiş olan, sert dini tabiata uygun, hoşlanılan çok sayıda ahlaki kurallar içermektedir.
Bu etkin dini ağırlıklı(sacerdotal) devlet nüfuzu, yerine geçen yasalarca, şöhretli egemenlerce tanındı,bazen büyük saygı gösterildi ama genellikle devlet politikası olarak kaldı; ve çoğunda da Jüstinyancılık olarak göründü.
Kayzerlerin yerine geçen haleflerinin, Papa’nın uzun erişimli egemenliklerinin küstah ve sorumsuz teşviklerinde en ufak etkisi yoktu.
Köleler, düşman elinden alınmaları sebebiyle mancipia adıyla anılırlardı.
4-Ayrıca böyle köle olurlar veya köle doğarlar. Kökenlerini dişi kölelerimize borçlu olanlar köle doğanlardır, veya esaret yoluyla Uluslar/Kavimler yasasına göre de köle olurlar veya borcunun bir miktarının elde edilebilmesi için kendisinin 20 yıl boyunca köle olarak satılmasına izin verilen özgürlerin Medeni Hukuka uymalarıyla da köle olurlar.
5- Azat edilmiş veya özgür doğmuş olanlar arasında çeşitli farklılıklar olmasına rağmen köleleliğin şartlarında farklılık yoktur.
BAŞLIK 4-IV ÖZGÜR DOĞAN KİŞİLERLE İLGİLİ
Özgür doğan kişi, özgür doğmuş iki kişinin evliliği yoluyla, kölelikten özgür bırakılmış olanlardan, veya özgür bırakılmış biri ile özgür doğmuş bir evlilik yoluyla doğumu anında özgür olan kişidir. Ayrıca, babası köle de olsa, özgür anneden doğan çocuk da özgürdür, çünkü çocuk, bilinmeyen bir baba ile rasgele cinsel ilişkide bulunmuş özgür bir anneden doğmuştur. Hamilelik süresinde köle dahi olmuş olsa da özgür bir anneden doğması yeterlidir.
Bu bakımdan, özgür iken hamile kalmış bir kadın sonradan köle olmuş olsa da, annenin talihsizliğini doğmamış çocuğun eziyetinin kaynağı olamaz. Bu gerçekten yola çıkarak, özgür bırakılmış bir köle anne, özgürken hamile kalmış ve sonradan tekrar köle olmuşsa, çocuk yine özgür doğmuş sayılır. Bizim gerçek kabul ettiğimiz, serbest bırakılmış bir anneden doğmamış bir çocuğun özgür sayılması Marcellus’un fikridir.
1-Hiç kimse, özgür doğumun getirdiği ayrıcalığı, sıklıkla yapıldığı gibi azatlı köleliğe indirgeyemez, bu konuda zararlı ön yargılara sahip olamaz.
BAŞLIK 5-V AZAT ÖZGÜR BIRAKILANLAR İLE İLGİLİ
Özgür bırakılma, yasal kölelikten azat edilmedir. Azat edilme, bir sahipin iradesine, kontroluna tabi olup, uzun süre kölelik etmiş olan birine özgürlüğünün bahşedilmesidir.
Azat edilene gücü geri verilir. Bu işlemin kaynağı, her insanın doğuştan özgür olduğu ilkesini belirleyen Uluslar/kavimler yasasıdır. Köleliğin süresi bilinmedikçe azat etme var olamaz, azat edilme ayrıcalığı Uluslar yasasıyla tanıtıldıktan sonra herkesi tanımlayan genel bir adın tahsis edilmesiyle, Uluslar Yasasında üç insan türü tanımlanmıştır;
Özgürler, karşıtları olan köleler ve üçüncü sınıf olan, kölelik süreleri kesilmiş olan özgür bırakılanlardır.
Azat edilme, İmparatorluk Anayasasına uygun olarak kutsal kiliselerde; Praetor/Yargıcın asasıyla, dostların hazır bulunduğu yerde, anlaşma ile ve vasiyetname ile olmak üzere çeşitli şekillerde yerine getirilebilmektedir. Şimdi sahip olduğumuzdaki gibi eski Anayasamızda da, bir köleye özgürlüğünün bahşedilmesinin yöntemleri tanıtılmıştır.
Yine de, sahipleri, bir Vali hamama, bir Preconsul, veya Praetor tiyatroya giderken, yolda yürürken istedikleri anda köle azat edebilirler.
Bu açıdan bakıldığında eski zamanlarda özgürleştirme şartları üç türlüydü; azat edilir edilmez tüm haklarını ve yasal özgürlüklerini kazanıp Roma vatandaşı olabiliyorlardı; Latinleşenler, (Lex) Junia Norbana yasası ile daha aşağı şartlarda özgürlüklerini alabiliyorlardı; (Lex)Aelia Sentia yasasıyla da Dedititii sınıfı arasında daha az derecede özgürlüğe sahip olabiliyorlardı. Latinler tarafından kullanılan düşük düzeyli vatandaşlık kavramı artık yürürlüğünü yitirmiştir. Bu yüzden, bizim iyi niyetimiz, özgür doğanın azat edildiği, tek tarafın hoşlanacağı azatlı özgür bırakılanların kısıtlı oldukları tek zögürlük şekli benimsemiş eski Roma şehri şartlarının gözden geçirilmesiyle bu iki anayasa ile insanlığın yaşam şartlarını iyileştirmek, geliştirmek isteğidir.
Bundan dolayıdır ki, detititii sınıfını, şöhretli insan Quastor Tribonian’ın önerisiyle günümüzde kölelerin şartlarını görüşerek, bütün azatlı Roma vatandaşları arasında hiçbir ayrım yapmamayı uygun gören İmparatorluk emirlerimiz ile eski yasalardaki ve diğer anayasamızdaki günümüze uymayan şartların aynı Quaestor’un önerisiyle reformlarını yapıp tek tip Roma vatandaşlığını karara bağlayarak resmen ilan ettiğimiz anayasamızdaki kararlarımız ile kaldırmış bulunuyoruz.
BAŞLIK 6-VI BAŞAKALARINI AZAT EDEMEYENLER BUNU NEDEN YAPAMAZLAR
Köle azat etmeyi görüşme hakkına sahip olan hiç kimse bunu hemen gerçekleştiremez, (Lex) Aelia Sentia yasası özgür bırakmayı bazı şartlarda engeller, şöyle ki, faizle para vererek dolandırıcılık yapan birisi, birini azat etse de bu hükümsüzdür.
  • 1- Bir köle sahibi, borçlarının tümünü ödemedikçe, kölesini mirasçı tayin edemez, ona özgürlüğünü veremez, aynı şekilde bir köle vasiyetname ile mirasçı tayin edilemez, tek mirasçı tayin edebilmek için belirtilen şartları yerine getirmesi Başka mirasçısı olmadıkça bir kişi, kölelerinden uygun gördüğü birini mirasçısı tayin edebilir ama bunu yapabilmesi için de alacaklılarını tatmin etmesi şart koşulduğundan (lex) Aelia Sentia yasasının tedbir şartları adildir. Kişi alacaklılarını tatmin etmeden kölesini mirasçısı tayin etmişse, alacaklılar haklarını alabilmek mülkü ve malları satarlar ve bu da ölmüş kişiye yapılan bir alçaklık sayılmaz.
  • 2- İnsanlık için yeni esaslar koyan Anayasamıza göre aynı kural, özgür bırakılmadan mirasçı tayin edilmiş köleler için de uygulanır. Genellikle borçlarını ödememiş bir sahip, belgeleri tam olan ve özgürlük bahşettiği bir kölesini mirasçı tayin etmesi veya diğerlerini etmemesi, köleliklerinin sürmesine karar vermesine bakılmaksızın, kredi vererek dolandırıcılık yapma ihtimali olup olmadığına, alacaklıların vasiyetten önce tatmin edilip edilmediklerine bakılır. Aksi halde mülke mirasçı tayin edilemez.
  • 3- Yasaya göre alacaklılara olan borçlarını ödemeden köle azat etme ve borçların tamamını ödememe hali dolandırıcılık sayılır. Özgürlük bahşedilen kişinin özgürlüğü, insanların daima sahip olduklarından daha fazla değerlere sahip olmaları nedeniyle, sahip oldukları mülkleri borçları ödemeye yetmese bile, alacaklıları dolandırmaya teşebbüs etmedikçe engellenmez. Biz, azat edilmenin iki yolla hükümsüz sayılacağını anlıyoruz; Mülk alacakları ödemeye yetmezse, böyleyken azat edilen taraf kendi rızasıyla alacaklıları dolandırırsa özgürlüğü hükümsüzdür.
  • 4- Aynı yasa Lex Aelia Sentia’ya (1) göre sahip 20-yirmi yaşın altındaysa, Praetor’un asası ve Consül kararının varlığı dışında köle azat etmesi hükümsüzdür.
  • 5- Yasal köle azat etmenin şartları şöyledir; örneğin, bir kimse, kendi annesini, babasını, oğlunu, kızını, kız veya erkek kardeşlerini, hizmetkarlarını, hemşiresini, babalığını, evlatlığını, evlatlık kız ve oğullarını, evlatlık erkek kardeşini, temsilcisi yapmak üzere bir erkek köleyi, evlenmek için bir kadın köleyi ( yasal bir engel olmadıkça altı ay içinde eşi olması sağlanır) özgür bırakabilir. (1) Lex Aelia Sentia yasası, suçlu kölelerin sahiplerince azat edilmesini engellemektedir ve böyle olanlar bundan kaçınmalıdırlar.
  • 6- Bir gerekçe, bir kez onaylandıktan sonra ister doğru, ister yanlış olsun tekrar gözden geçirilmez.
  • 7- Bunun için, yirmi yaşın altında olan köle sahiplerinin, yirmi yaşın altında köle azat etme yetkisi olmayan on dört yaşında bir köle sahibinin vasiyetname ile öldükten sonra mallarını işletebilmesi için vasiyetname ile köle azat etmelerinin özel yöntemi Aelia Sentia yasasında kurulmuştur.
  • 8- Birinin mülkiyetinin tamanını başkasının üzerine geçirmesine anlayış gösterilmez, birinin sadece tek bir köleye özgürlük vermesine izin verilmez; sonra, kendi malı ile istediğini yapabilecek olan bir insana son arzusu olarak neden istediğini bahşetmesine, sırasıyla kölelerini azat etmesine neden izin vermiyoruz? Özgürlük değer biçilemeyecek kadar önemli bir zenginlik iken, eskiler, yirmi yaşın altındakilere bir kölenin özgür bırakılmasına karar vermeyi yasaklamışlardır. Biz, bu boyuttan bakarak orta yolu seçtik ve yirmi yaşın altında olan, on yedi yaşını doldurmuş, on sekizine girmiş bir küçüğe, vasiyetnamesi ile köle azat etmeye karar vermesini sağladık. Eskilerin, bu yaşta olan birinin mahkemelerde başkalarının yararına bulunmalarına izin verdiklerine bakarak, bu yaşta birisinin kendi kölesine özgürlük bahşetmeye karar vermesi neden engelleniyordu ki?

BAŞLIK 7-VII FURIA CANINIA YASASININ FESHİ İLE İLGİLİ
Lex Furia Caninia’da, vasiyetname ile kölelikten azat etmenin belirli yöntemlerini yazdık; Bazı mevcut iğrençliklerin özgürlüğü engellemelerini kaldırmayı belirledik; Ölen kişinin bu ayrıcalığını ret ettik ve yaşayan kişilere bütün kölelerini mecvut bir engel yoksa azat etmelerine izin verdik.
BAŞLIK 8-VIII SAHİPLERİNE AİT OLANLAR VEYA BAŞKALARININ İDARESİNDE OLANLAR.
Birey hukukunun diğer bölümü buradadır, bazı insanlar bağımsızdır, bazıları başkalarının otoritesi altındadır, ve yine bazıları da babalarının idareleri altındadır ve ötekileri sahiplerinin otoriteleri altındadır. Bazılarını, diğerlerinin idareleri altındakiler,bazı belirlediklerimiz de aynı zamanda bağımsızlar olarak görüleceklerdir. İlk başlıkta, sahiplerinin idarelerinde olanları saymamıza izin veriniz.
  • 1- Köleler, sahiplerinin idaresinde olanlardır, bu yetki Uluslar Yasasından alınmaktadır, bütün ulusların köle sahipleri, kölelerinin yaşamalarına ve ölmelerine karar verebilirler, ve köle tarafından elde edilen her şey sahibine aittir.(1)
  • 2- Çağımızda, her nasılsa, hukuken aksi bir karar verilmedikçe hiç kimsenin başkasının idaresi altında yaşamasına izin verilmez, kölelere insanlık dışı muamele edilemez; İlahi Pius Antonius tarafından yapılan Anayasa’ya göre, her kim bir köleyi sebepsiz yere öldürürse, başkasının kölesini öldürene verilen cezadan daha az bir cezaya çarptırılamaz, ve Anayasanın egemen maddesine göre bir köle sahibinin haşinlikleri ileride belirlenmiştir; Köle sahiplerinin anlayış gösterilemeyecek derecedeki barbarlıkları, zalimlikleri karşısında, eyalet valileri, bu kölelerin kutsal büyük binalara ve imparator heykellerine sığınmalarına izin verebilir; uygun koşullarda kölelerini satmaya zorlayabilir, tedbir olarak onlara fiyat biçebilir; Devletin hissesi olan malı hiç kimse suistimal edemez. Aşağıdakiler, Aelius Martianus’un fermanında işaret ettiği terimlerdir; “Köle sahiplerinin gücü bozulmamış olmalı ve bu köle sahipleri, sadece içlerini rahatlatmak için öfke, tahammül edilemeyen yaralamalar, açlık çektirme, yalvartma gibi inkar edilemeyecek davranışlarda bulunamaktan yasal haklarından mahrum edilmiş olmamalıdırlar.
Bir heykele sığınmasına karar verilen Julius Sabinus’un kölesinin şikayetine dikkat edin; bir çok mahrem yerleri yaralanmış, olağanın dışında sert davranıldığı tespit edilmiş olanların satılmalarını emredin, böylece köleler efendilerinin güçlerne tekrar maruz kalmasınlar, eğer köle sahibi benim Anayasamdan kaçmak için düzen kurarsa, ona çok daha şiddetli önlemlerim olduğunu hatırlatın.”

BAŞLIK IX (9) BABALIK YETKİSİ İLE İLGİLİ
Yasal evlilikten olan çocuklarımız, bizim gücümüzdür.
1-Evlilik veya Birliktelik,kadın ve erkeğe zorla birlikte yaşamayı gerektirir.
2-Çocuklarımızı özel Roma vatandaşı yapan otorite,sahip olduğumuz çocukların üzerinde başka insanların otoritesine izin vermez.
3-Her kim, siz ve eşinizden doğmuşsa, sizin oğlunuz ve eşinden doğmuş kız ve erkek torunlarınız ve hatta onların kız ve erkek çocukları dahi silsilesiyle sizin otoriteniz altındadır. Ancak, kızınızın doğurduğu çocuklar sizin değil, babalarının idareleri altındadır.
BAŞLIK X(10) EVLİLİK İLE İLGİLİ YASALAR
Roma vatandaşları, yasa kavramına göre yasal birleşmelerden oluşan evliliklere, erkekse ergenlik çağında kız ise çocuk yapabilme yeteneğine kavuştuklarında, ailelerinin onaylarını aldıktan sonra, önceden sahip oldukları yasal şartlara göre, medeni veya doğal hukuk çerçevesinde katılırlar. Bundan dolayı, deli bir insanın kızının evlendirilmesi, deli bir insanın oğlunun bir eş alması istenilebildiği gibi oğul hakkında bazı fikirler üstün gelebilir. Biz, anayasamızın evlilik sözleşmesinde tanımlandığı üzere deli bir insanın kızının veya oğlunun babanın onayı olmadan evlendirilmelerine izin veriyoruz.
1-Şunlardan olanların ve bazılarının evlilik sözleşmesi yapmalarından kaçınırız ve izin vermeyiz;
Bu yüzden, ebeveynler ve çocuklar arasında akrabalık olduğunda; örneğin,baba-kız;dede-kıztorun;ana-oğul;büyükanne-erkek torun ve bu şekilde silsile halinde devam eden akrabalar arasındaki evlilikler ve karıkoca gibi böyle yaşayanlar oldukları söylenilse de bu ensest evlilikler şerefsizliktir.
Bu prensipler çok genel ve uygulanabilir olup, evlatlık dahi alınsalar ebeveynler ve çocuklar arasında böyle bir evlilik için yasal sınırlama mevcuttur; ve azad ettiğiniz köleniz olsa dahi evlatlık kızınız, torununuz da olsa bir eş olarak alamazsınız.
2- Benzer kuralların ikinci derece akrabalıklar için de uygulandığından bahsedilse de bu kesin değildir. Evlilik aslında, aynı anne ve babadan olan kız-erkek kardeş veya ikisinden de olanlar arasında yasaklanmıştır. Fakat, bir kadın evlatlık yoluyla sizin kızkardeşiniz olmuşsa, evlatlık sözleşmesi devam ettikçe onunla evlenemezsiniz ama, evlatlık sorunu çözüldüğünde veya azad edildiğinde evliliğe mani bir hal   kalmaz. Bu nedenlebu kural konulmuştur, bir kimse erkek evlatlık almak istiyorsa, kız evlatlığını azat etmelidir.birisi kız evlatlığınla evlenmek istediğinde öncelikle oğlunu azat etmelidir.
3-Erkek kardeşinizin oğlu veya kızı ile evlenmek yasaktır ya da hiç kimse erkek kardeşinin veya kız kardeşinin kız torunlarıyla evlenemez hatta dördüncü göbek akrabalık bağı olsa dahi evlenemezler. Bunlardan birinin kızı veya kız torunlarıyla her şekilde evlilik sözleşmesi yapmak yasal değildir, yasaklanmıştır.Her nasılsa, siz, babanızın evlatlık kızıyla, medeni ve doğa hukuku ile ilgili engeller olmadıkça evlenebilirsniz.
4- İki erkek kardeşin veya iki kız kardeşin çocukları ya da bir kız bir erkek kardeşin çocukları evlenebilirler.(Ülkemizde özellikle şafiler, devşirmelerarasında oldukça yaygın bir gelenektir. Hanefilerde çok fakirlik halinde ana tarafından evlilik dışında uygulanmaz. Alaeddin Yavuz)
5-Bundan başka, halanız ile evlenemezsiniz. Hatta evlatlık dahi olsa da halanız veya teyzeniz ile de atalarınızın soyundan olduğundan evlenemezsiniz. Bundan dolayı da aynı gerekçeyle büyük halanız ile babanızın anne tarafından olan ile de evlenemezsiniz.
6-Ve yakınlık bağı nedenile bazı kadınlarla da evlilik yasaktır. Örneğin, üvey kız evlat veya gelin, ikisi de kız evlat sayıldıklarından onlara evliliğe izin verilmez. Anlaşılması gereken, bunlar kızınız veya gelininiz ise ve hala oğlunuzla evli ise, bir kadın iki erkekle evli olamayacağına göre evlenemezsiniz; kız, halâ üvey kızınız ise ve annesi ile evliyseniz, bir adam aynı anda iki kadınla evlenemeyeceğine göre evlilik sözleşmesi yapamazsınız.
7- Kayın valide veya üvey anne ile evlilik, akrabalık bağı sürdükçe ve kesilmedikçe yasaktır; bu demektir ki, üvey anneniz, hala babanız ile evli iken bir kadının iki kocası olması umum ahlaka aykırı olduğundan; kayın valideniz, halâ kızı karınız olduğuna göre, bir adam aynı anda iki kadınla evli olamayacağına göre evlenemezsiniz.
8-Kocanın başka kadından oğlu, kadının başka kocadan kızı varsa veya benzeri bir hal varsa, yasal olarak kardeş sayılsalar da evlilik kontratı düzenleyebilirler.
9- Boşandığınız eşinizin başka kocadan kızı var ise sonunda bu sizin evlatlığınız olmaz, fakat Jullianus der ki, bu tür bir yakınlığa sahip kadınla evlilikten kaçınılmalıdır; oğlunuzun nişanlısı, sizin gelininiz değildir, veya babanızın nişanlısıysa sizin kayınvalideniz değildir, bu nedenlerle böyle tanımlanmış evliliklerden kaçınılması haliyle yasaldır.
10- Köleler arasında evlilikte akrabalık, baba-kız şeklinde olduğunda evliliğe engeldir ve kölelikten azat edilmiş abi-kız kardeş için de bu geçerlidir.
11- Ve hatta, değişik gerekçelerle evlilik sözleşmesi yapması yasaklanmış kişiler de vardır ve bunlar eski hukuk belgeleri ve dökümanları üzerine yapılan yorumlarda ve maddelerde tek tek numaralandırılmışlardır.
12- İlkelerini koyduğumuz yasaları ihlal ederek, ne karı-koca yakınlığı ne de düğün töreni,evlilik ya da başlık/mehir vermeden karı-koca hayatı yaşadığı anlaşılan olursa; bu ilişkiden doğan çocuklar babalarının idaresi altında sayılmazlar, anneleri gayrimeşru ilişkiden hamile kalmış sayılacağından çocukların sonunda babası belirsiz sayılır, Grek dilinde “tesadüfi hamilelik”ten doğma anlamına gelen sahte çocuklar olarak sayılacaktır, çünkü çocuklar babasızdır. Böylesine çözülmiş bir birleşmenin olduğu yerde mehirin dönmesi için bir talep yoktur, imparatorluk anayasasına göre ceza gerektiren bir yasak evlilik yapılmıştır.
13- Bazen yeni doğan çocukların bir baba otoristesine verilmediği ve bunun sonradan olduğu haller olur, böyle biri doğal oğuldur, curia’nın bir üyesi olduğundan babanın idaresi altına verilir. Bu oğul, aynı zamanda evliliği yasa ile yasaklanmamış, babası ile karı-koca hayatı yaşayan bir özgür anneden doğmuş, anayasamızın sağladığı uygun belgelere sahip, sonradan baba idaresine verilmiş olduğundan kendi sınıfına ait kabul edilir. Benzeri aynı şekilde evliliklerden doğan başka çocuklar olsa dahi anayasamız onlara benzeri avantajlar verir.
BAŞLIK 11-XI- EVLAT EDİNME
İdaremiz altında sadece kendi çocuklarımız olmaz, daha önceden belirttiğimiz gibi evlatlık çocuklar da ediniriz.

BAŞLIK 15-XV BABADAN KAN BAĞIYLA YASAL KORUYUCULUK
12 Tablet Yasalarına göre, babadan kan bağıyla koruyucu (Agnate) olanlar, anlaşma ile koruyucu tayin edilenlerden değildir, yasal koruyucular olarak anılırlar.
1-Agnateler/Koruyucular, erkek cinsiyetli, baba tarafından kan bağı ile bağlı akraba olanlar demektir; örneğin, aynı babadan doğan erkek kardeş, o erkek kardeşin oğlu ve erkek torunu; hatta, amcası, amcasının oğlu ve amcasının torunu...şeklindedir. Dişi cinsiyet bağıyla bağlı olan koruyuculardan Agnate olmaz ama Doğa Hukukuna göre Cognate olur; bunun için aynı babadan olan kızkardeş, erkek kardeşe aynı ilkeyle bağlıdır, çünkü aile, anneden değil babadan olan çocuklar ile sürer.
2- Agnate/Babadan kan bağı olandan koruyucu tayini, ölümünden sonra mirasçısına bir koruyucu tayin edilmesini isteyen bir müracaat belgesi, koruyuculukla ilgili bir vasiyetname bırakmasıyla olur; bazen, vasiyetname bırakan sağ iken koruyucu tayin edilenin ölmesi olarak da anlaşılabilir.
3- Babadan kan yoluyla koruyuculuğun kaldırılması, medeni haklarını ceza ile kaybetmiş olma halinde olur. Akrabalık terimi sadece erkek tarafınan akrabalığı ifade eder. Yukarıdaki, medeni haklarını kaybetmiş olma cezası yüzünden başlangıçta değişiklik olsa da akrabalık yasası kadın tarafından olmaz., ve böyle koruyuculuğun kaldırılması da doğaldır.
BAŞLIK 16-XVI MEDENİ HAKLARIN KAYBI İLE İLGİLİ
Medeni hakların kaybı, resmi statünün değişmesiyle üç şekilde olur; En az, orta, en çok şeklinde ifade edilebilir.
1-En çok şekilde medeni hakların kaybı bir kimsenin, vatandaşlık ve özgürlük cezalarını birlikte almasıyla olur. Bunlar olduğunda; azat edilmiş bir köle, koruyucularına saygısızlık etmekten mahkum olursa; veya taraflar kendi istekleriyle sattıkları malın satış fiyatında anlaşamazlarsa, kişi, mahkeme kararıyla verilen ceza ile köle olur.
2- Az veya orta derecede Medeni Hakların kaybı, bir kişinin ateş ve su yasağı alması veya, belirsiz bir süre ıssız adaya sürgün cezası almasıyla olur.
3- En az derecede Medeni Hakların kaybı, vatandaşlık ve özgürlük cezalarını birlikte almasıyla olur, ancak bu durum, resmi sahiplerinden birinin, bir diğerinin otoritesi altına girme cezası alması gibi şeylerle değişebilir.
4- Azatlı köle Medeni hakların kaybedemez çünkü hiçbir şeyi yoktur.
5-Bu kişilerin onurlarını belirleyen şartlar, Madeni haklardan mahrumiyet cezası almadıkça değişebilir; ve bunun için Senato tarafından sürgün cezası gibi cezalar almamış olmalıdır.
6- Medeni hakların kaybı cezası kız kardeş tarafından koruyuculuk ısrarı hakkında şöyle denilmiştir; Böyle benzeri hak kayıpları durumunda kız tarafından koruyuculuk kalıcıdır. Ama Büyük medeni Haklar kaybı cezası ortaya çıktığında kız kardeş tarafından koruyuculuk hakkı kaybolur. Örneğin, kız tarafından bir akrabanın kölelik cezası almasıyla, bu kişi azat edilmiş olsa dahi haklarını geri alamaz; ve bir kişi ıssız adaya sürgüncezası almışşsa kız kardeş kuruyuculuğu ortadan kalkar.
7-Koruyuculuk, erkek akrabalara devrolsa da her erkek akrabaya hemen devredilemez, sadece en yakın akraba olması veya aynı derecede akraba (kardeş gibi) olmaları gerekir.
BAŞLIK 17 XVII KÖLELERİN ESKİ SAHİPLERİNİN KORUYUCULUKLARI HAKKINDA
BAŞLIK 18-XVIII- SAHİPLERİN YASAL KORUYUCULUKLARI
(Azad edilselerde kölelerin eski sahipleri ve onların mirasçı oğullarının, köle ve onun erkek soylarının malları üzerinde işletme/koruyuculuk yapmaları yasası)
BAŞLIK 19-XIX – FİDUCİARY KORUYUCULUK HAKKINDA
(Fiduciary koruyuculuk, azatlı bir kölenin çocukları ergenliğe ulaşıncaya kadar tayin edilen koruyucu)
BAŞLIK 20-XX- JULİA ET TİTİA YASASI ALTINDA ATANMIŞ BİRİ VE ATİLİAN KORUYUCU
(Lex Julia yasasına göre valilerin vilayetlerde yaptığı atama şekli)
BAŞLIK 21-XXI-KORUYUCULARIN YAPTIRIMLARIYLA İLGİLİ
BAŞLIK 22-XXII- KORUYUCULUĞUN SONA ERMESİ
BAŞLIK 23-XXII- CURATORLERLE İLGİLİ
(Curator=deli veya koruyuculuktan suistimal yüzünden ceza aldığından, kendi malını idare edemeyenlerin koruyucularına verilen ad.)
BAŞLIK 24-XXIV-KORUYUCULAR VE CURATORLERCE VERİLECEK GÜVENCELER HAKKINDA
(Curator=deli veya koruyuculuktan suistimal yüzünden ceza aldığından, kendi malını idare edemeyenlerin koruyucularına verilen ad.)
BAŞLIK 25 –XXV- KORUYUCULARIN VE CURATORLERİN GÖREVLERİNDEN ÇEKİLMELERİ HAKKINDA
(Curator=deli veya koruyuculuktan suistimal yüzünden ceza aldığından, kendi malını idare edemeyenlerin koruyucularına verilen ad.)
BAŞLIK 26 –XXVI ŞÜPHELİ KORUYUCULAR VE CURATORLAR HAKKINDA
(Curator=deli veya koruyuculuktan suistimal yüzünden ceza aldığından, kendi malını idare edemeyenlerin koruyucularına verilen ad.)  http://www.constitution.org/sps/sps02_j1-1.htm
Jüstinyen Yasası metinlerinden seçtiğim bölümlerin çevirisi burada bitti.
Roma ve Avrupa toplumları ile Ortadoğu Rumları ve Arapları, soy olarak İndoaryan yani Hint-Aryan toplumlarıdırlar. Hepsinin gelenekleri sonunda Hint din geleneklerine uzanır veya o gelenekten doğmuşlardır.
Bu yüzden Hint dinlerinden derleyip dilimize çevirdiğim Hinduluk’ta Eşcinsellik başlıklı kısa çalışmamı okumanızın dinlerde cinsel sapkınlıkları yorumlarken düşünce dünyanıza katkısı olacağı inancındayım.
HİNDULUKTA ENSEST VE EŞCİNSELLİK
Brahma Kumaris, 2500 yıl önce, cennet yeryüzündeyken, cinsiyetsiz insan varlığı aklın ücü ile üretildi, Hindistan’ın, biyolojik, insanlık tarihi şekillendi.
Hindistan’ın eski cinsellik kültürü, Mahabaratha metinlerindeki Rig Vedalarda ve öteki farklı kaynaklarda bildirildi.
Örneğin, Mahabharata Adi Parva (Başlangıç Kitabı) da “Evlenmemiş bir kadın cinsel ilişki isterse, yerine getirilmelidir ve yerine getirilmezse o dinin ölümü demektir.” Der.
Hindu kutsal metinlerinde “Vikruti Evam Prakriti” yani “sapıklık, çeşitliliktir” diyerek sapıklığı doğal olarak göstermektedir. Her ne kadar onaylanmasa da erkek eçcinselliği doğaldır.
Hindu metinleri olan Manu Smriti 3.49 ayetinde, veSushruta Samhita gibi çeşitli metinlerde bazı insanların karışık cinsiyetli doğduklarını ve dişil tabiatlı doğduklarını veya cinsel olarak nötr doğmalarını, doğal biyolojinin sorunu olarak tanımlar. Bu tür yaratılışa sahip olanlar, berberlik,çiçek satıcılığı,hizmetçilik, masörlük ve fahişelik işlerinde çalışırlar.
Bu gün böyle üçüncü tür insanlar (Hicralar) Hindistan’ın her yerinde özellikle marjinal toplumlarda fahişe veya dilenci olarak yaşarlar.
Muhtelif Hindu dinlerinde homoseksüellik aleyhine kesin emirler olmasına rağmen, Hindu mitolojileri, kadın ve erkek eşcinselliğini ve üçüncü tür ile cinselliğe bir çok efsanede hürmet etmektedir.
Ulupi açıkça Arjuna’ya der ki, “Bir geceliğine onunla uyumak dine karşı değildir.
Ensest,eski metinlerde yaygın olarak bahsedilen bir konudur. Lekhraj Kirpalani, Father of Humanity kitabında kendi kızıyla evlilik düğününden Om Radhe’nin ilahi bir görüş olmasından bahseder
Vasishta adlı bir bilgenin kızının kocası olduğu ve onunla ilişkiye girdiğine inanılır. Bir başka hikayede, Tanrı İndra, torununun karısı Vapustma ile cinsel ilişkiye girdiği yazılıdır. Diğer bilgeler de kendi kızlarıyla evlenmişlerdir.
Rig Veda da bile, kız ve erkek kardeşler olan Yam ve Yami’nin cinsel evrimlerinden bahsedilir. Yami, kız ve erkek kardeşler arasında yaygın olmayan cinsel ilişki arzusunu öz erkek kardeşine imalı şekilde söyler.
Mahabarata’nın Adi Parva kısmında, Rishi Prashar ile Satyavati Matsyangandha arasında ve oğlu Utthat, eski bilge Dirghtama’nın bir kadınla halkın önünde hayvanlar gibi aleni cinsel ilikiye girdikleri yazılıdır. BU durum Viktorya çağı İngilizlerini şok etmiştir. (Tevratı iyi okusaydılar aynısını Davut peygamberin yaptığına tanık olurlardı.A.Yavuz)
Gita Govinda daRadhe ve Krishna nın Aşk Şarkıları” on ikinci bölümde yirmi dört bölüm halinde Krişna nın Radhe ile aşkı, hazzı körükleyen ifadeleri yer almaktadır;
“Krişna ergen kadını sarmalayarak öperken Radhe, bir arı için yasemin çiçeği ne ise, öylesine zevk için en çok sevilen oldu,
Krişna, yüzünü geriye çevirip arzuyla baktı,
Elbisesinin uçları, toprağın ormanındaki arkadaşlarınca tutuluyordu,
Hayır, hayır, hayır diyerek, eteğinin düğümünü gevşetirken Radhe yi tekrar çağırdı,
Sesleri kafa karışıklığına işaret ediyordu,
Vucudu şaşılacak kadar aşktan korkuya kapıldı, sözleri açıkla anlaşılabilir olmuştu.
Biçimli dudakları göğüslerinin üstüne düştüğünde, Radhe, Kadamba ladin ağacı gibiydi,
Titreyen yürüyüşü ve sonsuz iç çekmeleriyle gözyaşları etrafa serpildi.””
Bu metin çevirisini de burada yeterli görüyorum.
İnsanlar, insan gibi yaşayan göksel işgalci kavimlerce bu dünyada köle olarak yaratılmışlar ve onların yaşamlarını taklit etmişlerdir. Dinler yukarıda da yazdığı gibi böyle diyor. İşte İsa böyle bir tanrı olabilirken, Roma imparatorları da böyle yeryüzü tanrılığı iddialarında bulunabiliyorlar.
Günümüz Müslümanlarına çok ters olan bu kavram, ilk Müslümanlar için hiç de ters değildi. Fatimi hükumdarı El Hakim kandisini Allah ilan edivermişti örneğin. İşte Melek Ahmet paşanın, Allah’a değil de padişaha yalvararak kendisine ilahi yardım göndermesini istemesi de aynı mantığın ürünüydü. Abbasi halifesi Cafer el Mütevekkil (822-861) sıfatlarından birisi de “Alâ-el Lah” yan, “Ulu Allah” dı. Tam adı “el-Mûtevekkil ʿalâ ʾl-Lâh Câʿfer bin Muhammed” şeklindedir. Her birisi yeryüzü tanrısıdır.

LEX SCATİNİA ROMA EŞCİNSELLİK YASASI
Hristiyan Avrupalıların ve devlet adamlarının yıllarca Türkleri ve Müslümanları “Eşcinsel ve Pedofilik hastalar/sapıklar” olarak suçladıklarına işim gereği tanık olduğum gibi, ilk açılan Haçlı Seferinden itibaren bu suçlamaların Papalık ağzıyla yapıldığı da tarihi gerçektir.
Aşağıdaki hukuk metinlerinde, Roma’nın eşcinselliği yasaklamakta başarılı olamadığı, hatta öyle niyetinin de birkaç imparator dışında olmadığı, pedofilinin yani kız ve erkek bebekler, ergenler ile cinselliğin ise yasa ile korunduğunu okuyacağız.

Çeviri Metin;

Bilim insanları arasında tartışmalar olsa da erken Roma cumhuriyet edebiyatı ve erken cumhuriyet, “iki erkeğin rızaya dayalı cinsel ilişkide karar kılmalarını sıklıkla kadınsılık olduğundan gülünç bulunduğunu ancak yasadışı olmadığını yazar. Sonradan Roma İmparatorluğu bu yasayı “kesinlikle yasak” olarak değiştirmiştir.
Lex Scatinia yanlışlıkla (Lex Scantia) da yazıldığı olan, M.Ö. 225’lerde, Marcus Cladıus Marcellus ile aynı cins ile cinsi münasebet ile suçlanıp mahkum edilmiş  Aedile Scantinius Capitolinus’un adı verilerek  bir kurulca hazırlanmış olan yasa  M.Ö.149’da tanıtılmış, cinsel davranışları,fiilleri, kulamparalığı, zinayı, özgürlerde pasif eçcinselliği düzenleyen,  “özgür doğan bireylere” ölüm cezası getiren Medeni Hukuk Yasasıdır.
Roma’da “Lex Scatinia” dan önce bir kanun olduğuna dair söylentiler varsa da kayıp olduğundan, bu kanunu yazan bir kayıt bulunamamıştır.
Lex Scatinia dahil bütün Roma Hukukları “özgür doğan vatandaşlar üzerinde etkili olan cinsel davranışları” düzenliyordu.
Köleler “Res=şey” olarak adlandırıldığından karşı cinsle cinsellik, köleler arası eş cinsi münasebetlerde dahil ve yasadışı her işte kullanılabiliyor veya öldürülebiliyorlardı. Ancak cinsel ilişkide azdırıcı olarak kullanılmıyorlardı. Köleler için uygulanan cezalandırma genelde dövmek olarak uygulanmaktaydı.
[Craig A. Williams(Brooklyn College and the Graduate Center): [http://ccat.sas.upenn.edu/bmcr/1998/1998%2D10%2D16.html "Review of"Roman Sexualities" by Judith P. Hallett, Marilyn B. Skinner, Princeton: Princeton University Press, 1997. Pp. 343. ISBN 0-691-01178-8."] , Bryn Mawr Classical Review 1998.10.16]
MÖ.50’de de Preator (Çift resmi görevli memur Yargıç ve Vali gibi) Marcus Livius Drusus Claudianus, öncekinden 100 yıl sonra Lex Scatinia olayında karar vermiştir.
M.Ö.17’de  Lex Scantinia, imparator Agustus tarafından  Lex Lulia de Adulteriis davasında zina tümüyle yasaklanmıştır.
III.yy.da Lex Lulia davası Sententiae  olayı ile tekrar etti ve yüksek dereceli yargıç olan Julius Paulus tarafından aynı cins cinselliğine ölüm cezası verildi.
M.S. 342’de Konstantin ve bağlıları, sonradan Theodosius yasasını da içerecek bir karar yayınladılar.
Yasa Maddesi; Cod. Theod IX (9).VIII(8). 3 (Cod. Justin IX.ıx.31);
“Bir adam rızasıyla bir kadınla evlenir de cinsel ilişki arzusu bütün önemini kaybetmişse, yapılacak yararlı işin ne olduğu bilinmiyorsa, Sabah yıldızı çıkmış bir şey olmamışsa, ortada aşk kalmamışsa, kadın dişilik isteklerini karşılamadığı için adamdan vaz geçerse((quum vir nubit in feminam viris porrecturam,))  bu durumun ortaya çıkmasını yasaklıyoruz ve kanunlar, intikamcı bir kılıçla silahlanarak, bu kötü şöhretli kişiyi veya bundan sonra ortaya çıkabilecek bir suçlunun şiddetle cezalandırılmaya mahkum edildiğini bildiriyoruz.”
Bu yasa biraz anlam bakımında karışık görünse de ileride II.Valentinian tarafından 06 Ağustos 390’da Theodoisus  ve Arcadius ve Theodosian yasası olarak bilinecek yasayı çıkardırlar.
Cod. Theod IX.VII.6;
“”Utanç verici, kadınsı veya kadınlığı andıran giysiler giymiş erkek vücudunu, kadısı veya kadına benzer bir varlık olarak gösterirse, bunun cezasını, herkesin gözü önünde öcalan alevlere maruz kalarak ödeyecektir.””
Roma İmparatorluğu döneminde Lex Lulia de Adulteriis (aslı c. M.Ö.17) gibi olayların yorumcuları, erkek çocuklara karşı sarkıntılık, tacizleri içeren ve erkekler arasındaki bütün eşcinsel ilişkileri ölüm cezası ile yasaklayan yasaların Doğu Roma’da Justinyen (M.S.527) zamanında olduğundan bahsetmişler, Procopius ve Malala da tarihlerinde homoseksüellerin cezalandırıldıklarını yazmışlardır.
İlaveten, Jüstinyen’in yasası Corpus Juris Civilis (30 Aralık 533),bazı yasal düşüncelerin toplanması olarak anlaşılabilir.
Başlangıç IV. Xvıı.4
“”Çeşitli şekillerde yer alan kişisel davaların görülmesinde olduğu gibi, Lex Lulia  de Adulteris davasında da “başkalarının evliliğini tehlikeye atmadığı halde ölüm ile(gladio)cezalandırılmasına, bir başka erkeğe olan şehvetinin örtüsünü kaldırmaya cesaret etmesi yüzünden verilmiştir(qui cim masculis nefandum libidinem exercere audent)””
Jüstinyen’in yeni çıkan Homoseksüellik cezaları;
Yeni Çıkan 77 (M.S.358) (Özet)
“Tabiatın doğasına aykırı olarak, çok şeytanca tahrikler ile kendi aralarına aldıkları bazı erkeklere utanç verici uygulamalar yapmaya başladıklarından ötürü, biz, bütün şehirlerini perişan eden ve içindeki halklarını yok eden tanrının yeminini saymayan bu dinden çıkmışların, kafirlerin kanunsuz şehvet düşkünlükleri gibi şeytaniliklerden kaçınmadıklarından dolayı onları tanrının yargı korkusuna getirmekten memnunuz. Şehirleri perişan eden, içindeki dinsizleri yok eden tanrının kutsal ayetlerine göre hüküm verdiğimizi düşünüyoruz.”
Aşağıdaki karar, Kutsal Roma-Cermen imp. V.Charles (1539) tarafından Lex Carolina (Die peinliche Halsgerichtsordnung) davası üzerine yayınlanmıştır;
“Bundan böyle, bir adam bir hayvanla, bir adam bir adamla, bir kadın bir kadınla ahlaksızlık işlerse, umumi geleneklere göre, doğaya karşı işlediği suçtan dolayı yaşaması yasaklanıp, yakılarak ölüme mahkum edilecektir
YENİ ÇIKAN 141 (M.S. 344 )
“”Sodom şehrinde tanrının tam yargılamasının anlatıldığı kutsal metinlerin bize öğrettiğine göre, tam bir delilik olan cinsel ilişki yüzünden söndürülemeyen ateşiyle tam gününde toprakları yakmıştır. Tanrının kaçınılmaz kader hakkında bize öğrettiklerini yapacağımız yasaya doğru çevirmeliyiz. Ve tekrar biliyoruz ki kutsanmış peygamberler bizlere bunlar hakkında bazı şeyler söylemişlerdir ve çıkaracağımız yasa bunlara uygun olacaktır. Bunun için tanrı korkusuna yakışan, aşağı bir suç olan yabanıl- evcil hayvanlarla işlenen günahlardan kaçınmayı yorumlamadık. İnsanların bunları işlediklerinde yaptığının günah ve kötü olduğunu, gelecekte karşısına çıkacağından böyle şeylerden kaçınmaları sağlanmalıdır. Bu karı kocalık işini hayvanla işleyen hastaya sadece bunu gelecekte terk etmesini söylememeliyiz, yaptığının tanrının önüne çıkmadan önce tapınağa gidip günah çıkarmasını, kefaret ödemesini gerektirdiğini, pişmanlığın meyvesinin tadını da anlatmalıyız. Allah’ın merhametinin ve acımasının bol olduğunu, korunmak için tövbekar olması halinde burada bulunan ve aynı fikirde olanların da teşekkürünü kazanacağı söylenmelidir.””
Dilimize çeviren ve yayınlayan
Alaeddin Yavuz
Kaynaklar;;  (Valeri Maximi-Factorvm Et Dıictorvm memorabılıvm Libri Novem” Cilt VI(6), Bölüm v (5ff) [Article on "struprumcum masculo" by W. Kroll in Pauly-Wissowa (ed.), "Realencyclopädie der classischen Altertumswissenschaft", 1921] [On "supplicium fustuarium", public beating to death for same-sex behavior among free-born men in Rome longbefore "Lex scantinia", see Polybios, "The Histories", volume VI, chapter 37] [See article "Päderastie" by M. H. E. Meier in Ersch & Gruber (eds.), "Allgemeine Encyclopädie der Wissenschaften und Künste"] [Theodor Mommsen, "Römisches Strafrecht", 1899, p. 703f (in English as "Roman Criminal Law")] [Wilhelm Rein, "Das Criminalrecht derRömer von Romulus bis auf Justinianus" ("Roman Criminal Law from Romulus up to Justinian I"), 1844, p. 864] [Gisela Bleibtreu-Ehrenberg, "Tabu Homosexualität - Die Geschichte eines Vorurteils" ("The taboo of homosexuality:The history of a prejudice"), 1978, p. 187]
Kaynaklar; CiceroAd familiares 8.12.3, 8.14.4; SuetoniusLife of Domitian 8.3; JuvenalSatire 2, as noted by Richlin, The Garden of Priapus, p. 224. Cantarella, Bisexuality, p. 107, lists references in addition in the Christian writers AusoniusTertullian, and Prudentius.
Aynı konuyu farklı gören bir başka kitaptan dilimize yaptığım çeviri yazı;
Judith P.Hallett-Marilyn B.Skinner tarafından yazılan ve ABD. New Jersey 1997 Princeton Üniversitesince yayınlanan Roman Sexualities (Roma Cinsellikleri) adlı kitap’ta Roma’nın asillere eş cinselliği yasaklaması ve Roma hukukuna göre yapılan eş cinsellik ilişkisinde ilişkinin tarafları ve “erkek tanımları” yer almaktadır.
Kitabın 31. sayfasında, zevk almak için yapılan ilişkide “aktif” taraf “giren-delen (penetrating partner)” olarak tanımlanırken, pasif olan da “delinen-girilen (penetrated)” olarak tanımlanmıştır. Aktif/etken tarafın “kullanan (wielding)”, pasif/edilgen olanın “daha az güçlü olan” ifadeleriyle açıklanmıştır.
Roma Latincesindeki ifade kurallarına bakılırsa “muliebria” vajinal ilişkiye atıf yapan bir kelimedir. Bu yolla bir erkeğe girilmesinin ifade edilmesi kusurludur. Erkeğe anal yolla girilmesi dil içinde vajinal giriş yapma ifadesinden alınarak asimile edilmiştir.
Tuhaf şekilde dil biliminde görünenin aksine heteroseksüel anal giriş halinde, bazen “girilen/delinen dişi” anlamındaki “puer” (Mart 9.67.3’de geçtiği gibi olağan çevirisi “OĞLAN“ dır.) kelimesine başvurulduğu görülür.
Bir erkeğin anal girişini ifade etmede kullanılan “muliebra pati” tuhaf şekilde kadına ve bazen de oğlana atıf yapmaktadır.
İki durumda da cinsel ilişkinin iki ortağından pasif/edilgen olanı “adam/erkek” ten çok kadın veya oğlandır.
Bu, Roma (ve klasik Grek/Yunan) cinsel ilişki sözleşmelerinde yetişkin “erkek” vatandaş, edilgen rol oynayan için “pueri” terimi, erkek çocukları, erkek kölelerin her yaşta olanlarını kapsamaktaydı.
Roma toplumunda göz yumulan erkek eşcinsel ilişkileri cinsel olarak reşit olmuş adam ve edilgen olan taraf ta genelde daha genç olan bir erkek köle, on beş yaşlarında azad edilmiş erkek köle veya vatandaş olmayan biri arasında kabul edilirdi.
Roma düşüncesinde “muliebria” kelimesinin kullanımı, cinsel olarak alıcı erkek olarak düşünüldüğü açıktır, erkeğin karakteristiği değildir.
“Vir” statüsü ve cinsi “patientia”, başka bir erkeğin penisince girilen, delinen anlamında karşılıklı uyumsuz kavramlardır. Senece bunu , “gençliği, güzelliği korunsun diye kısırlaştırılmış erkek köle”yi tanımlamak için kullanır ve onun asla bir erkek olamayacağını ve uzun yıllar bir erkek tarafından “girilen” bir adam olarak kalacağını savunmaktadır (Ep.122.7)
Genellikle “adam (erkek insan) olarak çevirdiğimiz Latince terim sınırlıdır; Bütün erkeklerin “erkek olarak sayılmadıkları” konusunda isimde bir uyuşma vardır.
Yetişkinlik çağına erişmiş erkekler “viri” olarak anılmazlar, onun yerine tamamen gelişmiş, olgunlaşmış anlamında “pueri,adulescentes” terimleri kullanılırdı.
Erkek köleler veya eski, azad edilmiş köleler eğer yetişkinseler “viri” olarak anılırdı, onlar için kullanılan “pueri” veya “homines” sıfatları da, aşağı sınıftan olup, adı kötüye çıkmışlar için kullanılırdı.
“Vir” sıfatı, basitçe yetişkin erkeği belirtmezdi; özellikle, özgür doğmuş, iyi şartlarda yetişmiş, Roma toplumunun en üst sınıfına ait olan yetişkin erkekleri ifade ediyordu.
Terim ilk bakışta, aslında biyolojik cinsiyetiyle ve cinsel sosyal statüsünü tanımlayan bireyin doğum,vatandaşlık stasüsü, genelde aldığı sosyal sorumluluğa uygun olarak cinsiyeti tanımlanırdı. Bu tanım ışığında Roma’da “erkek”, “delinemeyen/girilemeyen/delen/giren” olarak tanımlanmıştır.
Bütün erkekler erkek sayılmıyorlardı ve bunun için bazı erkekler, genç, özgür olmayan, sosyal statüleri olmayanlar, başka erkeklerce “delinebilen/girilebilen” erkekler olarak kabul ediliyorlardı.
“girilebilen/delinebilen” erkek olma ile “girilemeyen-delinemeyen erkek” olmak erkeğin toplumdaki, “cinsiyet statüsü”nün sınırlanmış esaslarıydı. (31-32.sayfalardan çeviri burada bitti)
Sayfa 33 Prgrf 2-‘den;
Özgür doğmuş, henüz tüyleri çıkmamış, karışık hisler içinde kıvranan genç ergen Praetextatus olayına baktığımızda, Roma cinsiyet protokollerine göre yüksek cinsiyet konumu, geniş sosyal statüsünün kazandırdığı cinsiyet statüsüne sahiptir. O henüz, ergenlik tüyleri çıkmamış bir genç erkek olması onu, yetişkin erkeklerin cinsel arzularını kabartan , içine girilerek cinsel arzuları tatmin eden biri olarak algılanması Roma cinsiyet sözleşmelerine uygundur. Geçici olarak onun statüsü yetişkin, vir oluncaya kadear gözardı edilecektir.
Bir kadın neye maruz kalıyorsa o da ona maruz kalacaktır, erkekliği lekenecek, olağan gelişimi bozulacaktır.
O ne yetişkin bir erkek ne de tam yetişkin erkekler ne de aşağı sınıftan genç erkeklerce, kölelere, eski kölelere veya gelen yabancılara cinsel istek uyandırdığı sürece, Roma hukuku, “erkek olmayan” Roma vatandaşlarını, “cinsel delinmeden-girilmeden” korumamaktadır.
...Sıklıkla Roma Hukukunun erkekler arasında veya yetişkin erkek ile genç ergen olmayan erkek arasındaki eş cinselliği yasakladığından bahsedilir. Lex Sca(n)tinia’dan bu bağlamda sıklıkla söz edilir. Berger (1953), yazısının girişinde bu konuda şöyle yazar;
“Kulamparalık/Oğlancılık, aslında ölüm ile cezalandırılmıştır, sonraları para cezasına çevrilmiştir. İmparatorluğun geç dönemlerinde tekrar ölüm cezası getirilmiştir”.- Bknz Lex Scatinia
Lex Scatina Altında, yazısının girişinde okunur;
“Struprum cum masculo’ya karşın (Kulamparalık 149B.C.) Para cezası On Bin Sesterces’tir.
Berger Lex Sactinia’sında yine 10.000 Sesterces olan bir para cezasını muhtemelen Quintilian 4.2.69’da yazmıştır; “-Özgür bir erkekle Caiz olmayan cinsel ilişkiye giren erkek suçluların ödeyecekleri para cezası 10.000 Sesterces’tir.”
Beger’in Lex Sacatinia’sında yaptığı sağlam olmayan çevirilerinden birisi de bu çağdaki Roma hukuki metinlerinde söylediği gerçek şudur. Quintilian metinlerinde özellikle “ingenuus” terimi “genelde erkek olmayanözgür doğmuş Roma vatandaşlarını özellikle tanımlar. Jüri üyesi Paulus tarafından yazılmış bu Roma yasa metninde, erkeklerin başka genç erkekleri baştan çıkarmaya teşebbüs edenleri cezalandırmaktadır;
Her kim, özgür doğmuş genç bir Roma vatandaşını kendisi için kaçırır, kendine bağlar, kadın veya kıza sevişme önerir, ahlaken onu incitir, ihtiyaçları için para ve ev tedarik ederse ve bunu gerçekleştirirse en yüksek cezaya maruz bırakılır, sadece teşebbüs etmişse bir adaya sürülür, teşebbüs edenler ve suç otaklığı yapanlar en sert yasa maddesi ile cezalandırılır. (Sent.5.4.14)
Burada “gençliğin statüsü” tanımlanmıştır; Gerçek Latin metinlerinde “praetextatus”, özgür doğmuş Roma vatandaşıdır ama henüz, tam yetişkin statüsünde değildir. Onun soyu statüsü, ileride kendisine alacağı bağlısı olacak köleler, eşiti olacak dişiler ile kendisini gösterdiğinde görünecektir.
Burada açıkça baştan çıkarılmaya teşebbüs edilen özgür gencin ( zannedersem, biraz zengin olması) sosyal statüsü tartışılmaktadır.
Özgür doğmuş bir genci dğerlerinden ayıran,sosyal statüsünü kazandıran en önemli özelliği biyolojik olarak cinsiyetinden çok Plutarck’ın onayladığı haliyle, özgür gençlerin “Bulla” (Boynuna taktığı ensesini çevreleyen bir madalyon) takmaları, onların diğer yetişkin erkeklerce cinsel arzuları için baştan çıkarılacak erkek olmadığının kanıtıydı.(Quaest Rom.101,288a)
Sayfa 38 Prg.2
Romalının Onurunun korunması;
Başkalarının gururunu, onurunu kıracak, şöhretini lekeleyecek “Küstahça” Davranışlara örnek olarak Atinalılarca örnek gösterilen Lucretia ve Verginia davasında geçen dövme, cinsel istismara örnek olarak verilebilir.
Valerius Maximus (6.1.9) okuyuculara, T.Veturius adlı bir tefecinin kendisinden borç alan ama ödeyemeyn bir özgür vatandaşa, borcunu ödemediğinden onu dövmüş, onurunu kıracağını söyleyerek ret ettiği pasif eşcinsel ilişkiyi ret etmesine rağmen ilişkiye zorlamış, bir köle gibi kullanmıştır. Sonudan mağdur, Roma konsülüne gidip şikayetini yaparak hakkını aradığında konsül, “özgür bir Romalı’nın köle gibi tecavüz edilip dövülemeyeceğine” karar verip kötü tefecinin hapisle cezalandırılmasına karar verir.
Roma juri üyesi Gaius, özgür Roma vatandaşlarının haklarının korunmasında benzer örnekler vermektedir. “Birisi, sopa veya yumrukla dövülerek veya özgür bir kadın kendisine musallat olan (sözle cinsel ilişki teklif etmemiş olsa dahi) birisince aşağılanırsa.....” şeklinde tanımlamalar getirmiştir.
Romalıların dövülme ve cinsel olarak girilebilme-delinebilmelerinin sembolik tanımlamalarına ilave olarak Aulus Gellius’un (9.12.79) kayıtlarında, Cato the Elder , erkek fahişeleri bu tanımın dışında tumuş, sadece özgür olanları “tecavüz edilemeyecekler, şöhretleri kötülenemeyecek” olarak tanımlamıştır. Onlar (Özgürler), kölelerini sevebilirler, dövebilirler, olarak öteki vatandaşlardan ayrı tanımlanmışlardır. Bunlar kendilerine cinsel olarak giriş yapılmasına da vücutlarını işgal eden cinsel istekleri halinde izin verebilmekteydiler de.
Bu statü, saygın, özgür Roma vatandaşlarının ceset olarak bedenlerinin tecavüz edilemez olduğu teorisiydi.
Roma vatandaşları, dövülme, tecavüze izin verme veya başka türlü saldırıya izin vererek statülerini aşağılayamazlardı. Bedenlerine dövme veya cinsel olarak giriş yapılması gibi saldırılar Roma hukukunda eşit terimlerdi.
Sayfa 40 Prgr 2
Bu açılardan bakıldığında Roma askerleri de Roma vatandaşları gibi eşit haklara sahiptiler ve onların da bedenlerine saldırı, cinsel olarak giriş yapılamazdı. Buna örnek olarak Marius’un özel koruması olan askeri, bir memur tarafndan öldürülüp tecavüz edilmesi olayıdır. Memurun Roma askerinin cesedini cinsel arzusu için kullanmak istemesinin insanlık dışı, sınırları zorlamak olduğu, Roma hiyerarşisinin düzenini bozacağına karar verilmiştir.
Bu karar da Roma askerinin bedeninin de onurlandırıldığı ve tecavüz edilemez olduğunu bize açıklamaktadır.
Bir adam sosyal statüsünü kaybetmedikçe cinsel organla, kılıçla veya bir huş ağacı çalısıyla, şarapla bedenine giriş yapılamaz.
Sayfa 41;
Roma vatandaşlarının sosyal konumları,cinsel olarak “girilemeyen olanlar” ile “girilebilir olanlar” olarak şekillendirilmiştir.
Sosyal konumu bir piramit olarak düşünürsek, “Viri”ler olan küçük, en üst sınıf gerçek insanlardır, cinsel olarak bedenlerine “girilemeyen” ama başkalarına “girebilenler”dir.
Özgür doğmuş genç erkekler, saygın kadınlar potensiyel olarak “girilebilen”lerdir çünkü henüz onlar gerçek insan olmayanlar ama tecavüz edilemeyenler olarak Roma hukukundaki korunmaları da tanımlanmışlardır (Aileleri saygın, özgür Romalılar olsa veya onlarla bağları olsa bile)
Piramitte bunlarn altında kalan sınıflar dan kadın veya erkek olmalarına bakılmaksızın “cinsel yolla girilebilenler” olarak tanımlanmışlardır.
Özgür doğan genç erkekler ve askerler, yetişkin erkeklerce potansiyel olarak arzu edilenler olmakla cinsel olarak girilemeyenler olarak tanımlanmışlardır.
Lex Scatinia eşcinsellik yaasasının da eşcinselliği yasaklamaktan çok düzenleyen bir yasa olması dikkat çekicidir.
Kaynak kitap linki ; https://books.google.com.tr/books?id=1ZPC3TqBZEQC&pg=PA34&lpg=PA34&dq=Lex+scatinia&source=bl&ots=dvU4U0Lgvs&sig=d6m07Bhm7AHgZEjfp56joc_B4nA&hl=tr&sa=X&ved=0ahUKEwiDxK-rpN7UAhXNa1AKHcPpBCAQ6AEIWTAJ#v=onepage&q=Lex%20scatinia&f=false
Çeviri metni burada bitiriyorum.
Roma’nın bu “girebilen” ve “girilebilen” ifadeleriyle belirtilen hukuki deyimlerine karşılık argo/kaba olarak da kabul edilse de Türkçe’de “siken ve sikilen” şeklinde kısaca ifade edilmiştir. En kısa ve kesin açıklaması da budur bence. Bu kaba bulduğumuz terimlerin bile kökenleri geçmiş bu Roma yasalarıymış düşüncesine kapıldım. Çünkü, onca hukuki çeviri metninde Roma asilzadelerinin “siken”, genç oğlanların, kadın ve kızlar ile aşağı sınıfların “sikilen” olmalarından başka bir şey anlatılmamıştır.
Bunca yasa maddesini okuduktan sonra Roma’nın, eşcinselliği yasaklamadığını, sadece düzenlediğini öğrendik.
Romalı özgür erkeklere sadece “pasif eşcinsellik” yasaklanmış, yasalar ile aşağılama amaçlı anal tecavüzlere karşı korunurlarken, kölelerine veya özgür Romalı olmayanlara her türlü sapık tecavüzlere uğrama olanakları sağlamışlardır.
Sonuç olarak Roma’da kadın ve erkek eşcinselliği yasak değildir, sadece, özgür Romalı vatandaşların ve askerlerin tecavüzlere karşı korunmaları vardır.
Şimdi son olarak, yukarıda okuduğumuz, vatandaşlık, kölelik, ensest evlilik, eşcinsellik yasaklarından bazılarını Tevrat ve Kur’an’dan okuyalım. Okudukça hatırlayacaksınız;

TEVRAT’IN ENSEST, HOMOSEKSÜELLİK VE HAYVANLA CİNSELLİK YASAKLARI

Lev.18: 6 "'Hiçbiriniz cinsel ilişkide bulunmak için yakın akrabasına yaklaşmayacak. RAB benim.
Lev.18: 7 Annenle cinsel ilişkide bulunarak babanın namusuna dokunmayacaksın. O senin annendir. Onunla ilişki kurmayacaksın.
Lev.18: 8 Babanın karısıyla cinsel ilişki kurmayacaksın. Babanın namusudur o.
Lev.18: 9 Annenden ya da babandan olan, ister seninle aynı evde doğmuş olsun, ister olmasın üvey kızkardeşlerinden biriyle cinsel ilişki kurmayacaksın.
Lev.18: 10 Kızının ya da oğlunun kızıyla cinsel ilişki kurmayacaksın. Çünkü onların namusu senin namusundur.
Lev.18: 11 Babanın evlendiği kadından doğan kızla cinsel ilişki kurmayacaksın. Çünkü o babandan olmadır, senin kızkardeşin sayılır.
Lev.18: 12 Halanla cinsel ilişki kurmayacaksın. Çünkü o babanın yakın akrabasıdır.
Lev.18: 13 Teyzenle cinsel ilişki kurmayacaksın. Çünkü o annenin yakın akrabasıdır.
Lev.18: 14 Amcanın namusuna dokunmayacaksın. Karısına yaklaşmayacaksın, çünkü o senin yengendir.
Lev.18: 15 Gelininle cinsel ilişki kurmayacaksın. Çünkü oğlunun karısıdır. Onunla ilişki kurmayacaksın.
Lev.18: 16 Kardeşinin karısıyla cinsel ilişki kurmayacaksın. Çünkü o kardeşinin namusudur.
Lev.18: 17 Bir kadının hem kendisiyle, hem kızıyla cinsel ilişki kurmayacaksın. Kadının kızının ya da oğlunun kızıyla cinsel ilişki kurmayacaksın. Çünkü onlar kadının yakın akrabasıdır. Onlara yaklaşmak alçaklıktır.
Lev.18: 18 Karın yaşadığı sürece onun kızkardeşini kuma olarak almayacak ve onunla cinsel ilişki kurmayacaksın.
Lev.18: 19 "'Âdet gördüğü için kirli sayılan bir kadınla cinsel ilişki kurmayacaksın.
Lev.18: 20 Komşunun karısıyla cinsel ilişki kurarak kendini kirletmeyeceksin.
Lev.18: 22 Kadınla yatar gibi bir erkekle yatma. Bu iğrençtir.
Lev.18: 23 Bir hayvanla cinsel ilişki kurmayacaksın. Kendini kirletmiş olursun. Kadınlar cinsel ilişki kurmak amacıyla bir hayvana yaklaşmayacak. Sapıklıktır bu.

ŞİMDİ BU SUÇLARIN CEZALARI;
ÖLÜM CEZALARI GEREKTİREN GÜNAHLAR
Lev.20: 9 "'Annesine ya da babasına lanet eden herkes kesinlikle öldürülecektir. Annesine ya da babasına lanet ettiği için ölümü hak etmiştir.
Lev.20: 10 "'Biri başka birinin karısıyla, yani komşusunun karısıyla zina ederse, hem kendisi, hem de zina ettiği kadın kesinlikle öldürülecektir.
Lev.20: 11 Babasının karısıyla yatan, babasının namusuna leke sürmüş olur. İkisi de kesinlikle öldürülecektir. Ölümü hak etmişlerdir.
Lev.20: 12 Bir adam geliniyle yatarsa, ikisi de kesinlikle öldürülecektir. Rezillik etmişler, ölümü hak etmişlerdir.

EŞCİNSELLİK VE EŞİN ÇOCUKLARIYLA CİNSELLİK SUÇU
Lev.20: 13 Bir erkek başka bir erkekle cinsel ilişki kurarsa, ikisi de iğrençlik etmiş olur. Kesinlikle öldürülecekler. Ölümü hak etmişlerdir.
Lev.20: 14 Bir adam hem bir kızla, hem de kızın annesiyle evlenirse, alçaklık etmiş olur. Aranızda böyle alçaklıklar olmasın diye üçü de yakılacaktır.
 Hayvanla İlişki
Lev.20: 15 Bir hayvanla cinsel ilişki kuran adam kesinlikle öldürülecek, hayvansa kesilecektir.
Lev.20: 16 Bir kadın cinsel ilişki kurmak amacıyla bir hayvana yaklaşırsa, kadını da hayvanı da kesinlikle öldüreceksiniz. Ölümü hak etmişlerdir.
Kur’an’da Eşcinsellik Yasakları;
Nisa 4;15-16
4;15. Kadınlarınızdan eşcinsellik/sevicilik yapanlara karşı içinizden dört tanık getirin; eğer tanıklık ederlerse o kadınları, ölüm canlarını alıncaya ya da Allah kendileri için bir yol açıncaya kadar evlerde tutun.
4;16. Eşcinselliği içinizden iki erkek yaparsa onlara eziyet edin. Bu ikisi tövbe eder, durumlarını düzeltirlerse onlara eziyetten vazgeçin. Allah Tevvâb'dır, tövbeleri çok kabul eder; Rahîm'dir, merhametine sınır yoktur.

Kurán’dan bazı Ensest ve Diğer Evlilik Yasakları;
Nisa Suresi 4;22;23;24;25.
4;22. Geçmişte kalanlar hariç, babalarınızın nikâhlamış olduğu kadınlarla evlenmeyin. Böyle bir şey açık bir edepsizlik, nefret gerektiren bir kötülüktür. Çirkin bir yoldur bu.
  1. Size, şu kadınlarla evlenmek haram kılınmıştır: Analarınız, kızlarınız, kız kardeşleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, erkek kardeş kızları, kız kardeş kızları, sizi emziren süt anneleriniz, süt kız kardeşleriniz, karılarınızın anneleri, kendileriyle birleştiğiniz hanımlarınızdan doğmuş olup evlerinizde oturan üvey kızlarınız -eğer anneleriyle birleşmemişseniz o takdirde sizin için bir günah yoktur- ve sulbünüzden gelen oğullarınızın karıları. İki kız kardeşi* birlikte almanız da haram kılınmıştır. Eskide kalanlar müstesna. Allah çok affedici, çok merhametlidir.
*Kız kardeşle evlenme veya cinsellik, İbrahim peygamber (M.Ö.2000’ler) zamanında Hitit yasağıdır. II.-IIIHattuşili tablet emirlerinde vardır. Bu yüzden bazı Ermeni işcanları (beyleri) Hitit krallarınca öldürülmüştür. Alaeddin Yavuz.
4;24. Harpte elinize geçmiş kadınlar hariç olmak üzere, nikâhlı kadınlarla evlenmeniz de haram kılınmıştır. Bu, üzerinize Allah'ın yazdığıdır. Bunlar dışındakileri, mallarınızı vererek almanız; şunu bunu dost tutmayarak iffetli yaşamanız, zina etmemeniz şartıyla size helal kılınmıştır. Kendilerinden nimetlendiğiniz kadınların mehirlerini* onlara bir hak olarak verin. Mehir kesişmeden sonra karşılıklı hoşnutluğa bağlı hallerde üzerinize günah yoktur. Allah, her şeyi bilir, tüm hikmetlerin sahibidir.
*Mehir’i Roma hukukunda bir şart olarak gördük. A.Yavuz
4;25. İnanmış hür kadınları nikâhlama genişliğine gücü yetmeyeniniz, ellerinizin altındaki genç, mümin köle kızlardan* biriyle evlensin. Allah sizin imanınızı daha iyi bilir. Hep birbirinizdensiniz. O halde onları, ailelerinin izniyle nikâhlayın. Gizli dost edinmeyerek, zinadan uzak kalarak, iffetli hanımlar olmaları şartıyla onların mehirlerini örfe uygun bir biçimde verin. Evliliğe geçtikten sonra bir fuhuş yaparlarsa* onlara, hür kadınlara uygulanan cezasının yarısı* uygulanacaktır. Bu, köle ile evlenme yolu, günaha ve sıkıntıya girmekten korkanınız içindir. Sabretmeniz sizin için daha hayırlıdır. Allah çok affedici, çok merhametlidir.
*Bu ayet, aynen, Jüstinyen’in köle azat etmeyi teşvik yasasını taklit etmiştir. Çünkü onları, üstelik mehir vaat ederek onurlandırarak evlenme aynen Roma yasasında mevcuttur. İkinci şık, köle kadın, evlendikten sonra fuhuş yaparsa “özgür kadına verilen cezanın yarısı uygulansın” derken köle kadınların, doğumlarından ölümlerine bedenleri üzerinde tasarrufları sahiplerine ait olduğundan, sahipleri önce kendileri kullanır, sonra tapınaklara veya tapınak yanlarına kurulmuş genelevlerine ücret karşılığı kiralanır veya satılırlardı. Bu yüzden köle kadının fuhuş yaşamının parçasıydı ve alışkanlığından vazgeçmesi kolay değildi. Bu nedenle, hür kadının cezasının yarısı istenilmektedir ve adildir de. Alaeddin Yavuz
Buraya kadar dini ve laik Roma hukuk metinlerini okuduk ve dört kitabın (Tevrat,Zebur,İncil ve Kur’an) ikisinden özellikle medeni hukuk ve köle azat etme ayetlerini de okuduk.
Hatırlayalım, Roma daha şehir devleti iken Cumhuriyete geçtiği M.Ö.450’de, ilk Anayasası olan 12 Tablet Yasasını yapmıştı. Ondan 89 yıl önce yaşamış, Horasan’dan Yunanistan’a, Kırım’dan Yemen’, Mısır’a egemenlik kurmuş Pers imparatoru büyük Krus, Babil’i fethinde yayınladığı insan hakları beyannamesinde KÖLELİĞİ YERYÜZÜNDE YASAKLADIM, KÖLELİK YERYÜZÜNDEN KAZINACAK, HER İNSAN DİNİ İNANCINDA ÖZGÜR OLACAKTIR. BUNUN TEMİNATI YAŞADIĞIM SÜRECE BENİM” demiştir.
Hal böyle iken, kendisi de aynı zamanda, köleci İran toplumundan gelen, rahipliğin en yüksek derecesinde, Faravahar (Cebrail)dan vahiy aldığı, kendisine uçan kürsüsü ile rehberlik ettiği kil tablet resimlerine geçmiş, hem kendi tanrısı Ahura Mazda hem de Babil’in tanrısı Marduk’a da günlük ibadetlerini ettiğini söyleyen biri olarak, köleliği kaldırıyor ve bunu tanrısına karşı da yapmıyor.
Ama, ondan 89 yıl sonra ilk Anayasasını (M.Ö 450) yapan, 300 yıl sonra büyüyen ve 1080 yıl sonra M.S. 541’de okuduğumuz Anayasayı TANRI’lık taslayan imparatoru Jüstinyen emirleriyle yapan Roma, KÖLECİLİĞİ yok edemiyor. Bu gelenek batılıların çıkardığı IŞİD, El Kaide, Boko Haram, TALİBAN gibi İngiliz İslam’ı Vehhabilik temelli Selefi İslam bilinen terör örgütlerinin idareleri olan bölgelerde hala sürmektedir.
Eğer, kainatı ve yeryüzünü yaratan tanrı tek ve aynıysa, Büyük Krus’a da Jüstinyen’e de hükümdarlık verdiyse neden çelişkili emirler verir de doğaya aykırı olan köleciliği yasaklamaz-yasaklatmaz.
Korkusu mu vardır?
Hayır, işin aslı göklerdeki tanrı göklere, dünyadaki tanrılar(!) da bizlere karışırlar.
Yukarılardan gelen, bildirilen bir şey yoktur. Bunlar, halkı köleliğe, beleş askerliğe, devlet ve tapınak vergilerinden oluşan yüksek vergilere, uydurma şehitlik rütbelerine kavuşmaya razı etmek içindir.
Semavi dinler olarak kabul edilen dört kitabın inananları da başka dinlere ve kitaplarına inananları da bağlayan dini ve yasal geleneklerin hepsi uydurmadır, yalandır.
Çünkü yukarıda okuduğunuz Tevrat ve Kur’andaki ensest yasaklarına rağmen Davut peygamberin oğulları kız kardeşlerine tecavüz etmiştir. Hititli askeri savaştayken, karısını ayartan Davut kadını sarayına alıp tecavüz etmiştir ve Süleyman peygamber, Bat Şeba (Şeba kadın) adıyla geçen bu kadından doğan tecavüz çocuğudur. Süleyman peygamberin 700 karısı ve 300 cariyesi varken, Tevrat Süleyman’ın Şiiirleri kitabında peygamber, kız kardeşinin memelerini övmektedir. Önceden “Mitolojiden Günümüze Sapıklık Ayetleri” yazımda yayınladığım için tekrar etmiyorum.
İbrahim peygamberin Hacer’den doğma İsmail soyuna kökenini bağlayan peygamber Muhammet’in amcası Ebu Talip’in kızı Zeynep bin Cahş ile evlenmek isteği ve çabaları yüzünden Ahzap suresi neredeyse onun bu hevesini haklı göstermek için inmiştir.
Köle azadını teşvik eden Allah, Muhammet’e aşık olduğu kölesi Zeyd’i bir türlü azat ettirememiştir.
Zeyd’in bildirdiği yazılan hadis’e göre peygamberin uyluk kemiğinin, kendisinin uyluk kemiğinin üzerinde olduğu anda Cebrail vahiy indirmiş ve Zeyd’in baldırları çok acımıştır. Bu ne demek peygamber, vahiyleri cinsel ilişki esnasında alıyordu demektir. Uyluk kemiği dizden kalça kemiğine bağlanan, baldır dediğimiz bacağın kalın, etli üst kısmıdır ve cinsel tahrikte çok kullanılır. Arapların Mufakatat, İngilizlerin Thighing dedikleri “cinsel organı uyluk kemikleri arasında sürterek cinsel tatmin olma geleneği” değil ise bu ilişki nedir?
Bu ilişkiyi, Humeyni, Medeni Hukuku olan Tahrir el Vesile’nin Küçük Yeşil Kitap bölümünde, “üç yaşından büyük kız çocuğuna ince, beyaz, ırz donu giydirmek suretiyle yıkanırkan yapılabileceğini yazmıştır.
Bunlar İslam dünyasının önderleridir, böyle inanılıyor. Kimse İslam aşağılanıyor falan demesin alsın okusun, dilimize ilk kez ben çevirdim ve internet ortamında adını verdiğim yazılarımda ve “Humeyni’nin Seks Kitabı” başlıklı yazımda yayınladım.
Peygamberler, krallar, imparatorlar, Şii, Dürzi, Yezidi İmamları, Şeyhler, Pirler yeryüzünde tanrının hakimiyetini sağlayan seçkin, feodallerdir ve onların dinen de hukuken de sorumlulukları yoktur. Kaldı ki, köleleri ve evlatları üzerinde öldürme ve yaşatma yetkilerine sahip olarak bu kavimlerin özgürleri zaten bir çeşit tanrıydılar.
Tanrı Krallar açılış kısmında yaptığım yorumda olduğu gibi, “Köle Teba” olan Yahudilerin tanrısı Yahve, Hicaz Araplarının tanrısı Allah’da Konstantin zamanından beri var olan yasaya göre zaten Roma İmparatoru’ydu. Haliyle de M.Ö.539’dan sonra sona eren Babil Sürgünündeki kölelikten Krus’un azadıyla kurtulmuş Yaudilerin Tevrat’ını yeniden yazan rahip Ezra (Üzeyir peygamber)nın yazdığı Tevrat, 200 yıl sonra M.Ö.300’lerde Büyük İskender tarafından değiştirildi, bazı ibadetleri kaldırıldı. Yazan Tevrat Danyal kitabıdır. M.S. 50’lere kadar Grek Ptolome idaresinde yaşadılar, Tevrat ve bölgedeki tüm kavimlerin dinleri ona göre değişti. Sonra gene İran Sasaniler olarak geldi gene din değişti. M.Ö.40’larda Jül Sezar büyük Roma imparatorluğunu kurdu, Tevrat gene değişti. 325’de Hristiyanlığı kabul eden Roma da onu tekrar kendine göre değiştirdi. Kur’an da, Hristiyanlığı çıkartan Nasıra’lı Ferisi Yahudileri olan, Nasrani Hristiyanların sürgün yeri Libya’dan gelerek daskeri arbe ile imparator olan namaz kılan, Herakles’in koruması, şefaati, emirleri ile korunarak yazılmış ve yayılmıştır. Hatta Hz. Muhammet’in Herakles’e verdiği büyülü bir teşekkür mektubu, onların elinde bulundukça Hristiyanların kıyamete dek yeryüzünde egemen olmasını peygamber bu mektubunda Allah’tan istemiştir. Bu mektubu “İslam Roma Tezgahı mı” yazımda yayınlamıştım.
Yeryüzünde 5,5 milyar insanı Hristiyan dünyasına köle eden dört kitaptan doğan üç din de Roma icadıdır, tartışma götürmeyecek kadar açıktır.
Anlaşılmadık bir konu kalmamıştır umarım.
Bundan böyle hiçbir Avrupalı çıkıp da kendilerinden olmayan milletleri, din mensuplarını “eşcinsellik, pedofilik, kulamparalık suçlamasıyla” aşağılamasın.
Aşağılarsa yüzlerine bu metinlerin derlenip dilimize çevrildiği kaynakları vurunuz.
Tanrı Kral/Padişah kavramlarından tanrı adına yasa yapmaya, cihat-haçlı seferi ilan etmeye, bunları yapabilmek için dini ve dinin içermediği yasaları yapıp uygulatmaya güç bulabilmenin, monarkların kendilerini Allah’ın oğlu Allah olarak ilan etmelerinden, bunu da halka ikna veya şiddet ile benimsettirmekten başka yolu da yoktu.
Kılıçla, ağır vergilerle, sopayla dayatılan bu ülkeler zamanla “anadan, atadan böyle öğrendik” diye savunduğumuz geleneklere dönüştü.
21.yy. Özgürlük çağı olabilir, bu da insanların dinlerden kurtulup, laik, demokratik, hukuk devletlerini tercihlerine bağlıdır.
Dinler ve hukuk arasındaki akrabalık bu kadar güzel işlenip, geniş açıklamalarla anlatılmışken hala “Din, Şeriat” diyen bir toplum, ebediyen köle olmayı isteyen toplumdur. Her toplum kendi tercihini yaşar. Pişman olmakla kaybedilen gelecek geri kazanılamaz..
Takdir okuyanların, insan olarak düşünüp, değerlendirebilenlerindir.
Alaeddin Yavuz/
Alaeddin Yavuz wordpress
keykubat
/adilyargic
/ adilyargicc,