Blog başlığındaki "+40" UYARISINI GÖRDÜNÜZ MÜ?

Tarih boyunca atalarımız günümüzdeki kadar, her türlü bilgiye ulaşabilecek böyle bir çağ yaşamadılar.

Bizler tümünden şanslıyız. Buna dayanarak, blog içerikleri binlerce yıldır doğru bilinenleri sorgulamaktadır.

İçeriğinde tarih boyunca yazılmamış tarzda yorumlar bulunduğundan sorgulamayan beyinlerde aşırı şaşkınlık ve tepki yaratabilir.

Tedbir olarak yanınızda sağlık ekibi bulundurunuz veya çıkınız! +40 :))

İster bu bloğda, ister okulda, camide veya başka yerde hiçbir yazılanı, öğretileni “sorgulamadan, araştırmadan” doğru kabul etmeyiniz!

Blog yazılarının telif hakları-copyright © “adilyargic; adilyargicc; keykubat.blogspot.com ve keykubat.blogcu.com” rumuzlarıyla yazan Alaeddin Yavuz’a aittir.


Vatan-Millet davası,hiçbir kurum veya kuruluşa havale edilemez, milletçe sahiplenilmedikçe hiç bir dava milli değildir.
Davasına sahip çıkmayan halk da millet değil sürüdür. Adilyargıç/Keykubat.

Hala okumak istiyorsanız buyurunuz.

Saygılar, sevgiler!

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

Hakkımda

Fotoğrafım
İstanbul, Kartal, Turkey
KENDİLERİ İÇİN PLAN YAPMAYAN MİLLETLER,BAŞKALARININ KENDİLERİ İÇİN YAPTIKLARI PLANLARA RAZI OLURLAR.Adilyargıç-Keykubat- ATATÜRK'TEN SONRA ÜLKEMİZDEN TÜRK ve MÜSLÜMAN HALKLAR İÇİN PLAN YAPAN ve EZİLEN HALKLARA ÖNDER OLACAK SİYASET İZLEYEN BİR LİDER ÇIKMAMIŞ,ARDILLARI,ONUN İZLEDİĞİ ANTİ EMPERYALİST SİYASETİ TERK ETMİŞ,DEVLETİ AB-D KUCAĞINA ATMIŞ VE ONLARA BAĞLILIĞI ATATÜRKÇÜLÜK SAYMIŞ,HALKIMIZIN DİNİ VE IRKİ DEĞERLERİNİ AŞAĞILAYARAK TAHRİK ETMİŞ, KADEMELİ OLARAK HALKIMIZI HIRİSTİYANLAŞTIRMAK İÇİN DIŞ GÜÇLERCE GİZLİ-AÇIK DESTEKLENEN SAPIK DİNCİ YAPILANMALARI GÜÇLENDİREREK,İKTİDARA TAŞIMIŞ,IRK,MEZHEP BAĞLAMINDA KARŞILIKLI DÜŞMANLIKLAR YARATMIŞ,ÜLKENİN KAYNAK VE SERMAYESİNİ YABANCILARA PEŞKEŞ ÇEKMİŞ,YUKARIDA SAYILAN AB-D PROJELERİNE GÖRE ASKERİ DARBELERLE KENDİ MİLLETİNİ SİNDİREREK BÖLÜNMENİN YAŞANDIĞI BÖYLE GÜNLERDE BİLE TEPKİSİZ KALMASINI SAĞLAYAN KORKU ORTAMINI HAZIRLAMIŞ,BENZER MUHTELİF İHANETLER İÇİNDE BİR ŞEKİLDE YER ALMIŞLARDIR.İÇİNDE BULUNDUĞUMUZ GÜNÜN DURUMU BUDUR-Keykubat İNSAN,PRANGA VURULMAKLA,KIRBAÇLANARAK ÇALIŞTIRILMAKLA ESİR OLUR.ESİRLİĞİ YAŞAM BİÇİMİ OLARAK BENİMSERSE KÖLE OLUR.VATANINIZA,DEĞERLERİNİZE,ÖZGÜRLÜĞÜNÜZE SAHİP ÇIKIN!!! Adilyargıç

5 Ocak 2011 Çarşamba

COĞRAFİ KEŞİFLER,TİCARET YOLLARI,YAVUZ ve KANUNİ

BİN YILLIK  TİCARET YOLLARI KAVGASININ SONUCU KEŞİFLER IŞIĞINDA YAVUZ ve KANUNİ DÖNEMİ

Bu yazımda,siyasetçilerin ve din adamlarının,Osmanlı tarihini ve özellikle Yavuz ve Kanuni dönemlerini,dünya tarihinden soyutlayarak,çağının gerçeklerinden,tavizlerinden arındırıp,abartarak günümüzde yaşadığımız sefaleti bile açıklamaktan aciz,ama halkı siyasi emelleri doğrultusunda kolayca galeyana getirmek için kullanmaktadırlar.

Türk ve Müslüman dünyasının geçmişini,bu tarihi keşifler ışığında kıyaslamalı okuyarak gerçekleri daha iyi kavrayacağı inancındayım.Bu yüzden,önce Avrupa-Asya (Haç-Hilal) savaşlarının özünü teşkil eden ticaret yollarını,İslam ve Türk dünyasının bu yolları kesmesiyle sıkışan Avrupa'nın adeta denize atlayarak tesadüfler ve denizlerdeki akıntıların yardımıyla yaptıkları bütün coğrafi keşifleri,zenginleşmelerini,Asya devletlerine hem doğudan hem de batıdan kolayca soktukları misyoner ajanları vasıtasıyla kolayca çıkardıkları iç isyanlar ile zayıf düşürdükleri devletleri idareleri altına aldıklarını kavramalıyız.

Bizimkilerin de,önemli keşiflerin başlayıp bittiği "20" yıllık ölüm uykusunu görmeden tarih anlaşılamaz. 

Sömürgeleştirilmiş yeryüzü halkları eğer sorunlarını çözmek,aralarında birleşmek ve güçlenmek istiyorlarsa,bu tarihi tespitleri yaparak geçmiş düşmanlıklarının ardında,keşiflerle aralarına birden girmiş sömürgeci güçlerin varlığını,zamanın cehalet şartlarında atalarının doğru teşhisleri yapamadıklarından dolayı,batılıların dolmuşlarıyla düşmanlıkları yarattıklarında anlaşmak,özgür ve bağımsız bir geleceği kurmaya yönelik atılacak her adım için şarttır.

Bu yazı bu işi kolaylaştırmayı amaçlamaktadır.Aksi halde,nesillerimizin de köleliklerine onay verecek olan aymazlığımız içinde,işbirlikçileriyle dayattıkları sinsi projeleriyle çıkarttıkları iç-dış düşmanlıklarla,bu güne kadar olduğu gibi birbirimizi yer dururuz.

Salaklığın ilacı yoksa da doğru ve yerinde uyarıları salaklar bile anlayabilir ve içine düşürüldükleri şartları değiştirebilirler.

Bu yüzden bu yazıyı,ilköğretimden üniversiteye ihmal edilen bu konuyu daha iyi anlatabilmek için Beş Bölüm olarak hazırladım.Kolay gelsin.

1-Ticaret yolları

2-Keşifler

3-Çağımızın Ticaret Yolları Kuzey Kutbundan Geçiyor

4-Yavuz Sultan Selim dönemi ve yorumlanması

5-Kanuni dönemi,fetihler,yenilgiler ve yorumlanması

I.TARİHİ TİCARET YOLLARI

Kırmızı İpek,Mavi Baharat Yolu
İPEK YOLU;Orta  Asya’daki Çin’den başlayarak Hazar Denizinin kuzeyinden güneyine inerek Trabzon Limanına kadar inen yoldur.Avrupalılar buradan  Kırım’a daha kolay ulaşım sağlamaktaydılar.Ayrıca Asya ile Avrupa arasında günümüzde de izleri görülen kültür alışverişini de sağlamıştır.

İPEK YOLU KÖPRÜSÜ: Avrupa, doğunun kaliteli ipek ve baharatı ile tanışınca, bu ürünlere büyük bir talep doğmuş ve "İpek Yolu" olarak adlandırılan tarihi ticaret yolları yapılmıştır. Antakya ve Tir’ den başlayan İpek yolu,İran ve Afganistan’ın kuzeyini geçtikten sonra Pamir bölgesine ulaşıyor ve burada,’’Taş kule’’denen bir yerde Doğu ve Batıdan gelen kervanlar arasında alışveriş yapılıyordu. Bakra’da ayrılan bir kol Hindistan’a varıyor,bir başkası da bugünkü Rus Türkistan’ının güneyinden geçiyordu.Çin'in en uç noktasından başlayıp Anadolu'nun çeşitli yerlerinden geçerek İstanbul'da birleşen ve oradan da Avrupa'nın içlerine giden bu yol boyunca, yükleri taşıyan kervanlar sadece ticaretin gelişmesini değil, Asya ile Avrupa arasında günümüzde de izleri görülen kültür alışverişini de sağlamıştır.

Akdeniz kıyılarından Çin’e dek Asya’yı baştan başa katleden kervan yolu.Hristiyanlık tan önce kullanılan bu ticaret yolu adını,Çin’den gelen ve taşınan başlıca mal olan ipekten alır.
Ortaçağda İpek Yolu, Antakya'dan başlayıp, Gaziantep'ten geçerek İran ve Afganistan'ın kuzeyinde Pamir Ovası'na kadar uzanmaktadir. Ayrıca, Anadolu'da Güneydoğu Bölgesi'nde bulunan Gaziantep ve Malatya'yı geçip, Trakya üzerinden ve Ege kıyılarında İzmir, Karadeniz'de Trabzon ve Sinop, Akdeniz'de ise Alanya ve Antalya gibi önemli limanlar üzerinden Avrupa'ya ulaşırdı. Çin Türkistan’ında iki yol izleniyordu; Takla Makan çölü,kuzey ve güneyden geçiliyor,daha sonra da iki kol birleşerek Luoyang bölgesine ulaşıyordu.Batıyı Uzakdoğu’ ya,Hindistan’ ı da Çin’e bağlayan İpek yolu,felsefe akımlarıyla dinlerin (buddhacılık) yanı sıra sanat alanında da gelenek ve örneklerin (hallenistik sanat) iletilmesi ve değiş tokuşunda başrolü oynadı.

BAHARAT YOLU;Hindistan’dan başlayan Basra Körfezinden Irak’a ve buradan da Suriye İskenderiye Limanından Kıbrıs ve Ege adaları yoluyla Avrupa bağlantılı  olan birinci ve de Hindistan’dan Arap yarımadasını dolanarak Kızıldeniz Akabe limanına bağlanan olmak üzere iki parçalı ticaret yoluna verilen addır.Her iki yol da Venedik uzantılıdır.Eskiden Mısırlıların elinde olan bu yol Roma,Bizans,Emevi –Abbasi İslam İmparatorlukları,son olarak da Osmanlı imparatorluğunun idaresine geçmişti.Avrupalıların bütün ticaret yolları elden çıktığından Endülüs Emevi Devletinin İber yarımadasını (İspanya toprakları) Osmanlı’nın da kuzey Afrika ve Balkanları fethetmesi ile sıkışan Avrupalılardan,efsanelerinde çok korkunç canavarların yaşadıklarına inandıkları için açılmaya korktukları Atlantik okyanusuna intihar edercesine yeni bir Hindistan yolu bulma umuduyla atlayan Portekizliler olur.
Bu intihar atlayışı dünyanın bilinmeyen yerlerinin keşifleri ile sonuçlanacak,takip eden yüzyıllar içinde Avrupa kavimlerini  dünyanın hakimi kılacaktır.

Anadolu Ticaret Yollarının kesişme yeridir.
KRAL YOLU: Kral Yolu veya tam ismi ile Pers Kral Yolu, Pers İmparatorluğu Kralı Darius I zamanında M.Ö. 5. yüzyılda yapılmış olan bir antik anayoldur. Darius yolu büyük imparatorluğunu boyunca Susa'dan Sardis'e kadar hızlı ulaşımı kolaylaştırmak için yapmıştır. Bu kuryeler yedi günde 2.699 kilometre seyahat edebiliyorlardı. Yunanlı tarihçi Herodotus'un yazdığı, "Dünya'da Persli kuryelerden daha hızlı seyahat eden başka bir şey yoktur" cümleleri ile onları övmektedir. Benzer bir şekilde, "Ne kar ne yağmur ne sıcaklık ne de gecenin karanlığı onların görevlerini yapmalarına engeldi" cümlesi ise bu kuryelerin gayri resmi sloganlarıydı.
Yolun seyri Herodotus'un yazılarından, arkeolojik araştırmalardan ve tarihi kayıtlardan yararlanılarak yeniden yapılmıştır. Batıda Sardis'ten başlayarak (Türkiye'de İzmir'in 95 km kadar doğusunda), doğuya doğru şu anki Türkiye'nin orta kuzey kısmından Asur'un başkenti Nineveh'a (şu anki Musul, Irak) varmaktadır, daha sonra Babil'in (şu anki Bağdat, Irak) güneyine geçmektedir. Babil'in yakınından, yolun iki ayrı yola ayrıldığı düşünülmektedir, bir tanesi kuzeybatıya daha sonra batıdan Ecbatana ve oradan da İpek Yolu ile beraber gitmektedir, diğer yol ise doğuya devam ederek Pers başkenti Susa'ya (şu anki İran) ulaşmaktadır ve daha sonra güneydoğudan Persepolis geçmektedir.
Venedik ve Cenevizlilerin tarihi ticaret yollarındaki  hakimiyetleri
İlkçağda kendiliğinden oluşan bir ticaret yoludur. Aşağı Mezopotamya'da
İran Körfezi kıyılarından Anadolu'da Ege Denizi kıyılarına kadar uzanır.
Lidyalılar (MÖ:676-MÖ:546 ) tarafından geliştirilmiştir.Persler zamanında yol
boyunca karakollar ve ko-nak yerleri (menzil) yapılmış, ticaretin yanı
sıra askeri amaçla da kullanılmıştır. Yak-laşık 2500 km. Uzunluğunda bakımlı ve düzenli bir yoldur. Anadolu tarihinin bilinen en eski yolu Kral Yolu’dur. Bu yolile ilgili olarak yazılı en eski bilgileri Herodot Tarihinde bulmaktayız. Kral Yolu bazı beşerî sebeplerden ötürü, önce Tuz Gölü’nün kuzeyinden geçmiştir. Bu sebeplerin birisi Hititlerin merkezinin Hattuşaş olması, diğeri de Sinop’un İlkçağ’ın önemli limanlarından birisi olmasıdır. M.Ö. 6. yüzyılda Kral Yolu, Efes’ten başlamakta ve Sardes, Gordion, Hattuşaş üzerinden Kayseri’ye varmakta ve Gülek Boğazı’ndan geçerek Susa’ya ulaşmaktaydı. Zaman içerisinde Hattuşaş’ın önemini kaybetmesiyle Kral Yolu Tuz Gölü’nün güneyinden geçmeye başlamıştır.

II.KEŞİFLER


İZLANDA’nın KEŞFİ=İ.S.860.İzlanda,İngiltere adası ile Grönland  Buz adası arasında Atlantik Okyanusunda yer alan bir ada devletidir.İngilizce İCE=Buz ,Land=Ülke adlarının birleşmesinden oluşan bileşik isimdir.Anlaşıldığı gibi Buz Ülkesi demektir.İ.S.860’larda Norveç’li ve İsveçli denizciler tarafından keşfedildi.İlk yerleşimler bu dönemin ardından gerçekleşti.Neddod adlı bir denizcinin keşfettiği bilinir.

BEYAZ DENİZ’İN KEŞFİ =İ.S.875.Kuzeye doğru açılan Avrupalı denizciler,günümüz Rusya’sının Barent Denizinin kıta içine girmiş,batıda Karelya,kuzeyde Kola yarımadası, ve kuzeydoğuda Kanin yarımadasıyla çevrelenen bir iç denizi olan bu gölgeyi Ottar adlı bir denizcinin ilk kez keşfettiği bilinir.

GRÖNLAND’IN KEŞFİ=İ.S.982: İ.S.950-1003 yılları arasında yaşamış,Norveç’in Rogalan vilayeti Jaeren kasabasında doğduğu sanılan,Thorvald Asvaldson’un oğlu,saçlarının renginden lakabını alan  Norveç’li kaşif Kızıl Erik lakaplı Erik Thorvaldsson tarafından keşfedilmiştir.İngilizce olarak Green=Yeşil ve Land=Ülke adlarının birleşmesinden “Yeşillik Ülke anlamındadır.Kaşiflerin İngiliz olmadıkları halde keşfedilen yerlere İngiliz dilinde ad verilmesi ise,bu ülkelerin dillerinin İngiliz dilinin de ait olduğu Hint-Aryan dil gruplarından oluşan Latince kökenli olmasından kaynaklanmaktadır.Atlantik Okyanusunun Kuzey Kutbuna yakın,İzlanda adası ile Kanada ülkesi arasında bulunan Grönland,buzlar ve karlarla kaplı büyük bir ada olmasında karşın, Kanada yönüne bakan bölgelerinde Eskimoların da yaşadığı geniş yeşillik arazilerinden bu adını almaktadır.
Kaşif Kızıl Erik,işlediği bir cinayetten ceza almamak için İzlanda’ya kaçmış ve orada yaşamay başlamıştı.Yerli halktan balıkçıların bilinmeyen yeni bir adadan bahsettiklerini duyunca aramaya karar verdi ve İ.S.985’de adaya vardı.988’de geri dönerek 25 gemilik göçmen topladı.İklimin sertliği  ve denizin çıkardığı engeller yüzünden 14 gemi adaya ulaşabildi.
Eski Avrupa efsanelerinde Atlantik okyanusunun dev yılanlar,ejderhalar ve tehlikeli deniz canavarları ile dolu olduğuna inanıldığından Avrupalı denizciler bu denize açılmaktan çok korkarlardı.Bu keşif macerasında da ilk çıktıklarında yerleştikleri ve bu gün Brattahil adını verdikleri yere olan yolculuklarında,geçtikleri denizin adının Solucanlar Denizi olmasının verdiği korku vardı.Sonunda da yolculukta kayıp edilen 11 gemiyi de “solucanların yediği” efsanesini uydurmuşlardır.Her nasıl yaratıklarsa bu dev solucanlar gemileri yiyerek batmalarını sağlamışlardır.

TATARİSTAN’IN KEŞFİ-İ.S.1246- Asyalılarca bilinen ama batılı ülkelerce pek bilinmeyen kuzey Asya bölge ülkesi olan Tataristan, Giovanni (Hakkında bilgi yok)  ve Del Piano Dei Caprini (1182-1252) adlı Aziz Fransis’in bir rahibi olan ve papa IV.İnnocentus tarafından elçi olarak gönderilen İtalyan rahip’in  Asya gezileri sırasında yeni bir yer olarak keşfedilmiştir.
Tatar,çekik gözlü bir Türk boyu olan bu halkın adı batılı ve Rus yazarlarca bütün Türk boylarını tanımlamak için de kullanılmıştır.
Tatar ve Farsça –Stan=bölge adlarının birleştirilmesi ile oluşturulmuş bileşik isimdir.Günümüzde Birleşik Devletler Topluluğunun özerk bir cumhuriyetidir.

Marco Polo'nun seyahatleri Kırmızı (gidiş yolu)
MOĞOLİSTAN’IN KEŞFİ,1253 Willem VAN RUBROEK-1220-1293) Gezgin Hollanda’lı Fransisken rahibiKral Saint Louis tarafından Moğol Hani Mengü’ye mektup götürmek üzere İ.S.1252’de kral Aziz Luois tarafından görevlendirildi.1253’de İstanbul’dan yola çıkarak Karadeniz yoluyla Kırım’a ve Ural dağları üzerinden Karakurum’a ulaştı.1254’de Mengü Han’la görüştü.İlk Hıristiyan ayinini yaptıysa da kabul görmedi.Mengü Han,kral Luois’e yazdığı mektubunda kendi üstünlüğünü tanımasını istedi.

ÇİN’İN KEŞFİ İ.S.1271-75:Tüccar olan babası sayesinde önceleri Karadeniz ve Akdeniz’deki ticaret merkezlerini gezen aslen Macar asıllı,papa IX.Gregorious tarafından Kubilay Han’a mektup götürmek üzere 1271’de  görevlendirilen,Kubilay Han’ın verdiği izinle de 17 yıl süren Asya gezilerini ardından  Marco Polo’nun -(1254-1324) 1295’de İtalya’ya dönüşünden sonra Rusticheollo do Pisa’ya yazdırdığı anıları sayesinde batı Çin’i keşfetmiştir.Gezisi sırasında tanıdığı halkların kültürlerinin de yer aldığı II Milione adlı kitabı,köken ve toplumbilimi açısından değer taşımaktadır.

AZOR ADALARININ KEŞFİ 1431: Velada Alcaide’nin lordu Fernão Velho’nun oğlu,Hz.İsa’nın (Allah’ın Komutanı) adıyla da bilinen Portekiz’li rahip  olan Gonçalo Velho Cabral tarafından keşfedilmiştir.Portekiz’e uzaklığı 1500 km,Amerika’nın doğu sahillerinden de 3900 km uzaklıkta yer alan,Portekiz’e bağlı Atlantik Okyanusunda bulunan,600 km’lik alana yayılan adalar topluluğudur. Kuzeybatıda Flores ve Corvo; merkezde Fayal, Pico, Sao Jorge, Graciosa ve Terceira; güneydoğuda São Miguel ve Santa Maria adalarından ibarettir.

BEYAZ BURUN 1441:Nuno Tristao(1394-1460) 1441’de Portekiz Kralı  Henry the Navigator (Gemici Henry) tarafından Antao Gonçalves adlı gemici ile birlikte Batı Afrika sahillerini keşf etmek için görevlendirildi.O zamanların Avrupalılarca “en uzak mesafesi” olarak bildikleri Rio de Oro (Rio=Nehir,Oro=Altın;Altın Nehri) istikametine yelken açtı ve Cabo Blanco (Beyaz Burun’u) keşfetti.İki yıl sonra Arguim’i (Moritanya’nın batısında bir ada) keşfederek oradan  28 köle aldı.1445’de çıktığı yolculukta Gine’yi keşfetti.1446’de da bu günkü Gine Bisau’ya ulaştı.1446’da Verde Burnunda bilinmeyen bir yerde çıkan köle isyanı sırasında öldürüldü.

SENEGAL’İN KEŞFİ-1445 : Moritanya’nın güney komşusu olan Senegal batı Afrika’da yer almakta olup,Portekizli gemici Lançarote Peçenha  tarafından keşfedilmiştir.Portekizliler bu tarihten sonra ülkenin Atlantik sahillerinde koploniler oluşturdular.Ardından İngilizler ve diğer ülkeler de ülkeye yerleştiler.

GİNE KÖRFEZİ’NİN KEŞFİ 1471: Joao de Santarem  adlı Portekizli denizci tarafından Sao Tome ve Pedro Escobar adaları ile birlikte keşfedilmiştir.Afrika kıtasının Atlantik kıyısında incelen,Gine ve Senegal’in güney bölgesidir.

KONGO’NUN KEŞFİ-1482 :Zaire adıyla da bilinen ülke Diego CAM adlı Portekizli denizci tarafından keşfedilmiştir.

Ümit Burnu Kıtanın güney ucunun adıdır.
ÜMİT BURNU’NUN KEŞFİ 1482:Bartolomeau Dias (1450-1500)Afrika’nın en batı ucunu 1444’de dolaşan Terra dos Guinneus’un kaşifi Dizi Dias ile akraba olduğu sanılmaktadır.1486’da Portekiz Kralı II.Joao’dan Afrika kıtasının en uç noktalarına ulaşmayı içeren gizli bir görev alır.Görev,mümkünse Hindistan’a kadar giderek yeni bir deniz yolunu keşfetmeyi amaçlamaktadır.Üç gemi ile çıktığı maceralı yolculuğunda,hiç inilmemiş olan Namibya kıyılarını,daha da ilerleyerek Lüderitz Körfezinde karaya çıktı.Padrao denilen krallığını simgeleyen işaret taşları dikti.Daha sonra Mosselbai,Algoa Bai,1488’de Kap Parone’ye ulaşarak bir armalı direk daha dikti.Hindistan’a ulaşacak olan ilk yolu keşfettiğinin fark etti.Daha sonra adı Ümit Burnu olacak burnunu dolanmış, keşfetmişti.Gemicilerin şikayetleri üzerine geri dönmek zorunda kaldı ve Ümit Burnunu Fırtınalar Burnu diye adlandırdı.Buruna,Hindistan yolu yakında bulunacak inancına kapılan Portekiz kralı Joao tarafından verilmiştir.1488 sonunda Portekiz’e ulaşmıştır.
Seyahat gizli olduğundan belgelere ulama olanağı olmamıştır.Kral Joao’nun yerine geçen I.Manuel,Dias ile yolculuğa çıkan Vasco De Gama’nın sorumluluğunda yeni bir keşif ekibi görevlendirmiş,Dias ona Yeşil Burun’a kadar eşlik etmiştir.29 Mayıs 1500’de Ümit Burnu civarında fırtına sonucu batan gemisi ve mürettebatıyla birlikte ölmüştür.

Kolomb Amerika'ya 1492-98 Üç kerede ulaşabildi.
AMERİKA’NIN KEŞFİ (San Salvador)1492:Kristof Kolomb (1451-1506) İtalya Cenova’lı denizci ve kaşiftir.Mısırlıların ve Vikinglerin Amerika’yı bildikleri bilinmesine rağmen tarih onu Amerika’nı kaşifi saymaktadır.Oysa,Üçüncü seferi olan 1498’deki yolcuğunda ancak ana karaya ulaşmayı başarabilmiştir.İspanya kraliçesi İsabella (Katolik),Kolomb’un 2000 mil kadar mesafeyi içeren Hindistan’ı keşif projesine sıcak bakmamıştı.Bu yüzden Kolomb,bir ara İstanbul’a gelerek II.Bayezid’den de gemi istemişti.
Hindistan ile İran ve Irak üzerinden zaten kolay ulaşmamız ve bulunabilecek kestirme deniz yolunun Osmanlıya bir faydasının olmayacağını bile II.Bayezit,altı ay beklettikten sonra Kolmb geri dönmüştür.Kraliçe İsabella’ya tekrar müracaat eden Kolomb,iki yıl sonunda gerekli izni ve desteği alarak 03 Ağustos 1492’de bu günkü Küba nın kuzeyinde bulunan Bahama Adalarında San Salvador adını verdiği kıyılara ayak basmış,Küba’nın kuzey kıyılarını keşfetmiş,bir yıl sonraki dönüşünde de yanında bol miktarda altın,Kızılderili köle ve Hindi getirmiştir. Ancak,burayı Hindistan sanarak,yanında getirdiği Kızılderili insanlara ve Hindi adlı o zamana kadar Avrupa’da bulunmayan bu hayvana da Hindistan anlamına gelen İndia (Hintli) adını vermiştir.
Getirdiği insan ve hayvanların durumundan onun yeni bir yer keşfettiğini anlayan ama bir anlam veremeyen kraliçe Kastille’li  İsabella,Kolomb’a,sarayın penceresinden sokaktaki Hintli tüccarları göstererek onu azarlamıştır.Ancak Hindi’nin adı öylece kalmış ve bizim de dilimize geçmiştir.Daha Sonra Americo Vespuçi de burayı Türkiye zannedeceği için o da Hindi’ye Turkey (Türkiye) adını vermişse de İngiliz Kraliyeti ülkeye onun adını verecek ve Amerika olarak anılacaktır.Hindi ve Turkey adlarının da kaynakları bu olaylara dayanmaktadır.
24 Eylül 1493’de 17 gemi ile ikinci yolculuğuna çıkmış,Kanarya Adaları,Büyük ve Küçük Antil adalarını keşfetmişti.
Endülüs Emevi devleti ile İspanya İber yarımadasından,Balkanlarda hızla yayılan Osmanlı İmparatorluğu tarafından sıkıştırılan Avrupalılar,İpek yolu ve Baharat yollarının Müslüman doğulu devletlerin ellerinde olması yüzünden Atlantik okyanusu ile İslam dünyası arasında sıkışmış,ekonomik krizler içinde çabalıyorlardı.Portekiz Krallığının çabalarıyla keşfedilen Afrika’nın Atlantik okyanusu kıyılarından elde ettikleri zenginliklerle biraz rahatlamışlardı.Ancak yeterli değildi.Ticaret gücünü kazanmak için Hindistan’a kestirme yol ararken keşfettikleri iki dev Amerika kıtası kısa sürede Avustralya’dan Filipin adalarına Pasifik Okyanusunu da içine alan bir dünya imparatorluğuna sahip olacaklardı.Avrupa’nın kaderini değiştirecek olan asıl keşif buydu.Günümüzün yeryüzünü yöneten Amerika-Avrupa Birliği ortaklığı,o zamanın kutsal Roma Germen imparatorluğu ile “tek merkezden” yönetilmekteydi.Kutsal Roma –Germen İmparatorluğu, İ.S.950’de Germen (Alman kökenli) kavimlerin Doğu Roma imparatorluğunu yıkarak Roma’yı işgallerinin ardından,Hıristiyanlığı kabul eden Germen Krallarının hakimiyetinde Vatikan Kilisesinin ruhani kişiliği ile birlikte bütün Avrupa krallarını tayin ediyor,taçlarını giydiriyordu.Bu birliktelik 1815 yılına kadar sürecekti ve bir Avrupalı devlet keşfettiği veya ayrıcalık sağladığı Avrupalı ve Hıristiyan olmayan bir ülkeden en kısa sürede yararlanacak şekilde el birliği ile hareket edeceklerdi.Böylece,keşiflerden kazandıkları zenginliklerle geliştirecekleri silah sanayileri ile  yeryüzünde tek güç olmayı gerçekleştireceklerdi.

NEW FOUNDLAND ve LABRADOR’UN KEŞFİ 1497 .New Foundland (Yeni Bulunan Yer) ve Labrador Kanada’nın Kuzey doğusunda Grönland’a bakan Atlantik kıyılarının adıdır.Kaşifi Joao Fernandez Labrador’dan adını alır.Giovanni Caboto-(John Cabot 1450-1499) ve oğlu Sebastiano Caboto (Venedik 1484-1557) İngiltere’de Venedik elçisi olan Giovanni Kabot,o zamanlar “Hindistan” adı bile andıkları bütün Asya kıtasına kestirme bir yol aradığı bilinen Portekiz kralı Denizci Henry’nin faaliyetlerinden esinlenerek İngiltere Kralı VII.Henry’ye İrlanda efsanelerinde yeri olan Hy Brazil (Kuzey irlanda’lı bir kavim adı ) ülkesini keşfetmeleri için destek istemiştir.
İrlanda dilinde “Ui Breasail=Ui=Ada,Bres=Güçlü,büyük güzel,kıymetli demekti.Ui Bresail,Güzel büyük adanın güçlü nesillerinin Ülkesi” anlamına geliyordu.1480’de çizilmiş bir Katalon haritasında bu ada “Brasil” adıyla gösterilmekteydi.
İngiltere’nin ikinci büyük limanı olan Bristol’e gelereh hazırlıklara başlayan John Cabot, Kolomb’un Amerika’ya II.yolculuğa çıkmasından kısa bir süre önce 1497’de ilk yolculuğa oğlu Sabestian’ın da katıldığı bir gemi ile başladı.Kısa sürede üç kez bölgeyi dolaştı ve hazırladığı haritalar 1568de hazırladığı haritalar ile diğer kaşiflerin haritaları kıyaslanarak Amerika’nın doğu kıyılarının haritaları elde edildi.Haritaların patentini alması sayesinde,keşfettiği yerlerin arkasından gidenlerin kendi adlarına kaydettirmelerini önlemiş ancak bu yüzden büyük uğraşlar vermiştir.
Yolculuklarında kendisini maddi olarak destekleyen İngiliz iş adamı Richard Amerik’in adından dolayı yeni kıtaya Amerika adının verildiğini iddia eden üniversite ulemaları vardır.Richard Ameryk İngiltere doğumlu bir gümrük memuru olup aynı zamanda da John Cabot’un gemisinin sahibi,yolculuğun da finansörüdür.Americo Vespuçi’den çok onun adını öne çıkarılmaktadır.

V.de Gama'nı keşif güzergahı
AFRİKA-HİNDİSTAN KIYILARI-1497-1499;Vasco De Gama (Portekiz dilinde Vışku dı Gama okunur.Portekiz Sinez’de 1469’da doğmuş,Hindistan Karela’da 1524ölmüştür. Avrupa’dan yola çıkıp doğrudan Hindistan’a ulaşan Portekizli denizcidir.
Portekiz Kralı Denizci Henry’nin başlattığı keşifleri yerine geçen I.Manuel sürdürmesi ile kendisinden önce Ümit Burnu’nu keşfetmiş olan Bartolomeo Dias’ın Afrika’sını dolanarak Hindistan’a ulaşmıştır.
Bu keşfi ile İran ve Hindistan elinde bulunan ticaret üstünlüklerine son vermiştir.Avrupa ülkelerini “Hindistan’ı Aramak” olan gerçek amacına ulaştıran kaşiftir.Calicut,Mombasa Ve Malindi gibi şehirleri topa tutmuş,rast geldiği Müslüman şehirlerine ve gemilerine karşı korsanlık yapmış,büyük zararlar vermiştir.
Osmanlı İmparatorluğunda henüz Fatih Sultan Mehmet  ölmüş,oğlu II.Beyazıt 1495’de yerine geçmiş,Balkan seferleri tamamlanmamış,doğu Anadolu bile sınırların dışında olduğu bir dönemde Avrupa bu keşiflerle dünya imparatorluğunu kurmuşlardır.

VENEZUELA 1499: 09 Mart 1454 22 Şubat 1512 yılları arasında yaşamış olan Amerigo Vespucci (Gemi demektir) büyük denizci,haritacı ve kaşiftir.Amerika adının onun Latince  ilk adı olan Amerigo’nun dişil biçimi olan America’dan geldiğine inanılır.İtalya Floransa Cumhuriyetinde doğmuştur.İtalyan zengin Lorenzo de Medici ve oğlu Giovanni adına çalıştı.1492’de İspanya Seville’deki Medici Bankasında çalışmaya gönderildi.İspanya kralı I.Manuel’in daveti üzerine 1499-1502 yılları arasında Güney Amerika keşiflerine gözlemci olarak katıldı. Kralın komutanı Pedro Alvares Cabral yolu üzerindeki Ümit Burnu açıklarındaki 16.enlemin 52 derece güneyinde bulunan Brazil adlı Portekizlilerin Tordesillas Toprakları adını verdikleri adanın kuzeyinin İspanyollara ait olup olmadığını merak ediyordu.Güney Amerika kıtasının Brezilya omzunda  Manuel’in gönderdiği en iyi gözlemci olarak bulundu.Vespuçi başlangıçta donanmaya komuta etmedi.Portekizli kaptan Gonçalo Coelho Portekizli memurları öne geçiriyordu.Vespuçi gemilere kumanda etmediği için Amerika yolculuğunda güverteden kıyıları rahatça gözlüyor ve buraların daha önce bilinen yerler olmadığı gibi sanılandan daha da uzun kıyılara sahip geniş topraklar olduğunu düşünüyordu.
Rio de Janeiro kıyılarında karaya çıktı.Güneyde Patagonya adlarına kadar indiğini yazdıysa da Rio de la Plata denilen yeri göremediği için yazdıkları gerçekçi bulunmadı.
Ayrıca,Alfa,Beta Kentaurus ve Güney haçı  takım yıldızlarının da haritalarını çıkarmıştır.
1502-1504 arasında geri döndüğünde notlarını ve haritalarını yayınladı.Alman Kartograf (Haritacı) Martin Waldseemüller ,Amerigo’nun ilk adından esinlenerek onun notlarına dayanarak “America” adıyla bir harita üretti.
Ardından Waldseemüller,Vespuçi’nin yazıları ve haritalarıyla Kolomb’un şöhretini alt üst etmeye çalıştığını yazdı.18.yüzyılda,Vespuçi’nin Soderini mektupları üzerinde yapılan çalışmalarda ilk yazılan yazıların kendisine ait olmadığı ve fabrikasyon olduğu belirlendi.1503’de Portekiz hizmetinde Brezilya’ya doğru yelken açtıysa da yeni keşiflerle dönemedi.Portekizli komutanın gemisi kayboldu,donanma parçalandı.Bahia adlı bir gemi ile ancak 1504’de geri dönebildi.Sevilla’ya temelli olarak yerleşti.Maria De Cerezo adlı çok genç bir bayanla evlilik yaptı,1512’de öldüğünde eşine gençliğinde oyalanacağı çocuk bırakmamıştı.

AMAZON’UN KEŞFİ 1500 Büyük okyanusa 160 km uzaklıkta olan Amazon (Rio de Amazonas) nehri Peru’daki adn dağlarından doğarak Atlas okyanusuna dökülür.Taşıdığı su miktarı,Missisipi,Çin-Yangtze (Sarı nehir) ve Nil nehirlerinin sularından fazladır. 6400 km uzunluğundadır.Palos de la Frontera doğumlu İspanyol, Vicente Yanez Pinzon (1460) , Martin Alonso Pinzon  (1441)ve Fransisco Martin Pinzo adlı üç kardeş Kristof Kolomb’un Yeni Dünya seferine katılmış üç balıkçı tarafından bulunmuştur.Nehrin kaynakları daha sonra 1941’de Bertrand Flornoy tarafından bulunmuştur.Pinzon kardeşler Kolomb’un Keşif gezisinin en önemli kişilikleri olarak gösterilseler de yeterince tanınmamaktadırlar.Balıkçılık alanında geliştirdikleri teknikle halkın dikkatini ve sevgisini kazanan kardeşler,kralın baharat yolu keşif gezilerine katılacak kişiler aradığını duyan halk Pinzo kardeşlerin katılacağını duyunca gönüllü olanların sayıları artar.Kolomb onlara gemi komutanlığı vererek hizmetlerine karşılık verir.
 
Portekiz ve İspanyollar 1521'de büyük keşifleri tamamlamışlardı
BREZİLYA’NIN KEŞFİ (22 Nisan 1500)-:Pedro Alvarez Cabral (1468-1526) Portekizli denizci tarafından keşfedilmiştir.Portekiz kralı I.Manuel’in gözüne girerek kısa sürede amiralliğe yükselen Pedro,1500’de Hindistan’a yapılacak ikinci büyük keşif gezisine katıldı.09 Mart 1500’de Lizbon’dan ayrıldı.Vasco de Gama’nın ilk yolculuğuna dayalı haritalara dayanan rotaya uyarak Gine körfezinden güneydoğu’ya yelken açacağı sırada rastladığı adaya Vera Cruz (Gerçek Haç) Adası adını verdi.Kral Manuel daha sonra buraya Santa Cruz adını verdi.Burada yetişen bir tür boya ağacı olan Pau-brasil’den yola çıkılarakBrasil yani Brezilya adı verildi.

ORTA AMERİKA’NIN KEŞFİ 1502 :Kuzey ile güney Amerika kıtaları arasında bulunan ve İspanyolca dilinin yaygın olduğu Panama Kanalının kuzey ve güneyindeki bu günkü, Kosta Rika,Belize,El Salvador,Honduras,Guatemala,Nikaragua,Panama ülkelerini kapsayan bölgeye denir.Kristof Kolomb tarafından keşfedilmiştir.

SRİ LANKA’NIN KEŞFİ 1505-Dom Fransisco de Almeida (Lizbon 1450-1510) 1492’de Granada’da Müslüman Endülüs Emevi devleti ile yapılan savaşta Kendisini kralın danışmanı olacak kadar öne çıkarmış,Portekizli asil, kaşif ve denizcidir.1503’de kendisini Portekiz Hindistan ‘ına vali ve İlk Genel Valisi olarak tayin ettirmiştir.Hint Okyanusunda Hindistan yarımadasının 31 km.güneyinde bulunan Sri Lanka adasını 1505’de keşfetmiştir.

MALAKKA’NIN KEŞFİ -1508 :Malezya’nın şehri olan Melakka Portekizli gemici Siqueira tarafından bulunmuştur.Hakkında fazla bilgi yoktur.

SUNDA ADALARININ KEŞFİ 1511:Malay takımadalarının batısında yer alan iki grup halindeki adalar topluluğudur.
Büyük Sunda Adaları;Borneo,Cava,Sumatra,Sulawesi olmak üzere dört adadan oluşur.
Küçük Sunda Adaları ;
Bali,Lombok,Sumbava,Flores,Sumba,Timor olmak üzere altı adadan oluşan topluluk Fransız denizci A.D’abreu tarafından keşfedilmiştir.

FLORİDA’NIN KEŞFİ 1513: Amerika kıtasının Küba adası üzerine uzanan uzantısıdır.Juan Ponce Leon  (1460-1521) tarihleri arasında yaşamış denizci,kaşif tarafından keşfedilmiştir.
Kaşif Endülüslerin İspanya-İber yarımadasından atılması için yapılan haçlı savaşlarından Gırnata’nın fethine katılmıştı.Kolomb’un ikinci yolculuğunda Porto Riko’nun ilk valisi olarak tayin edildi.
Kendi cebinden yaptığı harcamalarla üç gemi donatarak çıktığı keşif yolunu 02 Nisan’da tamamlayarak Florida’ya çıktı.Bölgeyi İspanya adına aldı.Bölgenin çiçeklerinin güzelliklerinden etkilenerek adını Florida (Çiçeklik) olarak koydu.Diğer yandan,İspanyolların Pascua Florida adlı paskalya günü olan “2” Nisan’da çıktığından bölgeye bu verdiği de iddia edilir.
Florida’yı keşfi ile ilk Kuzey Amerika topraklarına ayak basan Avrupalı kişi olduğu düşünülmektedir.Ancak,o çıktığında İspanyolca bilen yerlilerin olduğu söylenir.1521’de yanında götürdüğü iki gemi dolusu,rahip ve çiftçilerden oluşan 200 kişi 50 at ve çok sayıda evcil hayvanla birlikte yeni bir yerleşim yeri kurmaya çalışırken Calusalar adlı yerli kabilelerin saldırısında aldığı zehirli okun tesiriyle Küba Havana’da öldü.Mezarı Old San Juan Katedralindedir.

PANAMA’NIN KEŞFİ 1513 :İki Amerika kıtasını birbirine bağlayan topraklardan oluşan bölge Portekizli denizci Nunez de Balboa tarafından keşfedilmiştir.

BERMUDA ADALARI 1515 Güney Amerika kıtasının Brezilya açıklarında Atlantik okyanusu içinde bulunan, bu gün Şeytan Üçgeni olarak da bilinen adalar topluluğudur.Kaşifi İspanyol denizci Juan (Huan) Bermudez’den adını alır.

RİO DE LA PLATA’NIN KEŞFİ 1516:Rio Prana ve Rio Uruguay’ın birleştiği ve birlikte deniz aktığı 290 km uzunluğunda,220 km genişliğinde nehir yatağıdır.Rio Şarkısı anlamındadır.İspanyol denizci Siaz de Soliz tarafından keşfedilmiştir.

MEKSİKA’NIN KEŞFİ 1518 :Bu günkü Amerika Birleşik Devletlerinin güneyinde,Belize’nin kuzeyinde  yer alan geniş bir ülkedir.İspanyol denizci Fernandez de Cordoba  tarafından keşfedilmiştir.
Meksika adı Meksika’nın İspanyollardan önceki medeniyetinin sahibi olan Aztek’lerin dillerine ait bileşik isimdir.
“Meksi”adı,Savaş tanrıları Meksitli’sinden gelir.”Metzli-Ay” demek olup,”Zitli” ise göbek anlamındadır.”Ca” da yer anlamına gen bir son ektir.
“Meksi-ca” yani Meksika, “Savaş Tanrısı Meksitli’nin Halkı”  demektir.

FİLİPİN ADALARI 1521 :Bu gün Filipinler Cumhuriyeti olarak da bilinen,Pasifik okyanusunda  7.107 adadan oluşan büyük bir ada ülkesidir.Portekizli denizci Ferdinand Megellan (1480-1521) öldüğü tarihte keşfettiği Filipinlerde Maktan Savaşında öldürüldü.Büyük okyanusa Pasifik-Huzur-Barış” adını veren odur.Daha önce ziyaret ettiği Baharat Adalarını da geçerek bütün meridyenlerden geçen ilk insanlardan olmayı başardı.Hakkındaki bilgiler anılarını yazan Antonıo Pigafetta tarafından günümüze ulaşmıştır.Güney Amerika-Güney Kutbu arasındaki keşfettiği  boğaza da adı verildi.Fransisco Almeida’yı Hindistan Valiliğine götüren donanma ile çıkmıştır.

NOUVELLE FRANCE 1524 :Versazano tarafından keşfe edildi.

PERU’NUN KEŞFİ 1532-34: Dört çocuklu fakir,İspanyol bir ailenin oğlu olan Fransisco Pizzaro (1475-1541) babası kraliyet donanmasında kaptan olan Konkiskador (Fatih) ruhuna da babasından dolayı sahip olduğu iddia edilir.1532’de Peru’ya gittiğinde,İsa’yı tanımadıkları için lanetli saydıkları Kızılderililere karşı  çok sayıda katliam yapmıştır.İspanyol komutanı Diego de Almagro ile de çıkar çatışmasın girmiş ve onu da alt etmeyi başarmışsa da Alamagro’nun oğlu II.Diego de Almagro da onu öldürerek babasının intikamını almıştır.

KANADA’NIN KEŞFİ 1534 :Fransa’nın Saint Malo şehrinde saygınlığı olan denizci bir ailede doğmuş olan Jacques Cartier (1491-1557) armatör (gemileri ile ticaret yapan) bir ailenin kızı Catherine ile evlenerek zenginleşmiş,sık sık vaftiz babalığı yaparak da yaşadığı bölgede dini kullanması sayesinde saygınlık kazanmıştır.1535’de Montreal adasını keşfettiğinde Kızılderililerce sunulan tütünü denemil ve ağızlarına doldurdukları tüttürerek ciğerlerini doldurdukları bu acı dumanı bi de çekmeyi taklit ettik.Ama duman zehir gibi acıydı” diye yazdığı olayda tütünü de tanıtmıştır.Keşif gezilerinde hastalık dışında askerini ve  hiç gemi kaybetmemekle de ünlü olan profesyonel denizci hakkında fazla bilgi pek yoktur.66 yaşında doğduğu şehirde salgın hastalıktan öldüğünde Kanada’da yerleşim henüz başlamamıştı.Vikinglerden sonra ilk Avrupalı yerleşimin başladığı Kanada’nın iç yerleşim bölgelerini keşfettiğine inanılır.

KALİFORNİYA’NIN KEŞFİ 1535:Günümüz Amerika Birleşik Devletlerinin büyük eyaletlerinden olan ve Pasifik Okyanusuna kıyısı olan Meksika sınırına yakın bölgedir.
İspanyol denizci Hernan Cortez (1485-1547),Fernando adıyla da bilinmesine rağmen Hernan adını yazdığı mektuplarda daha çok kullanmıştır.İspanya kralı adına Meksika’yı fethetmiştir.Peru’yu keşfeden F.Pizzaro’nun yeğenidir.Küba’nın fethine de katılmış ve başarılarından dolayı köleler verilerek ödüllendirilmiştir.
Mekika’nın fethinde Azteklerin imparatoru Montezuma,karşısında ilk kez gördüğü toplu-tüfekli askerler yüzünden şakına uğramıştır.Cortez akıllı bir siyaset uygulayarak askerlerinin kaçmalarını önlemek için bütün gemilerini batırmış,Azteklere karşı olan yerli Kızılderili kabilelerinden yopladığı güçlerle 100.000 kişilik ordu kurmuş ve Aztek imparatorluğunu yıkmıştır.Aztek başkenti olan Tenochtitlan (Tenoçtitlan) 700.000 nüfusu ile soykırıma uğratmış,insanları kasap gibi kıymıştır.Tenoçtitlan bu nüfusu ile o zamanın dünyasında Paris,İstanbul’dan sonra üçüncü büyük şehir özelliğine sahiptir.Kortez’i sarı saçları,beyaz teni,mavi gözleri ile güneş tanrıları Quetzalcoal’a benzeten yerliler,onun tanrı olmadığını,işgal,soygun,yağma için geldiğini anladıklarında isyan ettiyseler de geç kalmışlardı ve isyanlarında başarısız olmuşlardır.
Kızılderililerin yenilmelerinde,İspanyolları ve askerlerinin “tanrı ve ordusu” zanneden Kızılderililerin,”ölümlerinin tanrı elinden olması halinde  ölümsüzlüğe kavuşacakları inancı” ile intihar edercesine,İspanyolların silahlarının üzerine atladıkları,270 askeri ile 80.0000 Kızılderili öldürdüklerini anlattığı Kortez’in kendi anılarında da yazar.1541’de ülkesine dönen Kortez,Cezayir’i almak için Osmanlı’ya karşı açılan savaşa da katılmış ve canını zor kurtarmış,zalimliği yüzünden kendi ülkesinde de korkulan biri haline gelmesi yüzünden yetkileri elinden alınmış ve yalnızlık içinde ölmüştür.

ŞİLİ’NİN KEŞFİ 1535: Diego de Almagro tarafından keşfedilmiştir.

COLARADO’NUN KEŞFİ 1540:Ferdinand Alarcon tarafından fethedilmiştir.

JAPONYA’NIN KEŞFİ, 1542 :Mendes PİNTO tarafından keşfedilmiştir.

SOLOMON ADALARINININ KEŞFİ 1568:Mendana tarafından keşfedilmiştir.

BAFFİN ADASININ KEŞFİ 1576:Dünyanın beşinci büyük adası olan Baffin adası Kanada’nın Artktik-buzul bölgesinde yer alan 1530 km.uzunluğunda 725 km genişliğinde olan bir adadır.Kaşifi Mendana olup hakkında pek bilgi yoktur.

VİRGİNİA’NIN KEŞFİ (Vircinya) 1577:1655 yılında bölgeye ulaşan İspanyol keşif grubunca keşfedilen,Kanada’ya yakın,Atlas okyanusuna kıyısı olan bölgenin fethi 1577’de W.Raleigh tarafından gerçekleştirilmiştir.

SİBİRYA’NIN KEŞFİ 1581-1584:Asya kıtasının kuzey kutbunu çevreleyen batıdan doğuya uzanan geniş steplerin olduğu,kısmen buzullarla kaplı 13 milyon km2 lik bir bölgedir.Günümüzde küresel ısınma olarak da bilinen sanayi ve teknolojinin gelişmesiyle atmosfere yayılan kirli gazlar nedeniyle ısınan hava nedeniyle eriyen buzullar yüzünden Sibirya’da geniş araziler ortaya çıkmış,buzullar arasında gemiler Avrupa ve Amerika kıtaları arasında seyahat edebilir hale gelmiştir.Buzullardan boşalan arazilerde ve buzulların altında zengin doğal kaynaklar tespit edilmesi yüzünden günümüzün sömürgecilik kavgalarının yeni savaş alanı olmaya adaydır.
Sibirya adı Tatar Türkçe’sinde Uyuyan” anlamındaki Sibilla” sözünden adını aldığı iddia edilir.
Diğer yandan, ,“Sabir Halkı” deyiminden türetilerek Rusça’ya geçmiş olan Siberia (Sibirya) Hanlığı”ndan geldiği de diğer iddiadan birisidir.Sabirler,Hazar denizinin doğusu ile Karadeniz kıyılarında yaşayan kökenleri Hunlara dayanan Avar Türklerine de denir.552 tarihli Bizans mektuplarından elde edilen bilgilere göre de Avar’ların,Göktürkler,Hunlar,Uygurlar ve
Eski İran’da kurulmuş olan İskit Türkleri ile köken bağları oldukları anlaşılmıştır.
Bizans kayıtlarından Türklerin “Türkoy”,Hazar ve Balkan Bulgarlarının da “Sabartoi”- Asphaloi” Sabartoy Aşfaloy olarak geçtiğine tanık olunmaktadır.”Sabartoy adının Sabir adı ile ilişkili olduğu ve “Biçim,şekil,anlamında “Sabiroi” olarak yazıldığı tespit edilmiştir.
Çağdaş tarihçileriVolga Bulgarları ile daha sonra karışan Orta Volga Bulgarlarının bölgede kurdukları “Suar-Suvar Hanlığı-Su- Var,Türkçe” adı ile ilişkili olduğu,günümüz Çuvaş Türklerinin adının da bu addan türediği iddia edilmektedir.
Kaynak :”Severians:A History of Russia,Central Asia and Mongolia.Blackwell Publishing 1998-279 “Suarlar” Tatar Ansiklopedisi.Kazan Cumhuriyeti Academy of Science İntitution of Tatar Ancyclopedia 2002”

DAVİS BOĞAZI KEŞFİ 1585:J.DAVİS adlı İngiliz denizci tarafından keşfedilmiştir.

NOVAYA ZEMLYA’NIN KEŞFİ 1594: Rusça Yeni Yer anlamında gelen takım adaların yeri,Kuzey Buzul denizi içinde Avrupa kıtasının tam ucundadır.90.650 km2 alana sahiptir.Severny ve Yujny adlı iki büyük adası Matoçkin boğazı ile ayrılır.Barents tarafından keşfedilmiştir.

MARKİZ ADALARI 1595 :Mendana  adlı denizci tarafından keşfedilmişlerdir.

AVUSTRALYA’NIN (Yeni Hollanda) KEŞFİ 1605:Hakkında pek bilgi olmayan Hollanda’lı kaşif Willem Janzoon tarafından keşfedilmiştir.Avustralya adı,Latince “Güney-güneye ait” anlamında gelir.Kıtanın yeryüzünün  en güneyinde olması nedeniyle “Australia” Güney Ülkesi-toprakları anlamında verilmiştir.Roma uygarlığı döneminde de “terra australis incognita” ani “bilinmeyen güney ülkesi-toprakları” adıyla bir bölge adının geçtiğine rastlanılmıştır.”Australia” adı İngiliz dilinde ilk kez,1692 yılında Gabriel de Foigny’nin “Les Aventures de Jacques Sadeur dans la Decouverte et la Voyage de la terre Australe” adlı Fransızca romanının 1693’deki İngilizce çevirisinde görülmüştür.
Australishe” kelimesi de Hollanda dili olan Batavia Flemenkçe’sinde yeni keşfedilen yerler anlamından 1638’den itibaren kullanılmaya başlanmıştır.1793’de George Shaw ile Sir James Smith adlı araştırmacılar,Büyük Kıta,Geniş Ada,Australia ve New Holland adlarının geçtiği “Zoology and Botany of New Holland” yani Yeni Hollanda’nın Bitki ve Hayvan Yapısı” adlı eserinde geçen Yeni Hollanda (Yeni Alçak-Çukur Ülke) bu ad kıtayı anmak için kullanılmıştır.
1770’de James Cook adayı gezmiş ve New South Wales-Yeni Güney Galler adını verdiği bölgeyi de İngiltere topraklarına kattığını ilan etmiştir.1824’de İngiltere’nin önerisi ile Avustralya (Australia) adı resmileştirilmiştir.

YENİ HEBRİDES ADALARININ KEŞFİ 1606:Queiros adlı İspanyol denizci tarafından keşfedilmiştir.

HUDSON KÖRFEZİNİN KEŞFİ 1610:Doğum ve ölüm yeri hakkında pek bilgi bulunmayan İngiliz denizci Henry Hudson (1565-1611) tarafından keşfedilmiştir.Adını onun soyadından alır.Kabin görevlisi olarak başladığı denizcilik hayatı başarıları sayesinde kaptanlığa yükselmesi ile sürmüştür.New York’u keşfetmiştir.Güneşin ışınlarının vurması ile buzların eriyerek Mc Kenzie Adalarından Asya’ya bir geçidin açılabileceği iddiasında bulunmuştur.Tezinin olabileceğine inananlar onun kuzey buz denizi üzerine yolculuk etmesini önermişlerdir.1607’de Muscovy Company adlı şirketin desteği ile Pasifik Okyanusuna çıktığı yolculukta,Hollandalı denizcilerle Hollanda Güneydoğu Geçidi rotası yüzünden savaşmıştır.1610 yılında Discovery (Keşif) adlı gemisi ile Kanada’nın kuzey kıyılarından Asya’ya geçiş yolu olabilecek bir boğaz aramak amacıyla  yolculuk yapmaktaki ısrarı adı ile anılan Kanada’nın kuzey buzul bölgesinde bulunan körfezi keşfi ile sonuçlanmıştır.Tekrar yeni bir yol arayışlarına girmek istemesi yüzünden gemide çıkan isyan sonucu oğlu ile birlikte bir filikaya konularak denizin ortasına terk edilmişlerdir.Bir daha kendisinden ve oğullarından haber alınamamıştır.İngiltere’ye dönen mürettebat,getirdikleri bilgiler yüzünden ceza kovuşturmasına uğramazlar.

HORN (Boynuz) BURNU’NUN KEŞFİ 1615: 55.derece 59 dakika güney enlemi ile 67.derece 16 dakika batı meridyen bölgesinde bulunan Güney Amerika’nın en güney ucudur.Atlas Okyanusu ile Atlantik Okyanusunu birbirinden ayırır.29.Ocak 1616’da Willem Cornelisz Schouten ve Jacob .Le Marie tarafından geçilmiştir.Macellan Boğazının sadece Hollanda Doğu Hindistan Şirketlerince kullanılmasına izin verildiğinden ,Le Marie’nin şirketi olan Hollanda Avustralya şirketi kullanabilecekleri yeni bir geçit aramak zorunda kalmıştı.W.C.Schouten’in doğum yeri olan Hoorn şehrinin adı verilmiştir.Şili’ye ait,Ateş Toprakları olarak bilinen İsla Hornos üzerinde bulunur.1914 yılında Panama Kanalı’nın açılmasına kadar bu burun iki okyanus arasında tek seçenekti.

TAZMANYA’NIN KEŞFİ 1642 :Avustralya’nın güney doğusunda,kıta  ile Güney kutup dairesi arasında olan,64.519 km2’lik bir adadır.Hollanda’lı denizci Abel Janzoon Tasman (1603-159) tarafından keşfedilmiştir.Avustralya kıtasını dolaşan Tasman,15 Nisan 1642’de Yeni Zellanda’ya ulaşmış ilk Avrupa’lıdır.

KAMÇATKA YARIMADASININ KEŞFİ-1697 :Büyük Okyanusta Bering Boğazı ile Ohotsk Denizi arasında Rusya’ya bağlı büyük bir yarımadadır.Kırk kadar yanardağ vardır.Vladimir Vasilyeviç Atlasov (1661-1711) adlı Rus denizci tarafından keşfedilmiştir.Atlasov adasının keşfi ve Sibirya’nın Rusya’nın eline geçmesinde büyük hizmetleri olmuştur.

NEW BRİTAİN’İN (Yeni İngiltere) KEŞFİ 1700:Papua Yeni Gine’deki Bismark adlarının en büyüğüdür.Papua Yeni Gine’ye aittir.yeni Gine’den kaşifi olan William Dampier (1651-1715)  adıyla anılan boğaz ile ayrılır.600.km. uzunluğunda sahili ve 110 km genişliğindedir.Doğu Yeni Britanya ve Batı Yeni Britanya diye ikiye ayrılır.
William Dampier Avustralya ve Yeni Gine’nin haritalarını da çıkarmış,dünyanın etrafını üç kez dolaşmış ilk denizci ve kaşiftir.

SAMOA ADALARININ KEŞFİ 1722: Pasifik Okyanusunda Polinezya adalar topluluğunun bir parçasıdır.30030 km2.lik alana sahiptir.Toplam 16 adadan oluşan Samoa Adalar topluluğu,batılı ülkelerce idari olarak  ikiye bölündüğünden 10 adadan oluşan diğer kısmı Amerikan Samoa’sı diye bilinir. Avustralya topraklarını bulmak için gönderilmesine rağmen kazara Easter Adasını keşfeden Hollandalı kaşif Jacob Roggeveen (1659-1729) tarafından keşf edilmiştir.

BERİNG BOĞAZI 1739 :Pasifik Okyanusu ile Kuzey Buz denizini,Kuzey Amerika kıtasını (Alaska yarımadasından)  ayıran boğazdır.Her iki kıtanın en yakın olduğu yerdir.Genişliği 92.km,derinliği 30m ile 50 m. arasında değişir.Adını,1728 yılında pasifik okyanusunu kuzeye doğru gezerken burayı geçen Rus asıllı Hollandalı denizci kaşif Vitus Bering’ten alır.
Boğazdan adını alan buzul iç deniz olan Bering denizinde dokuz ada vardır ve dört ayrı adla anılan bölgeden oluşur.Bu bölgeler,Bering Boğazı,Bristol Körfezi,Anadyr Körfezi,Norton Sound (Sesi) bolgeleridir.Ayrıca Zhemchug Kantonu adıyla bilinen en geniş denizaltı kanyonu dahil olmak üzere 16 denizaltı kanyonu da vardır.

ALEUT ADALARININ KEŞFİ 1741:Bering denizini Büyük okyanustan ayıran 1800 km boyunca Alaka yarımadasının güneybatısınca uzanan adalar topluluğudur.150’yi aşkın ada ve kayalıktan oluşan bölge 17.666.km’dir.Adaların dikkat çeken en büyükj beş tansinin adları da şöyledir.Foks (tilki) adası,Four Mountains (Dört dağ) adası,Andreanof adası,Rat (Fare) adası,Near (Yakın) adasıdır.1741’de Vitus Jonnasen Bering ile Aleksey Sisirkov adlı gemiciler tarafından keşfedilmiştir.

TAHİTİ’NİN KEŞFİ 1767:Pasifik okyanusunda bulunan Polinezya adlar topluluğunda Fransız Polinezyası adı verilen adalar içindeki en büyük adadır.Adalar aralarında 61km’lik uzaklı olup toplam 1.048 km2 alana sahiptir.İngiliz gezgin Samuel Wallis tarafından 1767’de keşfedilmiştir.

LOUSİADE ADLARININ KEŞFİ 1768:Papua Yeni Gine adalarından Bouganville adasının kaşifi olan ve adını  aldığı Gransız denzici,kaşif Louis Bougainville tarafından keşfedilmiştir.

KERGUELEN ADALARI 1768:Fransızca “İles Kerguelen “ olan adalar Hint okyanusunda, güney kutup dairesine yakın Fransa’ya bağlı takım adalarıdır.Afrika’ya 3400km,Antarktika’ya 2000km,Avustralya’ya 4800km uzaklıktadır.Yalnızlık Adası adıyla da bilinir.
Yves Joseph de Kerguelen-Tremarec tarafından bulunmuştur.Toplam 300 adadan oluşmaktadır,başlıca 12 kadar adası vardır.

YENİ KALEDONYA’NIN KEŞFİ 1774-78:Fransızca “Nouvelle Caledonie” kelimelerinden adını alır.Yeni Klasizin akımından etkilenilerek İskoçya’nın adının şiirlerde Caledonia olarak geçmesinden esinlenilerek “Yeni İskoçya” anlamında kullanılmıştır.Takma adı “Caillou” olup “taş-çakıl taşı ” anlamına gelir.Bir diğer takma adı olana “Kanaka” da,Polinezyalıların kullandığı Hawai dilinden olan kelime de “insan-kişi” anlamına gelmektedir.Avustralya’ya 1200km,Yeni Zellanda’ya 1500km uzaklıktadır.En büyük ana adasının adı Grande Terre (Büyük Topraklar) dir.Pasifik okyanusunda Avustralya’nın doğusunda yer alan  19.060 km2 alanında bir adadır.1174’de İngiliz kaşif James Cook (1728-1779) tarafından keşfedilmiştir.Kuzey Buz Denizine yaptığı yolculukta buz dağlarının önünü kesmesi üzerine Hawai’ye dönen Cook,buraya ulaşan ilk Avrupalı oldu ve burada gemilerinden birisini çalan yerliler ile yaptığı çatışmada öldürülmüştür.
Yeni Zellanda’Yı ikinci kez ziyaret eden ilk Avrupalı olmasının yanında,tek ada olarak düşünülen ülkenin iki adadan olduğunu keşfetti ve adalar arasındaki boğaza da adı verildi.Haritacılık,astronomi konularında bilgisi çoktur.

MAC KENZİE IRMAĞI 1788:Kuzeybatı Kanada’da Büyük Slava gölünden doğan ve Kuzey buz denizine dökülen nehir bu adı almadan önce “disappointment’tir.”Düş kırıklığı” anlamına gelir.İskoçyalı kaşif denizci Aleksander Mackenzie’nin (1764-1820 .Alesdair Mac Coinnich) kuzey buz denizinden Pasifik okyanusuna kestirme bir geçit,-boğaz aramak için çıktığı yolculukta boğaz ararken nehir bularak hayal kırıklığına uğraması yüzünden “Disappointmen” adını verir.Onun ardından nehre onun adı verilir.Dene adıyla anılan Kızılderili halkı nehre “Deh Cho” Deh Ço demektedirler.

VANCOUVER ADASININ KEŞFİ 1791:Kanada’nın İngiliz Kolombiyası olarak bilinen Alaska yarımadası ile günümüz ABD sınırları arasında,Pasifik okyanusuna bakan batı kısmındadır.İngiliz Kraliyet donanmasında görevli George Vancouver,buzullar arasından Atlantik okyanusuna kestirme bir boğaz aramak için  Pasifik sahillerini gezdiği sırada 1791,94 yılları arasında keşfettiği adaya onun adı verilmiştir.Ada 460 km uzunluğunda,80 km genişliğinde,12.407 km2’dir.

ADELİE TOPRAĞININ KEŞFİ 1840:Avustralya’ya ait Antarktika kıtası toprakları içindedir.Güney kutbuna uzaklığı 26.00 km’dir.Sahillerinin uzunluğu 350km.dir. Fransız kaşif Jules-Sebastien-Cesar Dumont dUrville tarafından keşfedilmiştir.

VİCTORİA TOPRAĞI 1839-42:Güney Amerika kıtasında Trinidad ve Tobago ülkesinin bir eyaleti olan  Victoria toprakları,İngiliz kaşif,denizci J.S.ROSE tarafından keşfedilmiş ve İngiltere Kraliçesi Victoria adına fethedildiğinden bu adı almıştır.

KUZEYDOĞU GEÇDİNİN KEŞFİ 1878-79:1878’de Norveç Tromso’dan Vega adlı buharlı gemisi ile çıktığı keşif yolculuğunda,Avrupa’yı Asya’ya bağlayan Kuzeydoğu geçidini, Nils Adolf Erik .Norden Skjöld (1832-1901) keşfetti.Geçide doğrudan girmek istediyse de Bering boğazının darlığı yüzünden kış nedeniyle boğaz buz tutmuştu ve buzulların etrafını sarıp kilitlemesi sonucu kendisini akıntılara bıraktı.Böylece tamamladığı yolculuğunda Kuzeybatı geçidini keşfetmiştir.Günümüzde bu geçitten buz kıran gemilerinin yardımları ile yararlanılmaktadır.

KUZEYBATI GEÇİDİNİN KEŞFİ 1903-06:1878’de Erık Norden’in keşf ettiği ancak geçemediği Kuzey batı geçidini tekrar keşfetmeyi amaçlayan,Kanada’daki Eskimo yerlilerinden kutup soğuğunda kalın giysiler ve hayvan derisinden elbiseler giyerek ve bazı yöntemlerle hayatta kalma tekniklerini öğrenmesi ile ve daha önce 1912’de Güney kutbu keşfine katılmanın tecrübesi ile  Norveç’li gemici-kaşif Roald Amundsen (1872-1928) in,denizin derinliğinin 90.cm kadar düşmesi üzerine gemisini terk ederek  karadan yaptığı yürüyüşle 1906’da keşfini tamamlamıştır.
Başarısını kutlamak için Alaska’da bulunan telgraf bürosundan ülkesine telefon ettiğinde ülkesi de İsveç’ten bağımsızlığını kazanmıştı ve yeni seçilen kral VII.Haakon tarafından kutlanmıştı.
18.Haziran 1928’de arkadaşı Norveçli pilot Leif Dietrichson’u kurtarmak için yola çıktığı uçağın düşmesi sonucu kayboldu.Bir daha haber alınamadı.2004 ve 2009 Ağustosunda kaybolan uçağını bulmak için Norveç Kraliyet Deniz Kuvvetlerine ait insansız bir denizaltı olan Hugin1000 adlı vasıta ile yapılan keşif gezilerinden,aramalarından  bir sonuç alınamadı.
MANYETİK GÜNEY KUTBU 1908-09: Sir Ernest Henry Schackleton (1874-1922) İngiliz-İrlanda melezi kaşif,Kutup keşiflerinin öne çıkan kahramanlarından birisidir.1901-04 yıllarında kaptan Robert Falcon’un keşif ekibinde üçüncü subay olarak görev yaptı.1907’deki Nemrud Keşfi adlı ekibin önderi olarak Antarctika’nın keşfine katıldı ama başarılı olamadı.1912’de Amundsen’in güney kutbunu keşfetmesi üzerine dikkatini kutbu bir uçtan öbür ucuna karadan ekibi ile geçmeye karar verdi.21 Ocak 1908’de büyük Buzul Engeline ulaştı.Buzulun etrafının geniş,için balinalarla dolu bir körfezle çevrili olduğunu görünce buraya Balinalar Körfezi adını verdi.29 Ocak 1908’deüzerine kulübe yaptığı için Hut Point  8Kulübe Noktası” adını verdiği yarımada’ya diğer ekipten önce vardı ve büyük kutlamalar yaptılar.Daha sonra ileri giderek Beardmore buzulunu keşfettiler.Daha sonra buzula kendi adı verildi.Bu gezi ile Güney Kutup platosunu ilk gören insan oldu.16 Ocak 1909’da da manyetik kutbun üzerinde bulunan Erebus dağına çıktı.Dönüşünde “Antarktika’nın Kalbi” adı ile gezilerini yayınladı.05 Ocak 1922’de  çıktığı son Güney kutbu keşif gezisinde güney Georgia (Corciya) adasında kalp krizinden öldü.

Kuzey kutbu,geçitler ve Grönland
KUZEY KUTBUNUN KEŞFİ –1909:Amerikan deniz kuvvetlerinde komutan olan Robert Peary kutba ilk kez 1893’de ulaşmaya teşebbüs etti.Ardından 1908-09’da iki kez daha girişimde bulundu ve 05 Eylül 1909’da buzul vahşiliğine vardığını dünyaya duyurdu.06 Nisan 1909’da kutba ulaştığını duyurduğunda gene Amerika’lı olan Frederic A.Cook bir yıl önceden vardığını ilan ettiyse de onun ilanı yetersiz delil nedeniyle kabul edilmedi.1922’de  Cook Leavenworth Penitentiary ye posta dolandırıcılığı yolu ile indi.Peary’nin başarısı gölgelendi ve 1920’de öldüğünde başarısı,iddia nedeniyle ikiye bölünen  bilim kurullarınca kabul edilmemişti.Halen de tartışmalı durumdadır.

GÜNEY KUTBUNUN KEŞFİ –1911:14 Aralık’da Yenisey nehri ve Ural dağlarının eteklerinde yaşayan yörüklerin kullandığı Someyed adlı kutup köpeklerini de keşif gezisine götüren köpeklerin çektikleri kızaklarla R.AMUNDSEN kutba ilk ulaşan insan oldu.

KUZEY KUTBUNUN KEŞFİ –1926: Ellsworth, Riiser-Larsen, Oscar Wisting gibi tecrübeli adları da içeren 15 kişilik keşif ekibi İtalyan Havacı Umberto Nobile’nin yaptığı Norge (Norc)  adlı zeplin ile birlikte   R.Amundsen-Nobile ekibi 13 Mayıs 1926’da Alaska’ya indiler.Ancak Richard Evelyn Byrd de Norge’dan birkaç gün önce indiğini söyledi.Hangisinin önceden indiği tartışmalı hale geldi.

III.ÇAĞIMIZIN TİCARET YOLLARI KUZEY KUTBUNDAN GEÇİYOR
Büyük devletlerce buzulların eritilmesi ile Ana Ticaret yolu Kuzey Kutbu oldu.
Kutupların Yerleri Değişecek;
Tabiatı en çok kirleten gelişmiş ülkelerin iki yüzyıldır,sanayi tesislerinden salınan gazlar için önlem almamaları ve uydulardan yansıtılan ışınlarla (James Bond Acemi Ajan filmindeki gibi) kutuplar erimeye yüz tutmuştur.Çin-İngiltere arası Kuzey kutbundan yapılan yolculuk,Ekvatoru ve Ümit Burnunu dolanarak yapılan yolculuktan üç kat daha kısadır.
Bu da kazanç demektir.Kutupların eritilmesinin ardında bu hesaplar vardır.25 yıl önce Hürriyet gazetesi bile 21. yüzyılda Kutupların yer değiştirtileceğini yazmıştı.Kuzey Batı ve doğu geçitlerinin keşiflerinin önemi buradadır.Buz kıran gemileri ile başlayan Kutup yolculuklarını kolaylaştırma çabaları,küresel ısınma ve uydudan ışın yansıtma şeklinde sürmektedir.Bunun adını da "Küresel ısınma" deyip aldatıyorlar.
Ayrıca kutuplarda keşfedilen enerji kaynakları ve madenler yeni bir dünya savaşını şimdiden ısıtmaya başladı bile.



IV.YAVUZ SULTAN SELİM BİYOGRAFİSİ
(1470-1520)
II.Bayezid'in Yavuz Selim'e bıraktığı harita.
Osmanlı Devleti’nin dokuzuncu padişahı olan Yavuz Sultan Selim, babası 2. Beyazıd’in şehzadeliği sırasında, sancakbeyi olduğu Amasya’da doğdu. Annesi Dulkadiroğulları Beyi Alaü’d-Devle’nin kızı Ayşe Hatun’dur. Yavuz’un çocukluğu Amasya’da geçti. Özel öğrenim gördü. Babası 1481’de Fatih Sultan Mehmed’in ölümü üzerine tahta çıkınca Yavuz da Osmanlı yönetim geleneğine uygun olarak Trabzon sancak beyliğine atandı. Yavuz sancakbeyi olduğunda Trabzon Osmanlı Devleti’nin doğu sınırına yakın bir yerdeydi ve Akkoyunlular’ın tehditi altındaydı. Maraş Malatya yöresinde egemen olan Dulkadiroğulları da Memluklar tarafından Osmanlılara karşı sürekli kışkırtılıyordu. Yavuz şehzadeliğinin ilk 20 yılında bu iki komşu devletin durumunu yakından izledi.

I.Selim
Sorunu savaş yoluyla çözmesi için babasına başvurduysa da barışçı bir padişah olan 2. Beyazıd buna yanaşmadı. Ama 1503’te Akkoyunlular yıkılıp Safevi egemenliği başlayınca durum değişti. Safeviler’in Anadolu’da giriştikleri Şii propagandası Yavuz’u kaygılandırıyordu. 2. Beyazıd ise oğlunun uyarılarını pek ciddiye almıyordu. Bunun üzerine Yavuz tahtı ele geçirme hazırlıklarına başladı. İlk olarak oğlu Süleyman’ı (daha sonra Kanuni Sultan Süleyman), İstanbul’a yakınlığı dolayısıyla Bolu sancakbeyi yapmayı başardı (1509). Ama ağabeyi Şehzade Ahmed buna karşı çıkınca Süleyman kısa bir süre sonra Kırım’daki Kefe sancakbeyliğine gönderildi. Yavuz, 2. Beyazıd’ın tahtı Şehzade Ahmed’e bırakmak istediğini, Sadrazam Hadım Ali Paşanın da bunu desteklediğini öğrenince 1510’da Kefe’ye giderek kayınbabası olan Kırım Hanı I.Mengli Giray’dan destek istedi. Mart 1511’de Kırım askerleriyle Rumeli ‘ye geçen Yavuz, Edirne’ye doğru ilerlemeye başladı. Devlet adamlarının araya girmesiyle çatışma önlendi ve Yavuz’a Semendire sancakbeyliği verildi. Kısa bir süre sonra Anadolu’da Şahkulu Baba Tekeli ayaklanmasının çıkması ve kardeşi Korkud’un da tahtı ele geçirmek amacıyla Manisa’da harekete geçmesi üzerine,Yavuz yeniden Edirne’ye yürüdü. Çorlu’ya kadar ilerleyen Yavuz’un birlikleri burada II: Beyazıd’ın ordusuna yenilince Yavuz Kırım’a kaçmak zorunda kaldı. Bu durumda Şehzade Ahmed ile Şehzade Korkud hemen harekete geçtiler.Amasya sancakbeyi olan Şehzade Ahmed Adapazarı’na kadar geldiyse de, İstanbul’daki Yeniçerilerin Yavuz yanlısı olduğunu öğrenince geri çekilmek zorunda kaldı. Şehzade Ahmed’den çekinen Korkud ise, İstanbul’a giderek Yeniçerilerin desteğini kazanmaya çalıştı. Bu arada Kırım’da daha güçlü bir ordu toplayan Yavuz Ocak 1512’de Tuna Irmağı’nı geçerek İstanbul’a yöneldi. 19 Nisan’da İstanbul’a varan Yavuz yeniçerilerin coşkun gösterileriyle karşılandı ve II:Beyazıd 24 Nisan’da tahtı ona bıraktı. Yavuz Sultan Selim bu biçimde tahta çıkmış tek Osmanlı Padişahı’dır.
Yavuz’un padişah olmasıyla taht kavgası yeni bir aşamaya girdi. Yavuz’un padişahlığını kabul eden Korkud yeniden Manisa sancakbeyliğine gönderildi. Şehzade Ahmed ise Konya’yı merkez edinmiş Orta Anadolu’yu denetim altına almıştı. Yavuz sorunun gittikçe büyüdüğünü görerek hemen harekete geçti. Mart 1513’de padişahlıkta gözü olduğu iddiasıyla Korkud’u idam ettirdi. Nisan 1513’de Bursa yakınlarındaki Yenişehir Ovası’nda yapılan savaşta da Şehzade Ahmed’i yenilgiye uğrattı. Kaçmaya çalışan Ahmed savaş alanında öldürüldü.

Böylece tahta tek başına egemen olan Yavuz, Osmanlı Devleti’nin Batı’daki sınır komşularıyla ve denizlerdeki rakibi Venedik ile barış antlaşmalarını yenileyerek şehzadeliğinden beri üzerinde önemle durduğu Safevi sorununu çözmeye yöneldi. Safeviler güneydeki Memluklar içinde tehlike oluşturuyorlardı. Yavuz Memluklularla da anlaşarak 1514’de Çaldıran Seferi’ni başlattı. Bu sefer sonunda Memlukluların Anadolu’da ki bir uzantısı durumunda olan Dulkadiroğulları’nın Osmanlı denetimi altına girmesi Osmanlı-Memluk ilişkilerini sertleştirdi. Yavuz Safevi’lerden sonra Memlukları da yenerek güney sınırlarını güvenceye almak istiyordu.Bu amaçla 1516’da Memlukların üzerine büyük bir sefere çıktı. Osmanlı ordusu 24 Ağustos 1516’da Halep’in kuzeyindeki Mercidabık’ta Memluk ordusunu ağır bir yenilgiye uğrattı.

Memluk sultanı Kansu Gavri de savaş alanında öldü. Suriye ve Filistin’i ele geçiren Yavuz Kudüs’ü de aldıktan sonra Mısır’a yöneldi. Yeni Memluk Sultanı Tumanbay Osmanlı ordusunu Kahire yakınlarındaki Ridaniye’de karşıladı. Osmanlı ordusu Memlukların hendeklerle çevirdiği toplarla güçlendirdiği bu savaş alanını arkadan çevirerek şaşkınlık yarattı. 22 Ocak 1517’de Ridaniye Savaşı Osmanlı ordusunun zaferiyle sonuçlandı. Kahire’ye giren Yavuz,Memluk Sultanı Tumanbay’ı idam ettirdi. Böylece Memluk saltanatına son veren Yavuz, Mısır’ı imtiyazlı eyalet yaparak Osmanlı Devleti’ne bağladı. Yavuzun Mısır seferinin önemli bir sonucu da Kahire’de yaşayan Abbasi Halifesi III. Mütevekkil’ i İstanbul’a götürerek halifeliği ve kutsal emanetleri devralmasıdır.

Yavuz 1518’de İstanbul’a döndükten sonra daha çok iç sorunlarla uğraştı. İlki 1519’da baş gösteren Celali Ayaklanması’nı bastırmaya çalıştı . Donanmanın güçlendirilmesine önem verdi. Bu hazırlığın İstanbul İskenderiye yolunun güvenliğini sağlamak için yapıldığı söylenir. Bu arada uzun süre Edirne’de kalmasının ve Anadolu’dan yeni asker toplamasının da bu kez Avrupa’ya yönelik bir seferin hazırlığıyla ilişkili olduğu sanılmaktadır. Ama Yavuz bunu gerçekleştiremeden hastalandı ve İstanbul’dan Edirne’ye giderken Çorlu yakınlarında öldü. Ölümü Manisa sancakbeyi olan oğlu Süleyman İstanbul’a gelinceye kadar gizlendi.
Kısa süren hükümdarlığı seferlerle dolu geçen Yavuz Sultan Selim Osmanlı Devleti’nin doğu ve güney sınırlarını Anadolu’nun ötesine taşımıştır. Mısır’ı ele geçirmesi de Osmanlılara Kızıldeniz yoluyla Hint Okyanusu’na açılma olanağı sağlamış ve Baharat Yolu denetim altına alınmıştır. Yavuz Sultan Selim’in Selimi mahlasıyla yazdığı Farsça şiirleri bir Divan’da toplanmıştır.

Osmanlı dönemi hakkında gezilerinden oluşan kitabı “Seyahatname” ile bilinen Evliya Çelebi (1611-?),bu kitabının C-1 S-105 ve 262’de Yavuz Sultan Selim hakkında bilgi verirken;”
Sultan I.Selim,ikinci defa Çorlu sahrasında babası ile savaşa girişmiş ve yenilmişti.Bir çok askeri bu yüzden kendisinden ayrılmıştı.Sultan II.Bayezid İstanbul’a geldi.Selim de babasının arkasından İstanbul’a gelip Yenibahçe denilen yerde karargahını kurdu.Bütün halk gelip Sultan  Selim’in padişahlığını istemiş ve Selim böylece tahta çıkmıştı.Babası Sultan Bayezid’in de Edirne’ye bir günlük yolda bulunan Dimetoka kalesinde oturmasını emretmişti.Sultan II.Bayezid’in Dimetoka’ya ulaşamadan Edirne Havsa kasabasında ölürken “Ah Cem Şah ah” diyerek öldüğünü,Yavuz Selim için de “Ömrün az olup savaşın çok ola” demiştir.Vefatı hakkında çok söylentiler vardır.Babasının arkasından ordu gönderip öldürttüğü de söylenir.

Sultan Selim tahta çıktıktan sonra .ilk işi İran Şah’ı Şah İsmail’e karşı yaptı.Şah İsmail’i Ahiska kalesi altında Çıldır sahrasında yendi.İki yüz bin Kızılbaş’ı kılıçtan geçirdi (Şah’ın askerlerini kast ediyor)Şah yedi atlı ile kendini zor kurtarabildi.Taçlı Hatun adlı karısı üç yüz cariyesi cariyesi ile esir düştü.Deftterdar  Tacizade Cafer Çelebi’ye emanet olunup İstanbul’a getirildiler.Bu zaferde,Kars,Ahisha,Ardahan,Hasankale,Erzurum,Bayburd, Duranha,Kemah,Kara,Hamid,Diyarbekir ve bağlı yerleri olarak kırk kale alındı.Maraş sahibi Zülkadir de yenilgiye uğratıldı.
Dulkadiroğulları beyi Sultan Alaüddevle öldürülüp yetmiş adet boy beyinin kelleleri Mısır Sultanı Gavri’ye gönderildi.Sonra Gavri üzerine Mısır’a sefer yapıld,Halep kalesi ve bağlı yirmi kale ile Şam ve ona bağlı kırk iki kalesi feth olundu.Trablusşam yetmiş aded Dürzi ve Ruzi*kaleleri ile fetholundu.Kudüs,Gazze,Remle ve on yedi aded kaleleri ile alınıp kış Şam’da geçirildi.Ertesi sene Kakon sahrasında Sultan Gavri ile savaşıldı.Sultan Gavri bu savaşta şehit olup bütün askerleri kılıçtan geçirildi.Kaçanların ardından giden Sultan Selim,Mısır’ı kuşattı.Burada yapılan büyük savaşta Sultan Selim,üç yüz şehir ve yedi bin köyü ile Mısır’ı fethetti.(1516) Hayre beyi Mısır hakimi Kemalpaşazade Ahmed Efendi kaz asker tayin olundu.Sonra Mekke ve Medine  alındı.Sultan Selim “Hadimü’l Haremeynü’ş-Şerifeyn” olup kılıcını arşa astı.
Sonra İstanbul’a dönüp 1520’de vefat etti.Yapımına kendi zamanında başlanan ama tamamlanması oğlu Kanuni Sultan Süleyman zamanında gerçekleşecek olan Sultan Selim Camisinin mihrabı önündeki türbesindedir.

*(Dürzi-Ruzi Hz.Muhammed’in torunu İmam Caferi’n Mısır’a sürüldüğü zaman kurduğu Caferilik mezhebinden türeme İslam-i tarikatlardan olup Mısır kökenli çiftçi Çingenelerin kolu olan Hatay’dan Mısır’a kadar olan bölgede yaşayan halka denilir.)

Aynı kitabın 262.sayfasında da ;
Osmanoğulları’nda ilk “Hadım-ül Haremeyn,üş Şerifeyn” *olan padişahtır” demektedir.
Mısır’ı fethi ile de rütbelerine “Sümme yemilkü Ceziret-ül Arab” adı da eklenmiştir.”Cezire” Mısır için kullanılan bir addır.Cümlenin anlamı “”Selim Mısır’a sahip oldu” demektir.
Ayrıca daha padişah olmadan önce,Trabzon Valisiyken Kemah,Tercan,Bayburt’tan başka 70 parça kale fethettiği de geçmektedir.Babasından zorla aldığı sekiz yıllık saltanatı döneminde 800 kale almış ve Mısır ise sonuncusu olmuş,babasından Çorlu ovasında zorla aldığı padişahlığı gene Çorlu ovasında vefatı ile son bulmuş,kılıcını arşa (göğe) asmıştır demektedir.
*“Hadım-ül Haremeyn ” ifadesi,Müslümanlarca kutsal yer olan ve yeryüzünde “Allah’a yapılan ilk ev” olma inancına dayanılarak,”Allah’ın evinin hadım edilmiş kölesi”  anlamındadır,Hadım kelimesi aslında kısırlaştırılmış erkekler için kullanılan bir sıfat iken,bu ifadede ”İnsanı dünya hayatına bağlayan isteklerden arınmış,kendisini Allah’a adamış” anlamındadır  ve sadece “Mekke Hakimi “olanlara ait bütün Müslümanlarca çok değer verilen bir rütbedir.Hatta bu rütbe “Hadım-ül Haremeyn Şerefeyn” şeklindeki ifadesine daha çok rastlanılmaktadır.”Şerefeyn” Şerefli” anlamındadır ve Allah’ın kendisine ilk ev yapmak için seçip şereflendirdiği “Mekke şehrini” ifade etmektedir.

YAVUZ SULTAN SELİM DÖNEMİNİN KEŞİFLERLE YORUMLANMASI

Evliya Çelebinin seyahatnamesinde yazdığına göre,Yavuz Sultan Selim’in babası,Fatih’in oğlu II.Bayezid’in 33 yıllık iktidarı süresince,1484’de Kili,Akkirman kaleleri Adana,Tarsus,Arnavutluk’ta Dıraç,Avlonya,1499’da İnebahtı,1500’de Mora yarımadasında Modon,Koron,Arkadiye,Kalamata,Kalovarta,Helomic,Trebolu,Ballıbadra,Nazarin kaleleri ele geçirilmiştir.Karaboğdan  haraca bağlanmıştır.

Yavuz Sultan Selim’in babasını zorla tahttan indirmesinden,fetih yönünü Avrupa’dan doğuya çevirmesine kadar bizim tarihçilerimiz nedense körlemesine bakmakta ve “Türk’ün Türk’le Savaşı” ve “Kızılbaş kıyımı” gibi olaylara dikkat çekerek olayı yorumlamaktadırlar.

Oysa Yavuz Sultan Selim babasının gerçekten aymaz,dünyadaki keşiflerden habersiz,”bana bu kadar yeter” deyip,büyüme derdinde olmayan,herkesle barışık bu yüzden de Bayezid-i Veli” adıyla anılmasına sebep olmuşsa da ,onun zamanında Avrupa keşiflerini tamamlamış,Portekizliler kaşif denizcileri Vasco De Gama ile Ümit burnunu dolaşıp,Hint okyanusunu geçmiş,Güney Afrika,Kızıldeniz,Arap yarımadalarını topa tutup haraca kesmiş,1499’da Hindistan’da bulunan Türk devleti olan Babür Hanlığını haraca bağlamış hatta bir de Vasco De Gama’yı  Hindistan’a  “Genel Vali” tayin etmiştir.Sri Lanka,Malezya ve Filipin adlarının keşifleri, ve sömürülmelerine o dönemde başlanılmıştır.İran’daki Türk devletlerinin iktidar değiştirmelerinde batılı kaşiflerin beraberlerindeki misyonerlerin de çabalarıyla  bu kardeşlerimizi üstümüze kışkırtmaları,misyoner faaliyetleri ile “mezhep ayrılığını” deşerek iç isyanların tahrik edilmesi  daha bu zamanlarda başlamıştır ve halen de Alevi-Sünni,Türk-Kürt gibi iç çatışmalar ve hoşnutsuzluklarla sürmektedir.

Yavuz Sultan Selim’in babasını tahtan indirme olayı her ne kadar “adil” görünmese de,aslında “geç kalmış” bir darbedir.Yukarıdaki keşifler ışığında düşünüldüğünde Yavuz’un bu fetihleri olmasaydı,Osmanlı ve İslam dünyası çok daha erken tarihten silinebilirdi.

Zaten,”karada aslan yürekli,denizde tavşan yürekli” olmamız yüzünden Preveze Zaferinden sonra denizlerimizin korunma işini 1535’de hem de Kanuni gibi zirve döneminde Fransızlar,1579’da İngilizler ve ileride bütün herkese teslim edeceğiz.

II.Bayezid’in dünyadaki keşifler nedeniyle Avrupalıların İslam’a Haçlı Seferi ile uğraşmak yerine iki Amerika kıtasının,Sahra çölü güneyinde kalan bilinmeyen Kara Afrikanın işgalinin,Ümit Burnu’nun keşfinin ardından Madagaskar Adasından Hindis’tan’da Babür Hanlığını devirmeleri,Sri Lanka adasından açılarak,II.Beyazıd’ın tahttan indirilme tarihi olan 1512’de Malezya Adalarının fetihlerini tamamlamakla meşgulken,Avrupa’nın yarısını fethe edebilecekken,zikir,hayır,ihsan işlerine dalarak uyuması,gelişmeleri doğru değerlendirememesi ya da,Türklerin doğası gereği “Sürülerine yeterince otlak-mera bulduğunu düşünerek kanaatkarlık göstermesi nedeniyle büyük devlet olma derdinde olmaması yüzünden onun dönemi Türk Milletinin en talihsiz dönemidir.Çünkü,Amerika’yı keşfedecek Kolomb bile ilk önce ona gelmiş ve altı ay gemi verecek diye bekletilmiş ve eli boş gönderilmiştir.

Kristof Kolomb belki de II.Bayezid’e erken gelmiş bir Barbaros Hayrettin şansıydı.Hadi onu kaçırdın,Afrika kıyıları ve Amerika keşiflerine de katılamadın,adamlar Hindistan’ı doğudan gelip vurmuşlar,Kızıldeniz kıyılarını haraca kesmişler,ve hiçbir tedbiri olmayan II.Bayezid bu uyuşukluğu ile gerçekten kör bir devlet adamıdır. Sadece o mu,Avrupalılar dışındaki bütün devletlerin aynı uykuda olmaları,onları o zamandan bu güne köle, sömürge olmalarının tek nedenidir.

II.Bayezid’in körlüğünün cezasını Kanuni zamanında Kapitülasyonları Fransızlara,ölümü sonrasında İngilizlere ve ardından da İngiliz ve Fransız entrikaları ile tahta geçen,“kukla padişahlar” dönemi başlayacak,Avrupalıların aralarında dünya hakimiyeti kavgaları yüzünden yüz yıl duraklama devrinin ardından  ve “işbirlikçi bir yeniçeri ocağı ihanetleri” ile çöküşe girecektir.
Osmanlı’nın kaçırdığı fırsat keşifler çağı fırsatıdır ve II.Bayezid onun 33 yılını cömertçe savurmuştur.Oysa,33 yılda batılı devletler,ellerinden çıkan İpek ve Baharat yolları nedeniyle açlığa düşmüşken bir anda yeryüzünün fatihi olmuşlardır.


Kanuni dönemi tamamen "II.Bizans Haritasını" çizmeye yönelik mücadelelerin yanında Hareme cariye, Enderuna iç oğlanı  olarak sızdırılan çocuk casusluklar dönemi olacak,Hürrem Sultan ile başlayan Sırp yapılanması,Sokollu’nun Kırım Hanlığını darıltarak Rusya’ya yaklaştırmasının ardından duraklama devrine girecektir.

Çünkü,bu dönemde,dünya işgalini tamamlamış olan batılı Hıristiyan devletler,Osmanlı’ya güçlü bir şekilde müdahale yetenekleri kazanmışlardır.Denizcilikte daha büyük gemiler,topçulukta daha uzun menzilli toplar ve tüfeklerle artık,topu icat eden Osmanlının topları onların yanında oyuncak kalmıştır.

V.KANUNİ SULTAN SÜLEYMAN (1495-1566)

Kuruluştan 17.yy'a kadar Osmanlı.Büyütmek için hrty.tıkla
Osmanlı devletinin 10.padişahı olan Kanuni Sultan Süleyman babası Yavuz Sultan Selim’in Trabzon Valiliği döneminde doğmuştur ve Evliye Çelebinin yazdığına göre de tek oğludur.Aneesi Hafsa Sultandır.Süleyman’ın çocukluğu Trabzond’da geçer.Özel şehzade eğitimi gördü ve 1509’da Kırım’daki Kefe sancakbeyliğine atandı.1512’de babasının zorlu bir uğraş sonrası tahta geçmesi ile İstanbul’a geldi ve 1513’de de Manisa Sancakbeyliğine tayin edildi.1514-1517 yılları arasında Yavuz’un İran ve Mısır seferleri sırasında,Avrupa’dan gelebilecek saldırılara karşı hazır bekletilen gücün başında bulundu.
1520’de Yavuz’Sultan Selim’in ölümü ile Manisa’dan gelerek padişah oldu.Fatih Sultan Mehmet ile başlayan fetihler çağı,dedesi İkinci Bayezit ile yavaşlamış ise de babası Yavuz Sultan Selim zamanında ayakları üç kıtaya basan bir imparatorluk,hatırlı bir dünya devleti haline gelmişti.
Saltanat değişikliğinden faydalanmak isteyerek ayaklanan Şam beylerbeyi Canberdi Gazali’nin ayaklanmasını bastırdı.Doğuda kendisine engel kalmadığı için yönünü batıya çevirerek önce bu günkü Sırbistan’ın başkenti olan Belgrad’ı 1521’de,1522’de Akdeniz’de korsanlık yapan Saint Jean şövalyelerini bitirmek için üsleri olan Rodos adasını kuşattı ve beş ayda aldı.
Kutsal Roma-Germen imparatoru Şarlken’e esir düşen oğlunun kurtarılması için Kanuni Sultan Süleyman’dan yardım isteyen Fransa kralı I.Françoise (Fransuva)’nın annesine yardım etmeyi ileride devletin menfaati için faydalı gören Kanuni Sultan Süleyman 1526’da,Şarlken’in akrabası olan II.Lajos (Layoş) idaresindeki Macaristan üzerine sefere çıktı.29 Ağustos 1526’da, verilen büyük meydan savaşı sonunda kral Layoş savaş meydanında öldü,bütün Macar ordusu darmadağın edildi,başken Budin’e yürüdü, (Budapeşte) kendisine bağlı Erdel Voyvodası Janos Zapolya’yı Macar Kralı ilan ederek geri döndü.Durmdan endişelenen Şarlken de I.Fransuva’yı serbest bıraktı.
1521'lerde Kanuni dönemi Portekiz keşif-sömürge haritası
Kanuni’nin dönüşünün ardından Şarlken Macaristan’a saldırarak Zapolya’yı tahttan uzaklaştırıp,kardeşi I.Ferdinand’ı tahta geçirdiyse de 1529’da Kanuni düzenlediği seferle Macaristan’ı geri alıp Viyana’yı da kuşattı.Ancak,savaşa çıkarken Viyana kuşatması gibi planı olmaması yüzünden yeterli top ve mühimmat getirilmemesi,kışın bastırması sonucu 17 gün sonra kuşatmayı kaldırarak Ekim 1529’da geri döndü.
1530’da Ferdinand’ın ordusu tekrar Macaristan’ı kuşattıysa da Bosna beylerbeyi ile Semendire sancak beyi kuşatmayı dağıttılar.1532’de Avusturya’ya kesin bir darbe indirmek için yola çıkan Kanuni,üç koldan Avusturya topraklarına girerek Şarlken’in ordusunu dağıttı.Şarlken savaş meydanından kaçtı.Avusturya prensi Ferdinand da Macaristan üzerinde hak istemekten vaz geçerek Osmanlı hakimiyetini tanıdı.1533’de Avusturya ile imzaladığı barış antlaşması ile Avrupa sınırlarını güvence altına inanan Kanuni,Çaldıran’dan bu yana hayli güçlenen Safevilerin kışkırtmalarına engel olmak için İbrahim paşa komutasında gönderdiği ordusu ile önlem aldı ve ertesi yıl da kendisi sefere katıldı.1535’de Bağdat’a girdi,İran’da Tebriz’İ ve İran Azerbaycan’ı da denilen bu günkü Urumiye gölü ile Ermenistan topraklarını kapsayan bölgeyi Osmanlı topraklarına kattı.

1536’da İstanbul’a döndü.1537-38 Venediklilerle yapılan deniz savaşları ile geçti.1538’de Barbaros Hayrettin paşa Andrea Dorya komutasındaki birleşik Haçlı donanmasını Preveze savaşında yenilgiye uğrattı.Barbaros Hayrettin paşa Cezayir’i,Turgut Reis de Tunus’u ülke topraklarına kattı.
1540’da,Janos Zapolya’nın ölümü üzerine Avusturya tekrar Macaristan’a girince,1541 ve 1543’de üst üste iki sefer ile Macaristan’ı tümüyle Osmanlı topraklarına kattı ve kral atamayarak Budin eyaleti olarak merkeze bağladı.1548’de Safevi Hükümdarı Tahmasb kardeşinin Osmanlı’ya sığınmasını bahane ederek doğu sınırlarını çiğneyince,İran üzerine sefer çıkan Kanuni,Tebriz’i geri aldı.Kışı Halep’te geçirdi.

Kızıldeniz,Umman Denizi ve Basra Körfezindeki Osmanlı donanmasına katılan Piri Reis, 1547’de bu donanmanın kaptanlığına getirildi.Malezya’dan Avustralya kıyılarına kadar uzanan bölgelerde Osmanlı bayrağını gezdirdi.Malezya ve Filipinlerde Müslüman krallara yardım etti.Daha fazla kuvvet istediyse de Mısır valisi gibi çekemeyenlerce “Hint Okyanusunda kendisine ayrı bir devlet kuruyormuş” dedikodusu ile Kanuni Sultan Süleyman’a şikayet edildi.Şikayete inanan Kanuni istediği donanmayı gönderdiyse de emirnamede Piri Reisin ölüm emri de vardı ve Arabistan Cidde Limanında başı kesilerek idam edilen Piri Reis’in (1470-1554) Portekizli kaptanlardan aldığı haritalardan da yararlanarak çizdiği dünya haritası halen dünyanın harikaları arasındadır.

O günlerde keşfedilmemiş olan Güney Kutbunun ve Antarktika’da bulunan buz dağlarının yükseklikleri,ölümünden dört yüz yıl sonra 1948’de radyo dalgaları ile ölçüldüklerine bire bir tutmuştur.
Onun entrikalarla dolu ölümünün ardından,aynı yıl Basra Limanındaki Osmanlı donanmasını Kızıldeniz’e götürmek için yola çıkacak olan Seydi Ali Reis’in,(1498-1562) yolda karşılaştığı Portekiz donanması ile tutuştuğu savaşta bütün donanma kaybedilecek ve Seydi Ali Reis,15 yıllık gezginlik hayatı sonrası ülkeye döndüğünde sadece anılarını içeren “Mirat-ül Memalik-Ülkelerin Aynası” bir kitap yazacaktır. Diyarbakır tımar defterdarlığı görevindeyken ölecektir.Ama,Basra Körfez,,Hint okyanusu ve Kızıldeniz bölgelerinde hakimiyet şansımız kalmayacaktır.
Denizlerde çöküşümüz daha Kanuninin sağlığında başlayacaktır.

1551’de Avusturyalılar tekrar Macaristan’a saldırınca,1547’de Barbaros’un Nice limanlarını yağmalamasından sonra imzalanan antlaşma da bozulmuş oldu.Sokollu Mehmet paşa’yı Avusturya üzerine gönderip kendisi Edirne’de bekleyen Kanuni,Tameşvar’ı ele geçiren Sokollu’nun dönüşü ile Safevilerle birlikte hareket eden Gürcülerin üzerine yürümek için Nahçivan Seferini başlattı.Revan (bu günkü Erivan),Nahçivan ve Karabağ’ı feth eden Kanuni,Tahmasb’ın savaş meydanından kaçması üzerine takip etmedi ve 1555’de imzalanan Amasya Antlaşması ile İran Azerbaycan ve Irak üzerindeki Osmanlı egemenliğini tanıdılar.
Bundan sonra sefere çıkmayı durduran Kanuni,oğulları olan Bayezid ve Selim arasındaki taht savaşlarını seyretti,tercihini Selim’den yana kullandı.İran’a sığınan Bayezid orada öldürüldü.1562’de Avusturya ile yeni antlaşma imzalandı ve Erdel’in Osmanlı toprağı olduğunu Avusturya kabul etti.

I.Ferdinand’ın 1564’de ölümü üzerine tahta geçen II.Maksimilyan antlaşmayı çiğnedi,Erdel’i işgal etti.1565’de Malta fethi başarısızlıkla sonuçlandı ve Turgut Reis bu seferde şehit düştü.Sokollu Mehmet paşanın ısrarına dayanamayan Kanuni tekrar 1566’da Avusturya’ya sefere çıktı.Yol üstünde önemli bir geçit olan Zigetvar’ı kuşattı.Yolda hastalanan Kanuni kuşatmanın 26.günü öldü.Kenti alan Sokullu Selim gelinceye kadar padişahın öldüğünü askerlerden sakladı.Kanuni’nin vücudunun bozulmaması için iç organlarını gömdüğü yere türbe,kale ve tekkeden oluşan ”Türbekale” adıyla bir anıt mezar yaptıran Sokullu’nun inşa ettirdiği Kanuni Sultan Süleyman Mezarı halen Zigetvar’da bulunmaktadır.Cesedin kokuşmasını önlemek için de Orduyu Belgrad’da karşılayan Selim,II.Selim adıyla tahta geçti.Babasının cenazesini İstanbul’a götürdü.

Kanuni ve Roksana (Hürrem)
Kanui Sultan Süleyman,46 yıl süren saltanatı boyunca,devleti halka sevdirmek ve adaleti üstün tutan kanunlar yapması yüzünden Kanuni adını almıştır.13 kez sefer çıkmış,Yavuz Sultan Selim ile 6.557.000 km 2lik alana ulaşan Osmanlı topraklarını kırk altı yılda 14.893.000 km2'ye çıkartmış (Toprakların kıtalara dağılımı Avrupa'da 1.998.000 km2, Asya'da 4.169.000 km2, Afrika'da da 8.726.000 km2),Akdeniz’i korsanlardan temizlemiş,bunun yanında da Şarlken’in elinden kurtardığı Fransa Kralı I.Fransuva’ya dostluk kurmak amacıyla verdiği ancak,Atatürk’ün cumhuriyeti ilanı ile kurtulabileceğimiz,devletin başına bela olacak ilk kapütilasyonları (Baş ayrıcalık- vergisiz ticaret hakkı gibi şeyler) vermesi  ile de tarihe geçmiştir.
Saltanatı boyunca,Mimar Sinan,Barbaros Hayrettin,Piri Reis,Turgut Reis,hukukçu Ebussuud Efendi,Sokullu Mehmet paşa gibi değerli devlet adamlarının yetişmesine de olanak vermiştir.Piri Reis gibi bir dehayı da dedikodu yüzünden harcamıştır.

Dillere destan olan Ukrayna’lı veya Polonya’lı bir Hıristiyan rahibin kızı olarak saraya alınmış ve gözdesi olmuş Hürrem (Gülümseyen) Sultan takma adlı Roksana’nın devlet idaresinde oynadığı oyunları çok geç fark etmiş, gözü önünde oğlu Cihangirin,Mustafa'nın öldürülmesini engelleyememiş,sonunda ihaneti geç fark ettiğinde Hürrem sultanı da öldürtmüştür.Hürrem Osmanlı saltanatında,ilk nikahlı padişah eşidir.
Roksana-Hürrem ve oğlu Serhoş II.Selim

Ancak yerini alacak olan padişah II.Selim ise gene Hürrem Sultandan doğan oğludur.
Ancak Hürem Sultan’a olan aşkı onu eşsiz bir şair de yapmıştır. Osmanlı'nın her çeşit yapılanması bu dönemde yükseldi. Ayrıca başarılı bir şair olan I. Süleyman, Muhibbî veya vezin gereği nadiren de olsa Muhib, Sultan Süleyman, Meftûnî, Âcizî mahlaslarını kullandığı hacimli divanında tam 2779 adet gazel bulunmaktadır ki, Divan şairleri arasında en fazla gazel yazmış olan Zâtî'nin bile ulaştığı gazel sayısı 1825'tir. Kanuni böylece Divan edebiyatının gazel rekorunu kırmıştır

Süleyman'ın en ünlü şiiri:

« Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi
Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi

Saltanat didükleri ancak cihan gavgasıdır
Olmaya baht u saadet dünyada vahdet gibi

Ko bu ıyş u işreti çün kim fenadur akıbet
Yâr-ı baki ister isen olmaya tâat gibi

Olsa kumlar sagışmca ömrüne hadd ü aded
Gelmeye bu şîşe-i çarh içre bir saat gibi

Ger huzur itmek dilersen ey Muhibbî fârig ol
Olmaya vahdet cihanda kûşe-i uzlet gibi 
 Muhibbî (I. Sultan Süleyman

KANUNİ DÖNEMİ FETİHLER –YENİLGİLER LİSTESİ;
1520 Cülus (Tahta çıkma)
1521 Belgrad’ın Fethi
1522 Rodos Adasının Fethi
1526 Mohaç’ın Fethi
1529 Viyana Kuşatması başarısızlığı.
1534 Bağdat,ve Tebriz’in, fethi
1538 Kuveyt,Bahreyn,Katar’ın fethi.
1538 Boğdan’ın fethi Preveze Deniz Savaşı Zaferi.
1538-Moldovya,Hırvatistan Vertizo,Tunus ve Cezayir’in ve Yemen’in topraklara katılması.
1541 Macaristan’ın tamamının fethi
1543 Estergon kalesinin fethi
1553 Safevi (İran) topraklarının güney Azerbaycan bölümünün fethi.
1554 Piri Reis’İn Cidde limanında idam edilmesi.
1554 Seydi Ali Reis’in Basra Körfezinde Portekizlilere yenilmesi.Keşiflerden dışlanma dönemi.
1566 Zigetvar’ın fethi (Kanuni kuşatma sırasında öldüğünden fethi göremedi.)


CELALİ AYAKLANMALARI

Celali ayaklanmaları 16. yy. başında I. Selim (Yavuz) zamanında başlamış ve 17. yy. sonlarına kadar sürmüştür. Yavuz ve Kanuni dönemi dışına da taşsa da bu dönemin içinde veya dışında olan olayların bilinmesinde fayda olduğundan bu yazıya ekleme gereğini duydum.
Evliya Çelebi’nin “Seyahatname” adlı kitabında bu isyanlar hakkında bilgiler vardır. Özellikle 17. Yy. Celali isyanlarının en büyüklerine Evliya Çelebi kendisi tanıklık etmiş, bastırılmalarında olaylara canlı şehitlik etmiştir. Celali isyanlarına ek olarak da Bitlis’de, Bitlis Han’ı Yezidi Kürt Abdal Han, Mardin’de Yezidi Çıplak “Sekiz Bıyıklı” tabir edilen dağ Kürtlerinin isyanlarına Adana- Antakya (Hatay) bölgesinde Cum Kürtlerinin ve batı Suriye’de Lübnan, Filistin bölgesinde Dürzi isyanları da sayılmalıdır. 17. Yy. Osmanlısı yer kürenin işgalini fetihlerle tamamlamış Haçlı batılı ülkelerin el birliği ile içimizdeki Hıristiyan, Sabi, Süryani, Yezidi azınlıkları destekleriyle devlete karşı kışkırttığı, devletin çöküş aşamasına geçiş dönemleridir. Bu yüzden “17. yy. ayaklanmaları hakkında yazdıkları ilginizi çekecektir.

Celali İsyanları, 16. ve 17. yüzyıllarda Anadolu toplumsal düzeninin bozulmasından ve devletin “mezhep” dayatmasından kaynaklanan ayaklanmalara verilen genel bir addır. İsyanların ekonomik, mezhep ayrılığı ve azınlık dinleri özellikleri de vardır. Osmanlını Yavuz ile Hilafeti Topkapı Sarayına getirmesiyle devlet halkına “Sünni İslâm” mezhebini dayattı. Bu da doğal olarak tepkiler doğurdu.
İsyancılar genel olarak üç adla anıldılar;
Bunlar Leventler, Suhteler ve Sekbanlardı.

1519’da Yavuz Sultan Selim döneminde Bozok’lu (Yozgat) Şeyh Celal’in adından türetilmiştir. Dinsel kökenleri olan Şeyh Celal önceleri Tokat yöresindeki Alevi Türkmenleri isyana teşvik etti.
Mültezim adı verilen vergi tahsil memurlarının halka yaptıkları haksız uygulamalar, rüşvete dayalı işleri yüzünden halk her şeyini kaybedince doğal olarak hakkını yasal olmayan şekilde alabilmekten başka çaresi kalmadığından önceleri gruplaşmalarla başlayan huzursuzluklar yayılarak isyanlara dönüştü. Şeyh Celal halk arasında büyük ün kazandı. Köylerden kentlere yayılan isyanlar büyük çabalarla ancak çok kanlı şekilde bastırıldı. 167. Yüzyıl sonları ile 17. Yüzyıl başlarında yani Osmanlı’nın büyüme ve genişleme dönemi olan ve “Muhteşem Yüzyıl” adlı televizyon dizilerine konu olan Yavuz Sultan Selim (I. Selim) ile bilinen Kanuni Sultan Süleyman ve oğlu II. Selim (Sarı/Serhoş Selim) dönemleridir.

Yavuz Sultan Selim’in babası II. Bayezit döneminde tamamlanan keşifler ile birden zenginleşen ve her konuda gelişme gösteren Avrupa devletleri artık “Savaşlarla haraç toplanılan” ülkeler değil, yeryüzünü doğudan ve batıdan fethetmiş, dünyanın hâkimleri olmuşlardı. Asya’dan Avrupa’ya bağlantı kuran İpek ve Baharat yolları da önemini yitirmişti.

Keşiflerle okyanuslara kayan ticaret yolları yüzünden devletin savaşa giderlerinden memurlarının maaşlarının karşılanmasına ve her türlü harcama için köylünün, çiftçinin üstüne yüklenilmişti.
Ganimeti fırsat bilen mültezimler köylünün üstüne kendilerine de fazladan kazanç sağlamak için yüklendiler. Köylüler topraklarını terk edip kaçmakta buldu.
Bunlara da “Levent” adı verildi. “Ayyaş, kabadayı yani serseri” anlamında verilen bu söz de toprağından olmuş zavallıları tam olarak tanımlayan bir addı.

Ermeni ve Yahudi tüccarlara borçlanan köylüler faizleri bile ödeyemediklerinden topraklarını kaybedince,  medreselere girerek okuyup devlet memurluğu ve benzeri işler aramaya yöneldiler.

Ancak devlet memuriyeti kadrolarının, ticari faaliyetlerin tümünün devşirme Ermeniler, Rumlar, Araplar ve Yahudilerce işgal edilmiş olduğundan dolayı hiçbir yerde istihdam edilemediler.
Bu öğrencilere “Suhte/Yanık” adı verildi. Hem okuyup hem yazdıkları halde üstüne de işsiz kalınca haliyle bunlara “yanık” denilmişti.

Bursa, Bolu, Samsun bölgelerinde büyük isyanlar çıkaran yanıklara (Suhteler) bir de Sekbanlar eklendi.
Sekbanlar, Osmanlı Eyalet ordusu Tımarlı Sipahilerin yerine beylerbeyleri ile sancak beylerinin emrinde çalışan ücretli askerlerdi.  Savaş sırasında düzenli maaş alan sekbanlar, savaş olmadığında işsiz kalınca isyanlara başladılar.

Böylece, dönme Ermeni, Rum, Arap, Yahudi mültezimlerce soyulan köylü, şehirli toprak sahiplerinin üstüne yetmezmiş gibi Leventler, Suhteler ve Sekbanlar da eklenince tarım ekonomisi çöktü. Gücü gücü yetene saldırdı, soydu, güçlü olan ayakta kaldı, olmayan eridi.

Padişahlar çaresiz kaldılar ve sırasıyla III. Murad (1574-95), III. Mehmet (1595-1603) ve I. Ahmet (1603-17) çıkardıkları Adalet Fermanıyla, köylülerin hırsız yönetici ve memurlara karşı silahla mücadele etmelerini istediler.
Müslüman ülkeler hükmetmek için devletin mezhebini de “Sünnilik” olarak belirleyen Yavuz Selim ile Bektaşiler, Aleviler ve bu tarikatlara girmiş Ortodoks Hıristiyan mezheplerinden olan Alevi olmuş Arnavutlar, Ermeniler, Rumlar, Yahudiler de rahatsızlık duymaya başlamışlardı. Özellikle Bektaşi tekkelerini elinde bulunduran dönmeler İran üzerinden baskılar yapmaya başlayan batılı Hıristiyan güçlerle işbirliklerine girdiler ve isyanların bazıları, Osmanlı’nın yönünü doğuya çevirmek isteyen batılıların kışkırtmalarından kaynaklanmaktadır.

İlk defa “Alevi Türkmenler” sadece mezheplerinden dolayı Anadolu’dan İran’a sürüldüler ve doğu Anadolu’ya Afganistan’dan Kürtler Yavuz Sultan Selim zamanında getirilerek yerleştirildi. İran’a göçmek istemeyen Türkmenler “Kürt olduklarını “söyleyerek baskılardan kurtulup Kürtleştiler. Bazıları da Gnostik Ermenilere katılarak Ermenileştiler ardından gelen isyanlar ve baskılar ile “Kızılbaş” denilen Alevi mezhebi altında anılmaya başladılar.
Oysa “Kızılbaş” olarak nitelenen kesimin tümü Türk veya Türkmen değildi. Bunların en azılıları, Türklerle Tevrat öncesi ve zamanından beri, inanç kökenleri, İran dinlerinden Zerdüştlük, Mitracılık dinlerine dayanan ve zamanla Hıristiyanlık, İslamiyet ile gelen baskılarla şekil değiştirmiş, harmanlanarak birbirine karışmış inanç türüne inanan ve bu inancın “din kardeşliği içinde bulunan, Ermeni, Kafkas, Arap, Kürt, Türk ve öteki kavimleri de içine alan bir kavramı tarif etmektedir.

Kanuni Sultan Süleyman dönemlerinde Macaristan ve Avusturya Seferleri yüzünden çok askere alınma olması ve Kanuni’ye adını veren yasal düzenlemeleri sayesinde isyanlar yatıştırıldı.
Kanuni’nin 1565’de ölümü/öldürülmesini takiben 1575’de İngilizlere de Kapitülasyon hakları verildi ve bunu diğer batılı ülkelerin bu haklardan yararlanması takip etti. Çünkü bir batılı devlet bir ülkeden herhangi bir hak elde ederse en kısa sürede o ülke bu hakkı öteki Hıristiyan ülkelere de vermeye zorlanıyordu.

Keşiflerle güçlü donanmalar kuran batılı devletler silah sanayiinde de hızla ilerlemişlerdi ve uzun menzilli topları Osmanlı ve öteki doğu devletlerinde üretilemiyordu. İslam taassubundan olsa gerekir ki, denize soğuk olan Müslümanlar denizcilikte bir türlü gelişme sağlayamadılar. Türkler orta ve güney Asya’dan geldikleri için denizci değillerdiyse de Araplar ve Rumlar denizciydiler. Ama denizcilik bir şekilde Müslüman ülkelerde gelişemedi ve Müslümanlar evlerinin arkalarını denize bakar şekilde inşa ettiler. Denizci kavimler Soros Körfezini, hatta boğazlardan Tekirdağ ve İstanbul’u topa tutarak haraç almayı başardılar ve kapitülasyonlar böylelikle verildi.
İleriki dönemlerde Bektaşiler ve Aleviler başlangıçta Yahudi tarikatı olan, sonradan İslami tarikata dönüşen Sabetay Sevi  (1626-1675) Yahudi tarikatına katıldılar. Celali İsyanları dönemi, Osmanlı sınırlarının genişlediği ancak İslami yayılmanın durduğu, isyanların elebaşlarının beylerbeyi, paşa yapılarak ikna edildiği dönemlerdir.

İlk tanınan Celali önderi Bolu yöresinde 1581’de ortaya çıkan, önceleri yiğitbaşı olan Köroğlu Ruşen’dir. Soyguncu Bolu beyine karşı verdiği mücadelesi türkülere konu olmuş halen anılmaktadır.
 1598’de Sivas, Maraş bölgelerinde Sekbanlardan ve devletin idaresinden hoşnut olmayan beylerin de katılımlarıyla büyüyen Karayazıcı Ayaklanması ortaya çıktı. Öncekilere göre daha fazla kalabalıklaşan Karayazıcı isyancıları şehirlere de baskınlara başladılar. İsyanı bastırmaya gelen Osmanlı Ordusunu Kütahya’da kuşatıp sıkıştırdılar. Ayaklanma önderi Deli Hasan Bosna Valisi yapılarak durdurulabildi.
İsyan önderi paşa olunca isyancılar atıl kaldılar bu defa isyan daha da büyüdü 1603-1607 arasında isyanlar Anadolu’yu kapladı. Taviloğlu, Canbuladoğlu, Kalenderoğlu gibi isyan önderleri halk arasında şöhret sahibi oldular.

İsyanlardan muzdarip olan köylüler de dağlara çekilerek yaşamaya başladılar ve bu günlere “Büyük Kaçgunluk Yılları” denildi.
1606’da Avusturya Seferinden dönen Kuyucu Murad Paşa isyanların üstüne gitti ve birçok isyancıyı kuyulara boyunlarına kadar gömerek gürzlerle kafalarını parçalayıp leş kargalarına, akbabalara ziyafet çekti. Saldığı korku üzerine isyanlar yatıştı.
Korkuya dayalı sükûnet birkaç yıl sürdü ve 1622’de Erzurum Valisi Abaza Mehmet Paşa isyanı başladı ve  sekiz yıl kadar sürdü.

Deli İbrahim zamanında (1640-48) Sivas Valisi Vardar Ali Paşa, Isparta bölgesinde Kara Haydaroğlu, Sakarya- İzmit bölgelerinde Gürcü Nebi ve Katırcıoğlu isyanları görüldü. Katırcıoğlu Karaman Valisi yapılarak durdurulabildi.
Dördüncü Murat zamanında Erzurumda bir gece yeniçerileri uykuda keserek kaleyi ele geçiren Abaza Hasan paşa on yıl Erzurumda isyancı olarak kaldı. Hüsrev paşa tarafından yakalanıp IV. Murat’a götürüldü. Bosna, Budin Özü kaleleri kendisine verildi.
1658’de Köprülü Mehmet Paşa hükümeti sırasında tekrar isyan çıkaran Abaza Hasan Paşa ve beraberindeki Abazalar Halep’te Murteza paşanın emriyle halka kırdırıldı ve Abaza Hasan paşanın başı Köprülüye gönderildi. Öteki Celaliler halk ve paşanın askerlerince yakalanarak vahşice öldürüldüler. Bir kısmı Van,  Diyarbakır, Hakkâri bölgelerinde Kürtlere katılarak canlarını kurtarmayı başardı. (H-1069-M-1658)
Kara Haydaroğlu IV. Mehmet döneminde yakalanarak İstanbul Parmakkapı’da bir katır üzerinde halka teşhir edildikten sonra aynı katır üstünde idam edildi. (Seyahatname C-2 S-754)
Vardar Ali paşa da Köprülü Mehmet paşa tarafından Adapazarı’nda yakalanarak yargılanarak idam edildi.
Kaçan bütün Celalilerin binlercesi halk veya ordu tarafından yakalanarak öldürüldüler.

17. yy. Celali Ayaklanmaları 
Gürcü Nebi (1658);
Bu Gürcü, padişah hareminde yetişmiş, hizmet görür, zengin ve olgun bir kimse idi. Çok defa mutasarrıf (Sancak Beyi) olurdu. Sonra Kara Murad paşa Veziri Azam olunca Koca Mevlevi vezir Mehmet paşa görevden alınmıştı. İşte bu meseleden doğan anlaşmazlık sonucunda paşa ile araları açılmıştı. Anadolu eyaletlerinin başıbozuk (yağma için savaşa katılan gruplar) zararlı kimselere bolca para verip etrafına yirmi bin bulaşık, hilekâr ve hain kimseleri topladı. İçindeki kin onu kötülüğe ve hainliğe doğru sürükledi. Osmanlı ekmek ve tuzunu unuttu (Osmanlı’da devlete bağlılık yemini ekmek, tuz ve Kur’an üzerine yapılırdı). Sonunun ne olacağını düşünmeyip Osmanlı devletinden yüz çevirdi. Bir alay ipsiz sapsız, serseri ile İstanbul’u yağma etmeyi düşünmekteydi. 
Seksen bin askerini, yetmiş bin yalan sözlerle boğaz tokluğuna aç ve muhtaç kimselerden topladı. Nice görevlerinden alınmış Beylerbeyi, mültezim (özel vergi tahsil memurları) ve bir tavuk için kırk eve konan bedavacılar ile Anadolu tarafından Üsküdar’a gelmekte ısrar etmekteydi.
Beri taraftan Osmanlı Devleti tarafında özel ve genel büyük ve küçük herkesle görüşülüp Hazreti Peygamberin şerefli bayrağı Üsküdar’a çıkarılmıştı.

-Her kim devletin birden bine, binden yüz bine varıncaya “ekmek ve tuzunu yerse”, Allah’ın Resulünün bayrağı altına gelsin! Diye çağrıda bulunuldu.  Allah’ın büyüklüğü, ben Üsküdar’a vardığımda her yer dağ, taş, ova, sahra, bağ ve bahçeler insan denizi olup dalgalanmakta idi.
Ben bu büyük toplantıyı görünce “Yine fani dünyanın nakşından çeşit çeşit hisse almaya gelmişiz! Deyip seyretmeye koyulduk.

Önce büyük bir tören ve Hazreti Peygamberin sancak-ı Şerifi ile Sadrazam Murad paşa yüz binlerce İslam askerini kayık, çekdiri ve diğer donanma gemileri ile Üsküdar sahrasına geçirip çadırında karar kıldı. İstanbul’da bulunan yetmiş altı oda yeniçeri askeri korucuları, Danilmend ve emeklileri, kul oğlu kul ve bütün acemiler ile toplam kırk dört bin Yeniçeri askeri Üsküdar’a gelip saf saf (sıra sıra) çadırlarını kurarak siperlere girmişlerdi.
Bundan sonra on sekiz oda Dergâh-ı Âli topçu askerleri, iki yüz adet Şami topları, kırk adet balyemez ve kolomborne topları, yeniçeri siperleri önüne yerleştirilmiş olup yer yer üç bin topçu askeri hizmet ederek topları ve diğer ihtiyaçlarını hazırladılar…

Üsküdar, bayrak ve filandire sancakları ile bir lâle bahçesine dönmüştü. Yüz elli yerde savaş davulları çalındı, tokmaklar vuruldu. Yer ve gök güm güm gümledi. Yine o gün yetmiş adet tuğ, davul, bayrak sahibi ve diğer yedi kubbe vezirleri kapıkullarıyla alaylarını gösterdiler. Ayrıca görevlerinden alınmış olan mirmiran (Generaller ve askerleri) ve Arap emirleri derecelerinin yükselmesi için var kuvvetleri ile toplanıp hazır oldular. Herkes tayin oldukları yerde durup her tarafa karakollar (kara kolluk giyen gezici gözcü askerler) gönderildi. Bütün toplar kirpi gibi kolkola yerleştirildi. Çamlıca, Bulgurlu, Kayaşpınar, Albahadır, Secah bağları ve Kadıköy bağları tarafına karakollar tayin olup günden güne savaşa hazır durdular.

Her gün Gürcü Nebi tarafından casuslar gelip;
-İşte falan menzile (mesafeye) geldi, seksen bin askeri vardır! Diye haber yayarlardı.
Sadrazam hemen Kaptan Paşaya  (Deniz Kuv. Kom) ferman edip kırk parça Donanma-yı  Hümayun kadırgası (İmparatorluk Donanması Kadırgaları) ile beş bin asker tayin ederek İzmit boğazı yollarına gönderdi. Pendik, Kartal, Hereke yollarını Celalilere karşı korumakla görevlendirildiler.
Beri taraftan Celaliler bu kadırgaların yolları üzerinde hazır bulunduklarını işitince İzmit şehrine uğrayarak hesapsız erzaklarını zorla şehir halkından alarak Kocaeli Sancağı  içindeki güzel bahçe ve tarlalar içinden Üsküdar’a gelmeyi planladılar.

Bu haberin İstanbul’a gelmesinin ertesi günü bizzat sadetlü padişah özel gemisine binip iki bin kadar bostancıbaşı, kayıkları ve diğer sandallar ile on iki bin kadar tüfekli kurnaz bostancı yiğitleri, on iki bin baltacı, aşçı, helvacı, ekmekçi, has ahırlı, yedekçiler, kapıcılar, zülüflü baltacılar (Hepsi Saray muhafız askerleridir) ve diğer sayısız asker ile Üsküdar bahçesinde çadır kurdu. O saat on iki bin tüfeklinin Haydarpaşa bahçesinden tâ Ali Bahadır, Seccah Bahadır bağlarına kadar kat kat siperleri girmelerini Bostancıbaşıya ferman etti…
Askerlerin İstanbul’a kaçmalarını engellemek için gemileri Anadolu yakasından karşı tarafa geçirdiler, askerleri gene aynı üniformayı giyen Osmanlı askeri olan Celalilerden ayırmak için atlarının gemlerine yeşil mendiller bağlattılar.…

Nihayet, Bulgurlu, Çamlıca Dağı ve Âli Bahadır bağı taraflarında Celali askerleri göründü. Hemen Sadrazam tarafından peygamber sancağı açıldı. Yetmiş yerde savaş için davullar çalındı. Davul, netir, nekkare, turna göklere yükseldi.
“-Allah Allah!” seslari ile Üsküdar sahrası çalkalandı. Bir saat kadar sonra asilerin çarhacısı Celali Katırcıoğlu adındaki kortacı Bulgurlu dağından aşağı at sürünce Çarhacı Mehmet paşa da bütün askerleri ile bir ağızdan “Allah Allah!” Diyerek Abaza, Çerkez ve Gürcü yiğitlerden oluşan askerler ile hücuma geçti.  Celalilerin üzerine “Hûdur Hû Gaziler!” diyerek asilerin arasına daldı. İki taraf birbirine girdi. Katırcıoğlu askeri çarha savaşı yaparken Gürcü Nebi askeri hazır bekliyordu…

Savaşın kızıştığı anda Gürcü Nebi askerleriyle Bulgurlu’dan aşağı yürüyüşe geçince bütün askerler kol kola girip etrafını çembere aldılar. Gürcü Nebi tam galip gelecek iken top ve tüfek ile açılan yaylım ateşi ile Üsküdar sahrasındaki adam denizi galeyana geldi. Çarhacı Defterzade Mehmet Ağa Gürcü Nebi askeri içine daldı, asker yanladı, toplar teşe başlayınca Celaliler ateş içinde kaldılar, şaşkına döndüler.

-Bre Celaliler bozuldu! Diyerek savaşa hız verildi. Sekiz saat sonra Osmanlı askeri coştu, siperlerde olanlar “Arafat günündeymişçesine “ siperlerden çıkarak vuruşmaya katıldılar, Gekboza’ya (Gebze) varıncaya kadar geri çekilen Celaliler kırıldılar. Kemikli boğazına varıncaya kadar binlercesi paramparça edildi.
Sadrazam Kara Murat Paşa’ya bağlı askerler de Bulgurlu, Kayış pınarı (Kayışdağı), Sarı Kadı ve Kocaeli sınırına kadar Celalileri kırarak kovdular. Bütün askerler bol bol ganimet elde ettiler.

Celaliler üzerine nefir-i âm emirleri verilip “malı sizin canı benim!” Diye fermanlar yazıldı. Bunun üzerine Emirler Celalilerin arkasına düşüp gece ve gündüz yüzlercesini yakalayıp getirmeye başladılar. Padişahın otağı önünde yığılan kellelerin sayısı belli değildi.”

Katırcıoğlu Konusu;

Sadrazam paşa araya girmiş, Katırcıoğlu haramilikten tövbe edip devlete bağlılığını bildirmişti. Bunun üzerine Katırcıoğlu’na Anadolu eyaletinde sancak verilmişti. Beş yüz kadar eli kanlı gözü kanlı, eskiden “Menem diğer nist! (Benim, başkası yoktur! Veya, “En büyük benim!) diyen yiğitler de Girit adasına geçip Deli Hüseyin Paşa ile gece gündüz Allah yolunda mücadele edip yararlı işlerde bulunmuştur. (Seyahatname-C-3-S-60-63)

Adana- Antakya Arasındaki Kürt Eşkiıyalar İle Dürzistan’da Arap İsyanları;
Adana Demirkapı ile İskenderun- Adana arasındaki Payas- Sicin yaylasında yaşayan Cum Kürtleri karargâh kurup yol kesmektedirler. (Seyahatname-C-3-S-32-36)

Çomar Bölükbaşı ve Dürzistan Arap İsyanları;
Evliya Çelebi, Dürzistan’ı şöyle tarif ediyor;
“…Zira bu Şam etrafı Dürzistan ve yirmi adet mezhepsiz, sapık kavimlerin yeri olup yolları da güvenli değildi. Ordunun etrafına gözcüler yerleştirildi ve Şam askeri “”paşa askerinden uzağa yerleştirildi.” Diyerek Şam bölgesinden toplanan askere de “güven zafiyeti” olduğunu ifade etmektedir.

Gürcü Nebi- Katırcıoğlu isyanının bastırılmasının ardından Evliya Çelebi Dürzistan’a yola çıktığında Akşehir civarında konakladığında Gürcü Nebi’nin baş bölükbaşısı olan, “Zal Oğlu Rüstem gibi yiğit, çirkin suratlı, traşlı, acayip yüzlü bir adam”  olarak tanımladığı Çomar Bölükbaşı ile karşılaşır. İçin için korksa da alttan alarak asiyi yumuşatmaya ve Suriye’de yanına gittiği Şam veziri Murteza Ağa’nın yanında görev almasını sağlayabileceğine ikna ederek onu da beraberinde “yedi bayrak” (Yezid yüz) askeri ile kervanına katar. 

Safed Malı denilen Sayda’da Osmanlı’ya karşı asilik eden ve “Bizim devlete asla borcumuz yoktur. Paşa bildiğinden kalmasın!” diyen ve “vergi toplamaya gelen memurları kovan Maanoğlu Emir Merhem, Şeyh Sarı Han, Şeraboğulları ve Turabioğulları adlı şeyhlere karşı toplanılan orduya katılırlar.
Dürzi kabilelerinden Maanoğlu Şeyh Tahir devlete karşı isyan ettiğinde Cebel-i Lübnan’da  yani Lübnan dağı eteğinde Kerk kalesini inşa ettirmiştir.

1683 II. Viyana Kuşatması başarısızlığının ardından gelen Haçlı Saldırılarında askere gereksinim arttığından isyancıların hepsi askere alındılar.

Ayaklanmalar tarımsal üretimi düşürmüş, halk arasında korku ve endişelere sebep olmuş, devlete güveni zayıflatmış hatta ortadan kaldırmış, devletin batı karşısında elini zayıflatmıştır. Keşiflerden ve sonuçlarından bir türlü yararlanmaya kalkamaması devletin ikinci büyük hatası olmuştur. İsyanların ardından "Duraklama Devri'ne" giren imparatorluk 18.yy itibarıyla gerileme ve çöküş dönemlerine girecektir.

Sabetay Sevi tarikatı, Fatih Sultan Mehmet (II. Mehmet) döneminde devlet içine yerleştirilmiş devşirme Yahudi yapılanmasının da etkisiyle 17. yüzyıldan itibaren Aleviler ve Gnostik Hıristiyan mezheplerinden dönmelerin ele geçirdiği Bektaşi ve öteki Sünni olmayan tarikatların, Sabii, Yezidi, Süryanilerin de katılmalarıyla güçlendi ve özellikle 18. yüzyıl sonlarından başlayarak 19. yüzyıl boyunca Ermenilerin Ruslarla ve Vatikan ile sıkı bağları yüzünden ayrılıkçılık yapmalarıyla gözden düşmeleri üzerine devlet idaresinin Yahudilerce teslim alınmasına neden oldu. İki türlü Sabetayist vardır;

Birincisi Türkleri kardeş ve Türk toprağını vatan sayan Sabetayist Yahudiler, Cumhuriyeti kuranların bu tarikattan oldukları bilinir. 
İkincisi ise “birinciler gibi görünüp”, koyu Yahudi milliyetçisi olan ve batılı devletlerin himayesine girmemizi isteyen takiyecilerdir. Bunlara Siyonistler, Masonlar gibi adlar verilmektedir. 11 Kasım 1938’den itibaren iktidarı bu tipler, Rumlar, Sabiler ile dönme Ermeniler ve İslam’cı Kürtler (Mason İslam’ı Nurcular)devleti ele geçirmişlerdir.

Alaeddin Yavuz
Keykubat

(Kynk-Temel Britannica Ansiklopedisinden ve Seyahatname’den yararlanılmıştır.)



Kutupların erimesi,depremlerin etkileriyle dünyanın ekseninin kaymakta olduğu iddialarına ilişkin bir video.Alışık olmadığımız "iklim farklılıkları" yaşamamızın nedeni bu da olabilir.
Video her ne kadar 2012 kehanetlerine göre yapıldıysa da,ben yazdığım yöndeki olasılıkların anlaşılması için koydum.Önemli olan "eksen kayması" nasıl oluyor anlaşılsın!
Bir seyredin bakalım :))


Kaynakça;
Evliya Çelebi Seyahatnamesi,Temel Britanıca Ansiklopedisi,Wikipediya,rehberlik yaptığım dönemden kalan birikimlerim ve yorumlar tümüyle bana aittir.Keşiflerde Wikipediya İngilizce'den bana ait tercümeler vardır.Haritalar Wikipediya ve diğer İnternet kaynaklarından yararlanılmıştır.Yazının ve diğer blog yazılarının link verilmeden verilse de bütünüyle yayınlanması veya çalınması,kopyalayanlar hakkında telif hakları yasal olarak kullanılır.